Trump’ın idaresindeki Amerika’nın davranışları tecviz edilemez ancak bunları hesapsız kitapsız kişisel kapris saymak da yanlış olur.
Trump dünyaya iş adamı gözüyle bakmakta, devletin işlevinin de bilançoyu düzelterek kâr etmek olduğunu düşünmektedir. Bütün dünyanın yanı sıra, komşuları ve dostları Kanada ve Meksika ile bile, dış ticaret dengesini aramasının gerisinde bu düşünce vardır. Bunun mümkün olan en kısa sürede gerçekleşmesi için köklü kararlar almaktan kaçınmamaktadır.
Oysa yabancı ülkelerde daha ucuz maliyetlerle üretilerek uygun fiyatlarla Amerikan tüketicilerine sunulan malların büyük bir kısmı da Amerikan şirketlerine aittir. Güçlü olduğuna göre haklı olduğuna inanmaktadır. Ülkesi dünya doğal kaynaklarından kendi ölçü ve koşullarına göre yararlanabilmeli ve bu kaynakların dünyaya arzı konusunda söz sahibi olabilmelidir.
Üretimi, karşılaştırmalı maliyet kuralına uysun uymasın kendi ülkesine geri getirmeye çalışmaktadır. Bunu gümrük vergilerini artırarak, kendisinin kontrolü dışındaki ticaret bloklarını da her türlü yöntemi kullanarak zayıflatmaya çalışmaktan çekinmemektedir. Zîra dünyaya fazla açıldığını bunun da olumsuz etkileri olduğunu düşünüyor. Bu mülahazalara göre biçimlendirmeye çalıştığı siyaset için bulduğu “MAKE AMERICA GREAT AGAIN” sloganı zaten dünyanın en güçlü devleti olan bir ülke için ne kadar komik olsa da, seçmen kitlesini arkasında tutmaya yeterli olmuştur.
Orta Doğu’nun dilimlere bölünmesi, âniden ortaya çıkıveren, aslında Çin’e karşı denge arayışının tetiklediği Rusya aşkı; dünyadaki doğal kaynaklara karşı saklamadığı kendi müttefiklerinin topraklarını da kapsayan iştahı tatmin için, savaşın göze alınması veya göze alındığı izleniminin verilmesi, yukarıda sayılan mülahazaların biçimlendirdiği siyasetin ana unsurlarıdır.
İsrail ve Amerika’nın sınırları başka bağımsız ülkelerin sınırlarını aşarak uzamakta hayati çıkarları da başka ülkelerin hayati çıkarlarına ve bağımsızlıklarına aldırmadan çoğalmaktadır. Bunu durduracak babayiğit devlet veya başka bir güç de ortada görünmemektedir. Bu sınır tanımayan ihtirasları frenleyebilecek tek güç, bu ülkelerin dengelere dayanan iç siyaset yapısıdır.
İki ülke de dış ülkeler ve halklar söz konusu olduğunda değil uluslararası hukuk, en ufak kural tanımadan davranmaktan çekinmeseler de, ülkede geçerli hukuk sistemi gereği kendi organlarına hesap vermekten kaçınamayan yürütme organları tarafından yönetilmektedirler.
İsrail de başbakan polis tarafından savcının emriyle sorguya çekilebilmektedir. Amerikan mahkemeleri kimseden çekinmeden güçlü şirketlere milyonlarca dolar ceza yazabilmekte, dünyaya meydan okuyan devlet başkanları geçmişinin didik didik edilerek kamuoyu ile paylaşılmasını engelleyememektedir.
Beğenelim beğenmeyelim bunların dışa karşı davranışları sadece “o iş başka” kuralına uygun biçimlenmekte iken, içte kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı, toplantı ve ifade özgürlüğü geçerlidir. Bu sistem geçmişte dünyanın en haksız ve gaddar savaşlarından biri olan Vietnam savaşını sona erdirmiş. İsrail’i Camp David anlaşmalarına yöneltebilmiştir. Bakalım demokrasi, bu sefer işe yarayacak mı?
Amerika ve İsrail’in yarattığı bu yeni ortamda Türkiye ne yapmalıdır, ne yapabilir? Türkiye her şeyden önce Suriye’de başını durup dururken belaya sokan “proaktif dış politika” kavramını tarihin stratejik derinliğine gömmeli; hortlamasına da asla izin vermemelidir.
İkincisi Türkiye, artık açılımın başına ne belalar açtığını ve daha da açacağını idrak etmelidir. Özellikle iktidarın açılım sürecine, katılarak meşruiyet kazandıran ana muhalefet partisi, durumunu gözden geçirmelidir. Zîra PKK’ya ciddi bir ön şart sürmeden başlatıldığı ortaya çıkan açılım sürecinden, değil millî mutabakata dayanan bir sonuç, bu mutabakata yönelik elle tutulur bir işaret de alınamamıştır.
Ortaya çıkan, DEM/PKK’nın talep çıtasını her gün yükseltmesi ve çözümü dikte eden taraf konumuna yerleşmesidir. Ayrıca gittikçe “çözüm”ün sadece Türkiye ile sınırlı telakki edilmediği de görülmektedir. Diyarbakır Barosu’nun kendi ülkelerinde asayişi sağlamaya çalışan Halep’teki devlet güçlerini eleştiren bildirisi bunun son göstergesidir.
(Büyükelçi (E) Halil Akıncı, tasam.org)
Makalenin devamını okumak için tıklayın
Halil Akıncı ile ilgili diğer yazılar ve video:
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
