Cuma, 30 Oca 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Köşe YazılarıManşet

Şiddetin ekososyolojisi

İnan Özbek
Son güncelleme: 30 Ocak 2026 08:12
İnan Özbek
Paylaş
Paylaş

Ülkemizde zaman zaman yaşanan fiziksel şiddet vakaları son günlerde öylesine artmış, sıklıkları ve sarsıcılıklarıyla öyle bir hal almıştır ki, yaşananların olağan adi vakalar olarak görülme imkanı ortadan kalkmıştır.

Hemen her gün karşılaştığımız; birilerinin eşine, sevgilisine ya da aile üyelerine yani en yakınındaki kişilere uyguladıkları ağır fiziksel şiddet ve öldürme olayları, çok sayıda insanımızın sorunlarıyla baş edemediklerini, yaşamlarını yönetemediklerini ve giderek ruhsal dengelerinin bozulduğunu, çok çok acı olaylarla bizlere göstermekte.

Şiddetin bu ölçüde yaygınlaşması, iletişim teknolojisinin çok gelişmesinden ötürü önceleri gizli kalan, duyulmayan vakaların da artık çok hızlı duyulduğu gerçeğiyle de açıklanabilir olmaktan uzaktır.

Fiziksel saldırıların ve öldürme olaylarının bu denli yaygınlaşarak, toplumumuzu adeta bir korku toplumuna dönüştürmeye başlamış olmasının kökeninde neler var acaba?

Bahsettiğimiz işte bu hastalıklı bünyeyi yaratan birçok unsurun var olduğu, yine birçok nedenin bir araya gelmesiyle oluşmuş karmaşık tabloyla karşı karşıya bulunduğumuz kuşkusuzdur. Ancak bu sebeplerden bazılarının özellikle ön plana çıkmış bulunduklarını da kabul etmemiz gerekir.

Şöyle ki: Toplumun geleneksel değerleri ve muhafazakârlık, konjonktürel olarak ve zamanın ruhuna uygun bir biçimde güçleniyor gözükse de, bu yükseliş sadece şekilden ve sembollerden ibaret kalmakta, aslında gelenek hızla zayıflamaktadır.

Hızla erimekte olan gelenekle birlikte aile bağları, aile ve akraba dayanışması da güçlü bir biçimde törpülenmekte, bireyler maddi ve manevi anlamda yalnızlaşmakta ve kendi gerçekleriyle baş başa kalmaktadır.

Kentlileşme ve kapitalistleşmeyle at başı giden bireyselleşme de, kuşaklar arasındaki değer aktarım zincirlerini koparmış, diğerkâmlık ve yardımlaşma gibi değerlerin kaybolmaya başlaması, bu erdemlerin aktarılmasını da  imkansız kılarak kişileri değer yoksunu bir hale sokmuş oldu.

Süratli bir biçimde ilerleyen bireyselleşme, özellikle kadınlarımız açısından olumlu gelişmeler olarak; kendini ifade edebilme, kimliğini ortaya koyabilme, kendini gerçekleştirme ve bir başkasına tabi olmama sonuçlarını doğurmaya başladı. Ancak erkekçe kalıplarla ataerkil ve aslında oldukça bencil bir biçimde yetiştirilmiş bulunan, kendisini kadının sahibi gibi görüp toplumsal kimliğini bunun üzerine kuran kimi erkeklerimiz bu sürece ayak uyduramamış, sonuç olarak çiftler arasında ciddi gerginlikler ve dramatik olaylarla biten çatışmalar kaçınılmaz olmuştur.

Bütün bu sebeplerle birleşen, aslında en etkilisi ve en belirleyicisi olan ekonomik gerçekler de bu bunalım tablosunu tamamlamış oldu maalesef.

İyice kapitalize olan ve tam bir tüketim toplumuna dönüşmüş bulunan ülkemizde insanlar, mutluluğu tüketim düzeyiyle özdeşleştirerek, tüketebildiği ölçüde mutlu, tüketemediği zamansa mutsuz ve sorunlu olan bireylere dönüşmüşlerdir. 

Erkeğiyle, kadınıyla ve çocuğuyla iyice talepkarlaşmış bulunan ve tüketimi yaşamının adeta birincil amacı haline getiren insanlarımız, tüketememeye başladıkları noktada lazım gelen kanaatkarlık, fedakarlık ve dayanışma duygularını yitirmiş, bencilleşmiş ve hırçınlaşmışlarıdır.

Para kazanmanın zor  harcamanınsa son derece kolay olduğu ülkemizin ekonomik şartlarına, salgının ekonomiyi küçülten, yüksek oranlı işsizlik ve gelir kayıpları yaratan etkileri de eklenince, yaşanagelen feci olayların sıklığı iyice artmış oldu.

Kapitalistleşmenin ve parasallaşmanın geriye döndürülemezliğini göz önüne alırsak, hızlı ekonomik büyümeyle insanlarımızın gelirlerini arttırmamız, bireysel rahatlık ve sosyal denge açılarından şart gözükmektedir. Aksi halde korkarım ki, yaşadığımız bugünler nispeten iyi günlerimiz olacak, ileride çok daha kötülerini yaşamak durumunda kalacağız.

Fotoğraf: VOA

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Yazanİnan Özbek
Takip et:
İstanbul Üniversitesi'nden mezun. Uzun yıllar bankacılık ve finans sektöründe çalıştı. Ekonomi tarihi ve teorileri alanlarında derinleşmeye çalışmakla birlikte, güncel ekonomik gelişmeler hakkında da fikir yürütme çabasında.
Önceki Makale Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

GünlükManşet

Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
30 Ocak 2026
GünlükManşet

Kadınlara Taliban işkencesi

Medya Günlüğü
30 Ocak 2026
GünlükManşet

Medyanın “ahlak bekçisi”

Medya Günlüğü
30 Ocak 2026
*Köşe Yazıları

İsrail’de normalleşmeyen devlet

Metin Duyar
30 Ocak 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?