Nadejda Alliluyeva’nın ölümü, Sovyet tarihinin hâlâ karanlıkta kalmış gizemli sayfaları arasında yer alıyor.
Devrimci bir kadın olan Alliluyeva, 22 Eylül 1901’de Bakü’de doğdu, daha sonra St. Petersburg’da yaşadı. Ailesi devrim öncesinde, aralarında Josef Stalin’in de bulunduğu Bolşevik liderleri evlerinde sakladı.
Alliluyeva, 18 yaşına gelince çocukluğundan beri tanıdığı kendisinden 23 yaş büyük Stalin’le evlendi, iki çocukları oldu. Mücadeleye katkıda bulunmayı sürdürmek istedi ve devrim lideri Vladimir Lenin’in sekreterliğini yaptı.
Lenin’in ölümünden sonra Sovyetlerin “First Lady”si oldu ama o partideki faaliyetine devam etmek istediği için çocuklarına bakıcı tuttu. İkinci çocukları Svetlana, annesinin kendisine sert davrandığını, babası Stalin’in korktuğu tek kişinin de o olduğunu söylüyor.
8 Kasım 1932 gecesi, Kremlin’de düzenlenen bir resepsiyonda Alliluyeva ile Stalin arasında sert bir tartışma yaşandığı anlatılıyor. Tanıkların iddiasına göre, Stalin’in eşine karşı küçümseyici bir tavır sergilemesi ve hakaret etmesi, zaten uzun süredir ruhsal bunalım yaşayan Nadejda’yı derinden sarstı.
Masada parti yöneticileri ve aile üyeleri vardı. Yine tanıkların iddiasına göre, Stalin gece boyunca eşine soğuk davrandı. Hatta tartışma nedeniyle sinirlenerek önündeki sigara izmaritlerini (kimine göre ekmek parçalarını) eşine fırlattığı ve alaycı biçimde hitap ettiği iddia ediliyor.
Alliluyeva bunun üzerine salondan sessizce ayrıldı, dairesine çıktı ve sabaha karşı kardeşinin hediyesi küçük bir tabancayla kalbinin yakınına ateş ederek yaşamına son verdi. Ertesi sabah hizmetliler 31 yaşındaki kadını yerde, yanında bir mektup ve tabancayla buldu. Ancak o mektubun içeriği hiçbir zaman kamuoyuna açıklanmadı. Sovyet yönetimi olayın üstünü kapatmak için ölüm nedenini yıllarca “ani hastalık” olarak duyurdu, fakat daha sonra bunun bir intihar olduğu anlaşıldı.
Birçok tarihçi, bu olayın Stalin üzerinde derin bir psikolojik iz bıraktığını ve sonraki yıllarda biraz daha sertleşen kişiliğinde önemli bir kırılma noktası olduğunu düşünüyor.
Alliluyeva uzun süredir hem fiziksel ağrılar hem de ağır bir ruhsal çöküntü yaşıyordu. Şiddetli baş ağrıları, uykusuzluk ve derin yalnızlık hissi çektiği biliniyor. Dışarıdan bakıldığında Sovyetler Birliği’nin en güçlü adamının eşi görünse de, Kremlin’in kapalı dünyasında giderek daha yalnız bir hayata sürüklenmişti. Stalin’in sert yönetiminden rahatsız olduğu yolunda doğrulanmayan iddialar da var.
Stalin’in cenazede eşinin tabutuna baktıktan sonra “Beni düşman gibi terk etti” dediği söyleniyor. Dışarıdan sert görünse de bu olayın onu derinden sarstığı düşünülüyor. Bazı tarihçiler, Nadejda’nın ölümünden sonra Stalin’in daha kuşkucu, daha içine kapanık hale geldiğini, 1930’ların büyük tasfiyelerine giden ruh halinin bu kişisel yıkımla daha da sertleştiğini savunuyor.
O dönemde Kremlin’de Koruma Müdürü olan Karl Pauker, “Stalin Nadejda’ya sert davranırdı ama alev gibi parladığı için ondan korktuğu zamanlar da olurdu. Özellikle yüzündeki gülümseme kaybolduğunda” diyor.
Nadejda Alliluyeva eşininin kendisini aldattığından şüpheleniyordu ama Stalin’in sekreterliğini yapan Boris Bajanov bunun doğru olmadığını söylüyor.
İlgili yazı:
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
