1973 yılında yayımlanan “Destan Gönüller” adını taşıyan roman, Selim İleri’nin öyküyle adım attığı edebiyat dünyasındaki romancılığının başlangıcıdır.
On iki bölümden oluşan “Destan Gönüller”in adını Doğan Hızlan koymuştur. Selim İleri, bu ilk romanını uzun öykü olarak değerlendirir. Yazar, romanı yazarken Balzac, Kerime Nadir ve Reşat Nuri Güntekin’in eserlerinden oldukça etkilenmiştir. “Destan Gönüller”, yazarın diğer romanlarıyla kıyaslandığında aslında bir roman denemesidir denilebilir.
Romanda üniversite öğrencisi Yusuf’un çocukluk döneminden üniversite yıllarına uzanan zaman aralığında yaşadığı olaylar, kişiliğine damga vuran insanlar ve onlarla ilişkileri geriye dönüşlerle farklı zaman kesitleri hâlinde verilir. Yusuf’un anlatıcılığıyla aktarılan roman, iç monologların çokluğu nedeniyle psikolojik yönü ağır basan bir romandır.
“Destan Gönüller” romanında olay zamanı, bir günün sabahından sonraki günün sabahına kadar geçen süreyi kapsar. Zaman unsurunun bu şekilde kullanımı ve sürekli geriye dönüşlerle geçmiş–şimdi arasında gidip gelmesi, romanın modernist özelliklerinden biridir. Şimdiki zamana ait olayların anlatımından ziyade Yusuf’un sürekli geçmişe giderek hayatını ve olayları yorumlaması, romanda belleği önemli bir unsur hâline getirmiştir.
Yusuf, hatırladıkça var olan ve varlığını sadece belleği üzerinden gerçekleştiren bir kahraman tipi çizer. Bu durum, Selim İleri’nin sonraki romanlarında ısrarla takip edeceği yolun başlangıcını oluşturur. Selim İleri’nin romanlarında bellek, yalnızca geçmişi hatırlama edimi olarak kalmaz; anlatının kurucu ilkesi, kimlik inşasının zemini ve estetik bir tutum olarak belirir.
İleri’nin romancılığında bellek, çoğu zaman kayıp, pişmanlık, melankoli ve nostalji duygularıyla iç içe ilerler. Bellek onun romanlarında aynı zamanda lineer zaman anlayışını bozan bir işleve sahiptir. Roman kişilerinin bilinçleri, şimdiki zamanla geçmiş arasında sürekli gidip gelir; hatırlama, anlatının akışını kesintiye uğratan ama aynı zamanda onu derinleştiren bir unsur hâline gelir.
Bu yönüyle bellek, Proustçu anlamda geçmişin edilgin bir yansıması değil; şimdiki zamanda yeniden kurulan, seçilen ve dönüştürülen bir alandır. İkinci olarak bellek, Selim İleri’nin romanlarında bireysel olanla toplumsal olanı buluşturan bir eşik işlevi görür. Kahramanların kişisel anıları; eski İstanbul, kaybolmuş mekânlar, unutulmuş hayat tarzları ve edebî çevreler aracılığıyla kültürel belleğe açılır.
Böylece romanlar, yalnız bireysel bir hatırlamanın değil, aynı zamanda Cumhuriyet sonrası Türk modernleşmesinin yarattığı kopuşların da anlatısına dönüşür. Bellek, bu anlamda kaybolan dünyanın da izini sürer. Üçüncü olarak Selim İleri’nin romanlarında bellek, çoğu zaman acı veren, huzursuz edici bir nitelik taşır.
Hatırlamak, iyileştirici olmaktan çok eksikliği ve telafisizliği görünür kılar. Roman kişileri geçmişe sığındıkça bugünden uzaklaşırlar. Bellek, onun romanlarında bir korunma alanı olduğu kadar bir hapsolma biçimine de dönüşür. Bu durum, Selim İleri’nin melankolik anlatı tonunu belirleyen temel unsurlardan biridir. Son olarak bellek, Selim İleri’nin roman sanatında yazma ediminin kendisiyle de ilişkilidir. Anlatmak, hatırlamayı mümkün kılan bir eylem; roman ise belleğin kayda geçirilmiş hâli olarak düşünülür.
Bu nedenle Selim İleri’nin romanları hem bireyin kendi geçmişiyle hem de edebiyatın kendi hafızasıyla kurduğu ilişkiyi sorgulayan metinler olarak okunabilir. “Destan Gönüller”de bellek, zamandaki ileri geri gidiş gelişlerde devrede olan bir işleve sahiptir. Anılarla yaşananlar birbirine karışır. Bu durum aslında Yusuf’un şimdiki zamandan duyduğu huzursuzluktan kaçışı için sürekli geçmişe dönme arzusunun sonucudur; ancak geçmişe her gittiğinde orada da ruhunu acıtan olaylarla karşılaşır.
Romanın başında Yusuf, annesiyle olan ilişkisinin şimdiki zamandaki problemli havasından uzaklaşıp yatılı okul günlerini ve gençlik aşkı Meliha’yla yaşadıklarını hatırlar ve hatırlamalar üzerinden farklı zaman dilimlerinde yaşadıklarına yer verir. Okur, bütün bunların Yusuf’un ruhunda yarattığı trajik duyguyu görme fırsatı bulmuş olur.
(Murat Kacıroğlu, tdk.gov.tr)
Yazının devamını okumak için tıklayın
Fotoğraf: Hürriyet
İlgili yazı:
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
