Bir dili zengin yapan yalnızca kelime sayısı değil; aynı düşünceyi, duyguyu ya da görüntüyü kaç farklı biçimde anlatabildiğimiz de o dilin zenginliğinin göstergesi.
Türkçenin bu konudaki en güzel özelliklerinden biri, kelimeleri yan yana getirerek onlara tek başlarına taşıyamayacakları yeni anlamlar kazandırması.
İkilemeler tam da burada ortaya çıkar.
Türkçe Sözlük’teki ikileme teriminin tanımı şöyle:
“Anlamı güçlendirmek için aynı kelimenin tekrarlanması, anlamları birbirine yakın, karşıt olan veya sesleri birbirini andıran kelimelerin yan yana kullanılması.”
“Yavaş yavaş”, “irili ufaklı”, “eski püskü”, “eş dost”, “akın akın”, “sıkı fıkı”, “karmakarışık”… Türkçe konuşan biri için bunlar hiç yabancı değil. Hatta çoğunu farkında bile olmadan her gün kullanıyoruz.
Oysa ikilemeleri cümleden çıkardığınızda Türkçenin yalnızca anlamının değil, sesinin de eksildiğini fark edersiniz.
“Yağmur yağıyordu” başka bir şey, “yağmur sicim sicim yağıyordu” başka.
“Merdivenleri çıktı” başka bir şey, “merdivenleri dura dura, nefes ala ala çıktı” bambaşka.
“Çok ağladı” dediğinizde bir bilgi verirsiniz ama “hıçkıra hıçkıra ağladı” dediğinizde ise artık yalnızca bilgi değil, sanki görüntü de vardır.
İkilemeler Türkçede anlatımı kuvvetlendirir, ritim yaratır, bazen hareketi, bazen sürekliliği, bazen yoğunluğu, bazen de belirsizliği anlatır.
Üstelik her ikileme aynı yöntemle kurulmaz.
Bazen aynı kelime iki kez söylenir:
açık açık, mavi mavi, güneş güneş, duman duman, sömür sömür…
Bazen birbirine yakın kelimeler yan yana gelir:
eş dost, irili ufaklı, doğru dürüst…
Bazen karşıtlık kurulur:
açık koyu, siyahlı beyazlı…
Bazen kelimelerin anlamından çok sesleri önem kazanır:
afır tafır, alacalı bulacalı, fıştıki fıştıki…
Bazen de ortaya çıkan anlam, kelimelerin tek tek anlamlarının çok ötesine geçer.
İşte Türkçenin asıl güzelliği burada başlar.
Bir kelime iki kere söylenince anlam neden değişiyor?
“Duman” kelimesini düşünelim.
“Duman” yalnızca bir görüntüyü anlatır. Ama “duman duman” dediğinizde kelime bir anda yayılır, çoğalır, adeta görüntüye dönüşür.
“İstanbul toz toz, duman duman yıkılıyor, yapılıyordu.”
Buradaki “duman duman”, yalnızca dumanın varlığını bildirmez. Ortamın yoğunluğunu ve görüntünün yaygınlığını da hissettirir.
Benzer biçimde:
“mavi mavi”
her zaman “çok mavi” demek değildir. Bir kumaşın ya da yüzeyin yer yer mavileşmesini, mavi tonların belirmesini de anlatabilir.
“Sicim sicim” ise yağmurun yalnızca yağdığını değil, ince ve kesintisiz çizgiler halinde indiğini gözümüzde canlandırır.
Yani ikileme, kelimeyi çoğaltırken anlamı da çoğaltır.
Türkçe Sözlük’te çok sayıda ikileme bulunuyor. Fakat dilin gerçek hazinesi yalnızca sözlüklerde kayıt altına alınmış kelimelerden oluşmuyor.
Yazarların, şairlerin ve konuşan insanların dili kullanma biçimi sürekli olarak yeni yapılar üretiyor.
Bir yazarın “biçim biçim” demesi, başka birinin “dükkân dükkân dolaşması”, bir başkasının “kahırlı kahırlı konuşması” sözlüğe girmemiş olsa bile Türkçenin imkânları içinde son derece anlaşılır hale gelebiliyor.
Hatta bazıları, sözlükte bulunan bir ikilemeye yeni bir anlam kazandırabiliyor.
“Alacalı bulacalı” bunun güzel örneklerinden biri. Alaca ile bulaca kelimelerinin yan yana gelmesi, yalnızca renkleri değil, değişkenliği ve çeşitliliği de anlatabiliyor.
“Hepi topu” ise bugün konuşma dilinde çok canlı biçimde yaşayan yapılardan biri:
“Hepi topu otuz beş yaşındaydı.”
Burada artık “hepsi” anlamına yaklaşan, bütünü küçülten ve miktarı sınırlayan bir ifade ortaya çıkıyor.
Türkçede fiillerle kurulan ikilemeler ayrıca dikkat çekici.
Birike birike, dura dura, hıçkıra hıçkıra, ağlaya ağlaya, düşe kalka, söylene söylene…
Bunlar yalnızca eylemi tekrar etmiyor.
Eylemin nasıl gerçekleştiğini anlatıyor.
“Yürüdü” ile “düşe kalka yürüdü” arasında büyük fark var.
“Konuştu” ile “söylene söylene konuştu” aynı şey değil.
“Bekledi” ile “baka baka bekledi” arasında bile anlatım bakımından sanki başka bir dünya var.
İkileme burada neredeyse küçük bir kamera gibi çalışır. Eylemi durdurur, büyütür ve bize gösterir.
Türkçe bazen kelimeleri yan yana getirerek resim çizer.
Belki de ikilemelerin en önemli özelliği budur.
Türkçe, bazı durumlarda tek bir kelimeyle anlatılabilecek şeyi iki kelimeyle anlatmayı tercih eder. Çünkü amaç yalnızca bilgi vermek değil, o bilginin zihinde bir görüntü oluşturmasını sağlamaktır.
“İnsanlar geldi.”
“İnsanlar akın akın geldi.”
İkinci cümlede artık yalnızca gelen insanların sayısını değil, geliş biçimlerini de görürüz.
“Çocuk ağladı.”
“Çocuk hıçkıra hıçkıra ağladı.”
Bu kez sesini bile duyarız.
“Yağmur yağdı.”
“Yağmur sicim sicim yağdı.”
Artık yağmur gözümüzün önündedir.
Bu yüzden ikilemeler Türkçenin yalnızca söz varlığını değil, görsel ve işitsel anlatım kapasitesini de gösterir.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
