Yazıdan önce sözde başlayan iletişim dili sosyal çevreye, öğrenim durumuna, dönemin konuşma modasına ve iletişimde bulunulan kişilerle yakınlık derecesine göre farklılık gösterir.
Yerine göre tercih edilecek söz varlığı ve telaffuzda standart dilin gerektirdiği ölçütler azami dikkatle inşa edilirken zaman zaman da dil, süzgeçten geçirilmeyen bir kullanım biçimine bürünür.
Nihayetinde yerli ve yabancı kelimeler, deyimler, atasözleri, halk deyişleri, terimler, teklifsiz konuşmanın ifade şekilleri, kaba söylemler, argo, jargon, küfür, vb. kategorilerde değerlendirilen bütün bir söz varlığı, dilin kelime hazinesiyle birlikte o dili konuşanların kültür, inanç, değer ve yaşantılarına yönelik bilgiler içeren önemli bir kaynak niteliği taşır. Bu kaynağın gelecek kuşaklara aktarımında ve unutulmamasında ise işin büyük kısmı sözlüklere, dolayısıyla sözlük bilimi araştırmacılarına düşer.
Ne var ki gerek yazıda kullanımına gerekse sözlüklerde kayda geçirilmesine karşı mesafeli durulan birtakım ifadeler, dilde doğduğu gibi ömrünü tamamlayarak yok olup gitmiştir. Ayrımları tam olarak yapılamayan, dolayısıyla terim birliğine de varılamadığından farklı sözlüklerde argo, kaba söylem, küfür, deyim, halk deyişi, jargon gibi ifadelerle kategorileştirilen bazı sözler, konuşma dilinde her ne kadar geniş bir kullanım alanına sahipse de sözlük sahası çalışmalarında yakın zamana kadar sınırlı ölçüde incelenmiştir.
Elbette bu durumun sebepleri vardır: Argo ve diğer kaba söylemler, herkes tarafından bilinmesi, bilinse dahi duyulması, konuşulması istenmeyen ve bazı kesimlerce de hoş karşılanmayan bir söz varlığını oluşturur. Bu türden ifadelerin yazıya geçirilmesi, çoğunluğun erişebileceği medya araçlarında kullanılması, estetik kaygı ve güzellik ölçütleriyle tartışılagelen edebî eserlerde yer alması ise daha da tepki çekmiştir.
Yine de belirtmek gerekir ki her ne kadar ağırlıklı olarak son birkaç yüzyıldır üzerine araştırmalar yapılıyor ve edebî eserlerde yer veriliyor görünse de Kaşgarlı Mahmut tarafından 1072’de tamamlanan, Türkçenin ilk sözlüğü kabul edilen Dîvânu Lugâti’t-Türk’te dahi argo sayılabilecek ifadelere rastlanmıştır. Bu sözlük argonun aslında sadece modern çağın konularından biri olmadığının erken dönem kanıtıdır.
O tarihten bu zamana ise müstakil olarak argonun en kapsamlı sözlüğünü meydana getirebilen isim Hulki Aktunç olmuştur. Bu bakımdan Aktunç, Büyük Argo Sözlüğü (Tanıklarıyla) ile Türkçe argo söz varlığının kayda geçirilmesi bağlamında hem ele aldığı içerik hem de sözlüğü hazırlama yöntemi bakımından önemli bir yere sahiptir.
Argo Kavramı ve İşlevi Argo, geçmişte “külhanbeyi ağzı”, “tulumbacı ağzı”, “ayak takımı ağzı” gibi Türkçe kurallı ifadelerle veya “bayağıların, aşağı olanların dili” karşılığında “lisan-ı hezele” yahut “rezil kimselerin dili” demek olan “lisan-ı erâzil” biçimindeki yabancı kurallı tamlamalarla adlandırılmıştır (Ersoylu, 2004: 13).
Kavram üzerinde duranların çoğu, argoyu farklı sosyal çevrelerden veya ortaklıklardan ileri gelen gruplar arasında kullanılan bir tür özel/gizli dil olarak değerlendirir. Aktunç’a göre argo “kendi sosyal çevreleri ile sınırlı yaşayan ve genel olarak toplumun, özel olarak da içinde bulundukları topluluğun geri kalan kesiminden ayrılmak ve/ya korunmak isteyen yaşama ortamları ve biçimleri birbirine yakın kişilerce yaratılıp benimsenmiş” sözler ve bu sözlere dayalı konuşma şeklidir (1998: 16).

Mehmet Arslan’ın (2004) ağırlıklı olarak Ferit Devellioğlu, Hulki Aktunç ve Özdemir Kaptan’ın (Arkan) eserlerinden hareketle argonun dil olarak niteliklerini belirttiği 24 madde dikkate değerdir.
Hacmi yaklaşık 5 sayfayı bulan bu maddeler kısaca şöyledir:
1-Her argo bir dile bağlıdır, ancak bağlı olduğu dili bilenlerce anlaşılabilir; kendi başına bağımsız bir dil değildir.
2-Her argo, dilin doğal söz varlığı üzerine kurulur; özel bir kelime hazinesi olmakla birlikte ait olduğu dilin kurallarını izler.
3-Bir kelimenin argo sayılması için günlük dildeki anlamından farklı, topluluk içinde özel bir anlam kazanması gerekir; hakaret içermesi, tek başına argo olmasını sağlamaz.
4-Her dil içinde çeşitli alt argolar bulunur: Bölgesel, mesleksel veya öğrenci argosu, Beyoğlu argosu gibi topluluk içi argolar bu çeşitliliği gösterir.
5-Aynı sözcük, farklı argolarda farklı anlamlar taşıyabilir; genel argoda başka, öğrenci argosunda bambaşka bir anlam kazanabilir.
6-Argo, çok dilli kökenlere açıktır: Ermenice, Rumca, Arapça, Çingenece vb. pek çok dilden alınmış kelime içerir.
7-Argonun gizliliği önemlidir, bir kişi argo kelimeleri bilse bile topluluk içi bağlamı bilmeden anlamlandıramaz.
8-Argo, geniş toplum tarafından bilinmeye başladığında “argo” niteliğini yitirir; gizlilik ortadan kalktıkça argo sıradanlaşır.
9-Argo, genellikle belirli çevrelerde doğar; şehir alt kültürleri, belirli meslek grupları veya belirli sosyal kümeler arasında gelişir.
10-Argo, her ne kadar kaba bir dil olarak görünse de her kaba söz argo değildir; küfür, argoda yer alabilir ancak argonun tamamı küfür değildir.
11-Argo, saf bir dil değildir; dilin günlük kullanımı içine serpiştirilmiş biçimde görünür, tek başına argo sözcüklerle kurulu cümle nadirdir.
12-Argo, sürekli değişen canlı bir dildir; hem gizlilik hem de moda etkisi nedeniyle argo ifadeler hızla dönüşür.
13-Argo, yapma bir dil değildir; Esperanto gibi yapay dillerden farklı olarak doğal bir biçimde, kullanım içinde gelişir.
14-Argo, şifreli bir dil değildir; şifreleme mantığıyla üretilmemiştir, gelişiminde doğallık esastır.
15-Argo, özel bir dildir fakat her özel dil argo değildir; tıp dili, hukuk dili gibi mesleki jargonlar özel dil sayılır ama argo değildir.
16-Argoda meslek dillerinden kelimeler bulunabilir ama meslek dili argo değildir; dilin günlük kullanımına giren bazı mesleki terimler ise argo niteliği kazanabilir.
17-Bazı argo kelimelerin kökeni tarihle ilişkilidir; bu kelimeler kullanıldığı dönemin sosyal bağlamına göre anlam kazanır.
18-Argo konuşanlar, kelimeleri aşina veya kayıtsız bir tonda telaffuz eder; konuşma biçimi, argo kullanımının ayırt edici bir unsurudur.
19-Türk argosunda genellikle şimdiki zaman hâkimdir.
20-Türk argosunda dudaklar büzülür, heceler kısalır; yani fonetik özellikler belirgindir. Bu söyleyiş biçimi, argonun ayırıcı sesi hâline gelir.
21-İstanbul argosu, Türk argosunun gelişiminde merkezi konumdadır: Karaköy, Aksaray, Kumkapı gibi semtler geleneksel argo merkezleridir.
22-Argo, özel dildir ama tüm özel diller argo değildir. Özel dil, topluluk dilidir; argo, bu topluluk içinde oluşan gizli alt dildir.
23-Argo, yapay bir dil değildir; doğal süreçlerle oluşur.
24-Argo, yaşayan bir dil katmanıdır, durmadan değişir ve dönüşür; yeni kelimeler doğar, eskiler kaybolur. Bu dikkatlerle oluşturulacak argo sözlükleri, sosyal değişimlerle güncellenen argo ifadelerin unutulmasının önüne geçecektir.
(Hande Bulduk, tdk.gov.tr)
Makalenin devamını okumak için tıklayın
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
