Cuma, 30 Oca 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Köşe Yazıları

Şeker içme modasını kim çıkardı?

Dr. Nevin Sütlaş
Son güncelleme: 14 Aralık 2025 17:54
Dr. Nevin Sütlaş
Paylaş
Paylaş

Fast food tarzı bir restoranda kasa önünde sipariş verme sırasındaydık.

Biri kola isteyince kasiyer eline kocaman bir plastik bardak verdi, otomatı işaret ederek. (Amerika’da Fast food restoranlarda meşrubat bardağı satın aldınızsa açıkta duran makinadan istediğiniz kadar doldurup içebiliyorsunuz, kaç kere doldurduğunuzu sayan yok. Hatta giderken yeniden doldurup yolluk olarak almak bile mümkün. Üstelik o boş bardağın fiyatı pek de pahalı değil.)

Sırası gelen arkadaşım siparişini verdi ve içecek sorusuna su dediğinde kasiyer eline minicik bir boş bardak tutuşturdu. Meşrubat otomatında su deposu da olduğu için. Arkadaşım bardağın küçüklüğüne şaşırarak ötekine verdiği gibi büyük bardak istedi. “Olmaz” diye kasiyer kız diretince “Üç kuruşluk plastik bardak, niye büyüğünü vermiyor ki” diye söylendi arkadaşım. Ben de ona bardakların boyunu kasten ayırdıklarını çünkü aynı boyda olsa kimin meşrubat kimin su aldığını kontrol edemeyeceklerini söyledim. Ancak bu laf kola bardağının su bardağının birkaç katı büyüklüğünde olmasını açıklamıyordu. 

Florida’ya ilk geldiğimde kimi görsem elinde bir şişe oluşunu havanın hep sıcak oluşuna bağlıyordum. Ancak şişelerdekinin su değil de meşrubat oluşundan huylanmadım değil. Bebek arabasındaki miniciklerin bile biberonunda bu boyalı suları gördükçe kızmaktan bezdim sonunda. Ancak zamanla sorunun asıl nedenini kavradım. Amerikalıların bu kadar büyük gövdeli olmalarının nedeni çok yemeleri elbette ama ondan da önemlisi çok içmeleri. Ağzından emziğini düşürmeyen bebekler gibi devamlı olarak meşrubat tüketiyorlar su yerine. Bizim meşrubat ya da gazoz dediklerimize soda diyorlar. Biz soda deyince tuzlu bir sıvı anlarız ya, burada soda şekerli hem de bol şekerli. Amerika’da sürekli olarak soda yani şeker içiliyor. 

Amerika’nın en büyük belası kola. Sardım ve de taktım ben bu kola meselesine. Florida’ya çok da uzak olmayan bir şehir olan Atlanta Coca-Cola’nın başşehri. Ancak Florida’nın fatihi Pepsi Cola. Hangisinin 1, hangisinin 2 olduğunun hiç de önemi yok aslında. Her iki firma da çok ama çok satıyor. ÇOOOOK satıyor. (2024 yılında sadece Coca-Cola’nın sadece Florida’da gazlı içecek cirosu 2 milyon dolar, varın bütün Amerika’daki ve de dünyadaki satışını siz hesaplayın.) 

Her iki firma da çeşit çeşit kola satmakla kalmıyor, yüzlerce çeşit başka soda da satıyorlar. Evet, birkaç çeşit değil yüzlerce çeşit ürünleri var. Bütün bu ürünleri satmak için de inanılmaz reklam bütçeleri ve becerileri var. Bu sayede sokakta gördüğüm herkesin elinde bir meşrubat şişesi var. 

Ne kadar büyük olsa da sadece açık reklamla dönmüyor bu devasa çark. Yaptıkları kulisin gücü de inanılır gibi değil. Örneğin doktorlar, sıvı elektrolit eksiği var diye yaşlılara bu marka, içinde beslenme desteği var diye hastalara şu marka, içinde vitamin takviyesi var diye bebelere o marka, yani herkese bir başka marka meşrubat tavsiye ediyor. Böylece herkes doktor tavsiyesi diye gönül rahatlığıyla sodasını yani şekerini yudumluyor. Daha da neler neler…

Amerika’da sadece içeceklere değil her şeye şeker katıyorlar. Aklınıza gelen gelmeyen her şeye. Ete, balığa, tavuğa, sebzelere, hatta ekmeğe şeker katıyorlar. Süt bile tatlı (Süte de doğrudan mı katıyorlar yoksa hayvanların besinlerine mi ekliyorlar bilmem). Amerika’da her şey tatlı. Tuzlu yiyecekler de tatlı. 

İster yiyerek ister içerek ama sürekli şeker yutuluyor. O yüzden de insülin salgısı deliriyor, insülin sapıttıkça açlık hissi de insanı delirtiyor. Yedikçe yiyesin geliyor ve de içtikçe içesin. Ancak bunun nedeni sadece azıtmış insülin değil, şeker bağımlılık da yapıyor çünkü. 

Şeker demek obezite demek. Obezite yani şişkoluk demek şekerle zehirlenmek demek. Yiyip yiyip şişmek, şişip şişip patlayamamak demek. Şeker ölüm davetiyesiyse de ölemeden sürünmek de demek.

Sonuçta bize ne onlardan, Amerikalılar yesin içsin, şişsin, pişsin, sürünsün, onu da mı biz düşüneceğiz dediyseniz çok yanıldınız. O işler öyle olmuyor, işin ucu herkese dokunuyor çünkü. Herkesi vuran bu çarkın nasıl döndüğü hakkında Jacques Peretti adlı bir gazetecinin röportajlar bütünü halindeki “Dünyayı Değiştiren Gizli Anlaşmalar” kitabından alakasız görünen kısa bir not aktarayım: 

“Sigara endüstrisi, sigaranın kanser yaptığı gerçeğini yalanlamak için milyar dolarlar harcadı 1960-70’lerde. Ancak sonunda havlu atmak zorunda kaldılar. Attıkları havlu ABD içindi. Çünkü bu çabaları sırasında dünyanın bütünü düşünüldüğünde ABD’nin o kadar da büyük bir pazar olmadığını hatırlayıp diğer coğrafyalarda yepyeni müşteriler yaratmayı becerdiler.” 

Benzer senaryo şimdi şeker için de yineleniyor. Şekerli ürünler sayesinde kazançlarına kazanç katan gıda devleri de 1980’lerden itibaren baş edilemez hale gelen obezite salgını yüzünden dara düştüler. Kalp krizi yüzünden arşa ulaşan ölümlerle taçlanan obezite belasının faturasını çok pahalı kulisler yaparak yağa çıkardılar. Yağ (kolesterol) konusunun pazara sunumu işi biraz geciktirse de sonunda şekerin foyası iyice ortaya çıktı. Kanada, İskandinavya falan filan, şekeri zapturapt altına almayı becerdi. Engel olmak için ellerinden geleni fazlasıyla yaptılarsa da sonunda Amerika’da da şekerin kokusu arşa çıktı. O nedenle sigaradaki gibi bir senaryo kullanıma sokuldu: Madem ABD pazarı daralıyor, o halde gelsin yeni pazarlar. Dünya Amerika’dan çok daha büyük. İşte o kocaman dünya, kocaman devlerin ayakları altında minicik. “Bu sana çok yararlı” diye diye içirmeyecekleri “ot” yutturmayacakları zort yok insan evladına… 

Biz akıllıyız, bu numaraları yutmayız diyorsanız, Çamlıca gazozundan yola çıkıp “ev yapımı tadında limonata”lara nasıl geldiğimizi veee bu yolculuk sırasında yani son 20-30 sene zarfında toplum olarak ortalama kaç kilo genişlediğimizi hatırlayıverin. Boşuna dememişler Amerika hapşırınca biz nezle oluruz diye. Sigara hikâyesine bakın da anlayın: ABD sigarayı yasakladı. Bizde tüketim arttı. Sonunda bizde de yasaklandı. Yasaklara dayılanmak huyumuz olduğundan içenlerin sayısı ve de içtikleri miktar daha da arttı. Şimdi sıra şekerde. (Esrar/mariuana konusu da benzer senaryo ile ilerliyor ama şimdi konumuz o değil) 

Yağlanmış (aslı karbonhidrata bulanmış) bedenlere obez deniyor. Kapitalizmin globalizme evrilmesiyle obez lafına biz de alıştıksa da ben dedikodu yapmasam olmaz: Bu kavramın üreticisi olan Amerikalılar var ya Amerikalılar, 10 yıldır onları gözlüyorum; obez falan değiller “morbid” obezler. Hadi tıbbi jargonu bırakıp gündelik dille söyleyeyim; bunlara şişko denmez çünkü şişkoluktan çok daha öte bir şeyler. Hele bazılarının bedenlerinde taşıdıkları yağ kiloyla değil çuvalla ölçülür ancak. (Bu arada belirteyim obezite, şişkoluk yüzünden hasta olma anlamına gelir.) 

Amerikan şişmanlığı öyle böyle değil ama biz de onları rehber aldıkça arkalarından hızla yetişiyoruz. Atalarımızın görünümlerini çoktan unuttuk, sizin de bildiğiniz üzere milletçe hızla genişliyoruz. 

Şişkoluk sadece Amerika’nın ya da Türkiye’nin derdi de değil elbette. İstisnalar hariç, bütün dünyayı saran bir salgın bu. Öldürme ve sakat bırakma yarışında sigara ile başa güreşiyor artık şişkoluk. Sayıya vurunca başka bir salgın hastalık olan ve hepimizin ödünü koparan kanser bile yanlarına yanaşamıyor bu ikilinin. Üstelik birçok kanserin perde arkasında şişkoluğun olduğu da anlaşıldı, durum o kadar vahim.

Şeker konusu sanıldığından çok daha önemli bir konu. Benim için daha da önemli, uzmanlığımın dayanağı olan organ yani beyin, aslen şekerle çalışan bir makine çünkü. Aynı zamanda da şekerle bozulan bir makine beyin. Beyin için kilit kelime olan şeker, beden için de öyle.

Öyleyse gelin size bir de şurup hikayesi anlatayım. Anlatayım da gelecek yazıda… 

İlgili yazı:

‘Pepsi donanması’ jilet oldu

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
YazanDr. Nevin Sütlaş
Takip et:
1959 yılında Adapazarı’nda doğdu, İstanbul Üniversitesinde Tıp doktoru, Bakırköy Akıl Hastanesinde Nöroloji Uzmanı oldu ve aynı hastanede 30 yıl eğitim görevlisi hekim olarak çalıştı. Beynin damar ve enfeksiyon hastalıkları, yoğun bakım, hasta beslenmesi, açlık grevi/ ölüm orucu ve Multipl Skleroz konularında çalıştı. Sağlık sisteminin özelleştirilmesi sürecinde uğradığı mobing yüzünden 2016 yılında aktif meslek yaşamını sonlandırdı. Beyin ile ilgili bilimsel bilgiler temelinde topluma yönelik kitaplar yazmayı sürdürüyor. Florida'da yaşıyor. Web sayfası: http://www.nevinsutlas.net/index.html Elektronik posta: calisal01@yahoo.com
Önceki Makale İnsan çalışan hayvan değildir!
Sonraki Makale Tarımın hal-i pür melâli

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

Köşe YazılarıManşet

Şiddetin ekososyolojisi

İnan Özbek
30 Ocak 2026
*Köşe Yazıları

İsrail’de normalleşmeyen devlet

Metin Duyar
30 Ocak 2026
Köşe Yazıları

Yasın dili ve insan kalabilmek

İsmail Boy
29 Ocak 2026
EditörKöşe Yazıları

İç derin…

Cumhur Deliceırmak
29 Ocak 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?