“Geçmişe doğru” ya da “geçmişe ait” anlamlarına gelen Latince bir ön ek olan “retro” kelimesi, eskide kalmış, özellikle de giyim ve kullanılan eşya tarzları başta olmak üzere geçmişe ait çeşitli formları ve kalıpları ifade eder.
Retrotopya ise; geçmişe ait her ne varsa iyi ve güzel olduğu, geçmişte kalanın doğruyu ve ideali temsil ettiği düşüncesinden hareketle; her açıdan eskiyi adeta kutsayan, geçmişte yaşananı idealleştirerek baş tacı eden ve bu şekilde geçmişi ütopikleştiren bir bakışı anlatır.
Geçmişte kalan bir ütopya olarak “retrotopya”ya göre; eskiye ait her şey hoştur, zevklidir ve iç açıcıdır. Bugünü temsil eden, halihazırda var olanlar ise sorunludur, eksiktir ya da düpedüz yanlıştır. O yüzdendir ki, eskide kalan durmadan özlenir, aranır ve geri gelmesi istenir.
Tüm doğru olanları geçmişe atfeden, günümüze ait hemen her şeyi ise hatalı bulan bir geçmiş güzellemesi olarak retrotopya; modern insanın yakalandığı ancak farkında olmadığı bir hastalıktır aslında.
Modern yaşamın zorluğunun ve zaman zaman kaosu andıran karmaşasının ortasında türlü sorunlarla boğuşan, yaşamın üzerine yüklediği, kimi zaman taşınamayacak kadar ağırlaşan yükleri sırtlamış bulunan, sürekli bir arayış içerisindeki bireyin, yüzünü geçmişe dönerek çözümü artık geri gelmesi mümkün olmayan eskide arayışıdır.
Kentli bireyi doğallıktan, sadelikten ve samimiyetten uzaklaştırarak onu parasallaşmış ilişkilerin ortasında yapayalnız bırakan modern yaşam biçimi, bir taraftan sunduğu teknolojik ve fiziksel konforla insanın dışa dönük yaşamını kolaylaştırırken, diğer taraftan onun iç dünyasını karartmış, karmaşıklaştırmış, ruhunu adeta yok etmiş ve her türlü kolaylığa rağmen yaşamdan zevk alamaz bir hale koymuş oldu.
Bugünkü yaşantısından bir türlü tatmin olamayan birey; her başı sıkıştığında geçmişe dönüp bakmayı, eskinin tüm olumsuzluklarını ve eksikliklerini bir çırpıda görmezden gelerek, sadece olumlu yanlarını hatırlamayı, geçmişi kutsamayı ve sürekli önceye gönderme yapmayı adet edindi.
Çok hızlı değişen dünyada, hiçbir şeyin eskisi gibi kalmasının mümkün olmadığını bile bile sık sık geçmişe bakan, mevcut sorunlarının çözümüne hiçbir katkısı olmadığı halde geçmişi aramayı sürdüren, bugünkü şartlarda hiçbir karşılığı bulunmayan eskiye sürekli gönderme yapan bireyin ruh hali, geçmiş takıntısının ve hastalığının açık kanıtlarıdır.
Geçmişe bugünden bakan ve sadece görmek istediklerini gören günümüz bireyinin bu tavrı, tıpkı kırık bir ayna gibi geçmişi çarpıttığı gibi, bugünün gerçeklerini de zaman zaman yanlış okumasına ve anlamlandıramamasına neden olarak zihnini daha da sakatlamakta.
Bir yandan bügünün yaşamı kolaylaştıran sayısız imkanlarından sonuna kadar yararlanan, tüm bunlardan vazgeçmeyi aklından bile geçirmeyen kentli bireyin, öte yanda da çelişkili bir tavırla sürekli geçmişi özleyişi ve arayışı, eskiyle olan bağının gerçekte nostaljik ve samimiyetsiz bir fanteziden ibaret olduğunu göstermekte.
Kısaca; günümüz bireyinin bitmek bilmeyen geçmiş güzellemesi, yaşamın önüne koyduğu sorunlarla her baş edemeyişinde, hayatının tekdüzeleşen ve sıkıcılaşan ritminden her kurtulmak istediğinde, her anlam arayışında başvurduğu bir kaçış ve sığındığı bir limandır.
Not: Görsel yapay zekâyla oluşturulmuştur.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
