Lise ikinci sınıftaydım Uğur Mumcu katledildiğinde. Televizyonlar, gazeteler bu korkunç cinayetten ve Mumcu’nun gazeteciliğinden bahsediyordu: Usta gazeteciydi, araştırmacı gazeteciydi, her şeyden önce dürüst bir gazeteciydi. Çok üzülmüş ve çok öfkelenmiştim bu cinayete.
O zamanlar henüz pek bir şey bilmiyordum hakkında. Ama evde bütün kitapları vardı. Babam bir gün elinde bir koliyle gelmişti okuldan eve. İçinde Mumcu’nun kitapları, yan yana, omuz omuza. Birkaç kitabı okumaya girişmiştim o günlerde ama boyumu aşan kitaplardı, biraz ondan biraz bundan okumuş, pes etmiştim. “Sakıncalı Piyade”yi okuyup bitirebilmiş, az çok bir şeyler anlamıştım.
Derken edebiyat dersi sınavı gelip çatmıştı. Kompozisyon yazacaktık, konu serbestti. Uğur Mumcu’yu yazacaktım tabii. Yazdım, içimdeki acı, öfke birazcık dindi. Aradan birkaç gün geçti, sınav sonuçlarını açıkladı hoca. En önce benim ismimi okudu ve ayağa kalkmamı söyledi. Kalktım. “15” dedi. Sonra sınıfın geri kalanının bol kepçe notlarını okudu ama onları ayağa kaldırmadı. Ben şaşkınlık içindeydim: Edebiyat dersinden, kompozisyon sınavından 15 almıştım. Mümkün değildi, olamazdı.
Hocanın ideolojisi, dünya görüşü, ezberleri, değer yargıları bana bu notu uygun görmüştü. Yazdıklarımı sakıncalı bulmuştu mutlaka. İçimdeki acı ve öfke yeniden alevlenmişti. Sonra bana ekstra sözlü bir sınav yaptı, türlü nasihatler vererek beni edebiyat dersinden geçirdi!
Aradan yıllar geçti, ben gazetecilik okudum, gazeteci oldum, yolumu aydınlatan, beni besleyen hep edebiyat oldu. Gazetecilik ve insan hakları üzerine yüksek lisans tezi yazdım, edebiyatla beslendi bu tez de.
Ha bu arada henüz gazetecilik öğrencisiyken Eskişehir’in yerel gazetelerinden birinde Uğur Mumcu hakkında yazdım. Demem o ki edebiyat sınavından aldığım o 15 puan ve hocanın nasihatleri bana sökmedi, beni durduramadı.
Uğurlar olsun…
***
Doğru değerlendirmenin önündeki en büyük engel değer yargıları, değer biçmeler, değer atfetmeler, ezberler, ön yargılar, “ahlâklar”, -izm’lerdir. Köleştirir, sağırlaştırır, dilsizleştirir insanları bunlar. Bunlarla değerlendirme yapanlara söz söylemek, söylediğin sözün anlaşılması mümkün değildir ne yazık ki.
Kavgalar didişmeler de hep buradan çıkıyor, insanın değeri harcanıyor. Arkadaşımızla, sevgilimizle, ailemizle, işimizi/mesleğimizi yaparken yaşanan hemen her sorunun temelinde bu değer/değerler/ doğru değerlendirme bilgisinin eksikliği, felsefi etik bilginin eksikliği var. O nedenle de İoanna Kuçuradi’nin etiği çok kıymetli.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
