26.3 C
İstanbul
13 Haziran 24, Perşembe
spot_img

Portekizli gezginler Osmanlı topraklarında (2)

Geçen hafta başlayan “Portekizli gezginler Osmanlı topraklarında” yazısının bu hafta ikinci bölümünü yayınlıyorum. Geçen hafta António Tenreiro ve Mestre Afonso’nun izlenimlerini aktarmıştım. Kaldığım yerden devam ediyorum.

Nicolau De Orta Rebelo ile Lâr, Şiraz ve Bağdat

Üçüncü Portekizli gezginimiz Rebelo olacak. 1591 yılında donanmayla Portekiz’in sömürgesi Goa’ya gidip Portekiz Kralının hizmetinde çalışmış, 1602’de şövalyelikle ödüllendirilmiştir. 1605 yılında ülkesine dönmek için yola çıkan Rebelo birçok şanssızlıklar ve felaketler dolayısıyla ancak bugünkü Madagaskar’a, oradan da Afrika ana kıtasındaki Mozambik kıyılarına varabilmiştir. Kıyı boyunca Hürmüz Boğazı’na kadar gitmiş oradan Lâr, Şiraz, Ahvaz, Bağdat, Ani, Halep, İskenderun üzerinden Kıbrıs’a geçmiş ve Marsilya’ya dönmüştür. Gerçekten de epey maceralı bir gezisi vardır Rebelo’nun.

Rebelo koyu bir Katolik’tir ve ön yargılarla dolu anlatımları vardır. Türkler özelinde İslam için kötü sıfatlar kullanmıştır. Arapça ve Farsça bilmediği için yer ve kişi adlarını yanlış olarak yazmıştır. Ancak gördüğü yerleri ve tanıdığı insanları öylesine canlı betimler ki Portekiz gezi edebiyatında önemli bir yere sahip olur yazdıklarıyla.

Rebelo Şiraz’ı anlatıyor

“Şehir, övüneceği iki pazara sahip; buralarda göz kamaştırıcı türlü şeyler bulunuyor. Bunlardan birincisi, bol, ucuz ve kaliteli yiyecek maddeleri. Balık satılmıyor çünkü yerli halk balık yemiyor; bu da hem Şiraz’ın denize uzak olmasından hem de tatlarını sevmemelerinden kaynaklanıyor. Burada çok çeşitli şeftali, tek tür olmasına karşın pek bol armut ve hayatımda gördüğüm en kırmızı ve en tatlı üzümle karşılaştım. Siyah üzümler öyle tatlı ki, şekerden yapıldığına insanın yemin edesi geliyor. Birçok çeşidi bulunan, çok tatlı kavun ve karpuzlar da var; (daha önce sözünü ettiğim gibi toptan satılan) piliç, keklik ve özellikle başka yerde hiç yemediğim, kızartıldığında en kaliteli domuz eti kadar lezzetli olan mükemmel kuzu eti bulunuyor. Kuzu eti ile yenen çok çeşitli sebzeler de bulunuyor.”

Şiraz’da çoğu minaresiz elli kadar cami bulunduğunu belirten Rebelo, camilerin içi ve dışının harika çinilerle döşendiğini belirtiyor.

Bağdat’ta yeşil giysi yasağı

11 Kasım 1606 günü Bağdat’a gelen Rebelo’nun ilk dikkatini çeken şey yeşil giysi giymenin yalnızca peygamber soyundan gelenlere tanınmış bir hak olduğu. Gezgin kenti anlatırken hayranlığını gizlemiyor.

“Bağdat büyük bir kent; tüm çevresi, birçok burcu bulunan, mükemmel işlenmiş tuğlalardan yapılmış, çok bakımlı surlarla sarılıdır. Surların hem içinde hem dışında zarif minareleriyle pek çok cami var; nehrin iki yakasında ise, sayısız sebze bahçeleri uzanıyor. Dicle nehri şehrin tam ortasından geçiyor; içme suyunu ve diğer su ihtiyaçlarını sağlıyor. Burası 45 bin kadar hanesiyle Türk’ün beşinci büyük kentini oluşturuyor; (Rebelo Türk derken Osmanlı sultanını kastediyor.)  bunların birincisi İstanbul, ikincisi büyük Kahire ve üçüncüsü Filistin’deki Halep’tir…

Şehir dünyanın her bir milletinden insanlarla dolu; gerek bu şehirde, gerekse Türk’e ait başka bir yerde, Hristiyan bir tacir öldüğünde malları Türk’e kalır. Eğer bir Hristiyan bir Türk kadın ile yakalanırsa bütün mülkünü kaybeder, ya ölüm cezasına çarptırılır ya da İslamiyet’i kabul eder. Bu işe karışan kadın da ayakları bağlanıp Dicle nehrine atılır.”

Manuel Godinho’nun gezi notları 1663

1655 yılında genç bir papaz iken misyoner olarak Hindistan’a giden Godinho 1662 yılında hem genel valinin mektubunu Portekiz’e götürmek hem de Hindistan ve Hint Okyanusu dünyasında olup bitenleri anlatmak için başkent Lizbon’a gönderilmiştir. Gerek yapıtı Relaçāo’dan gerekse de yapıtı inceleyenlerin yorumlarından anlaşıldığına göre Bombay’dan çıkmak zorunda kalan ve sanki bir düşüşe geçmiş ya da o yola girmiş görünen Portekiz İmparatorluğu’nun geleceğiyle ilgilidir bu yolculuk.

Godinho’nun 1633 yılında Montalvāo’da doğduğu tahmin edilir. 1649’da Coimbra’da Cizvit tarikatına katılır. Yazarın Bombay’dan ayrılmasından Portekiz’in başkenti Lizbon’a ulaştığı 25 Ekim 1663’e kadar başından geçenleri, yaşadığı deneyimleri sıcak bir anlatımla kaleme alır ve bu yapıt ilk kez Lizbon’da basılır. Sonra birçok kez baskısı yapılan eserin Bedevileri betimleyen edebiyat yapıtlarının öncüsü sayılması da Godinho’nun değerini anlatır.

Godinho yolculuğu sırasında geçtiği Basra’daki yönetimi anlatırken Osmanlı egemenliğinin gücüne ilişkin ilginç bilgiler ediniriz.

“Basra paşaları hep aynı seçkin Arap ailedendir; baba öldüğünde yerini en büyük oğul alır; bu iş için sultanın usulen onayına ihtiyaç duyulur. Muhafızları yeniçeri gruplarıdır, ona hizmet için Bağdat’tan gelirler, çünkü iyi ücret alırlar. Paşa, on bin atlı ve kırk bin yaya hazırlayabilir; zira bir zamanlar Basra hükümdarlarının yönettiği tüm bu bölgeler şimdi onun yetkisi altındadır. Denizde pek güçlü değildir; ancak, benim de tersanesinde gördüğüm gibi, yüz kayık ve üç-dört kadırga seferber edebilir. Araziden ve gümrük resimlerinden (vergilerinden) toplanan yıllık gelir 250 bin cruzadodur; ayrıca zengin olduğunu öğrendiği uyruklarından zorla aldıkları da vardır.”

Godinho Halep’teyken sokakta dervişleri görür. Kalenderiler, Camiler ve Torlaklar olarak saydığı bu insanları şöyle anlatır:

“Dervişler saçlarını uzatmaz, kafalarına sürekli olarak ustura vurdururlar. Yüzlerinde acı vermek için özellikle yapılmış yara izleri, kulaklarında da delikler vardır; deliklere yeşime benzer bir taştan bir tür halka takıyorlar; koyun postu giyiyor, şehrin dış mahallelerinde yaşıyorlar; halka göründükleri yerlerde sadece acı ot yiyorlar. Anadolu’da azem baba dedikleri bir liderleri var.

Kalenderiler, dar, sıkı ve kolsuz elbise giyiyor; bazıları yünden bazıları da at kılından yapılmış. Bunlar da başlarını kazıyor ve konik biçimli hayvan kılıyla süslenmiş, kenarlıklı, beyaz başlıklar takıyorlar. Kulaklarında, boyunlarında ve kollarında teşkilatlarının alâmeti olarak çok geniş demir halkalar veya çemberler taşıyorlar. Zaviye benzeri küçük ve dar konutlarda yaşıyorlar.

Cāmiler, genellikle genç, güçlü ve zengin adamlardır; güya dinsel bahanelerle Afrika, Mısır, Arabistan, İran ve bütün Türkiye (Osmanlı) ülkelerinde dolaşırlar. Birçok bölgenin şehrin yerlerini ve uzaklıklarını, ayrıca geçtikleri güzergahlarda başlarına gelenleri ayrıntılarıyla kaydederler. Bellerine, kenarları altın ve ipekle süslenmiş deri kayışlar takarlar; oradan ve gömleklerinin ancak dizlerinin üstüne kadar inen eteklerinden ziller sarkar. Saçlarını omuzlarına kadar uzatırlar. Ellerinde sürekli kitap taşır, Türklerin, Arapların ve İranlıların çok hoşlarına giden aşk şarkıları söylerler.

Torlaklar, dervişler gibi üzerlerinde koyun postuyla dolaşıyorlar, onun üzerine de ayı postu giyiyorlar; saçları içe kıvrılmış, omuzlarını pelerin gibi örtüyor. Başlarında beyaz keçeden yapılmış, plili ve kenarları uzun bir külah bulunuyor. Vücutlarının diğer kısımları çıplaktır. İbadethanelerinde vücutlarını dağlıyorlar, okuma yazmaları yoktur…”

Almeida’nın 1623-24 yılına ait gezi notlarından

Manuel de Almeida 1580 ile 1646 arasında yaşamış bir Cizvit papazdır. “Erken yaşlarda Cizvitlere katılıp misyoner olarak Hindistan’a gider, Etiyopya ve Eritre topraklarında seyahat eder ve yine Etiyopya’da bulunan Tana Gölü yakınlarında çok sayıda kilise ve manastır inşa ettirir.

Almeida’nın yazdığı Etiyopya Tarihi (Historia de Etiopía a Alta ou Abassia) temel olarak kendi tecrübelerine dayansa da Pedro Páez gibi kendinden önceki misyonerlerin yazdıklarından da yararlandığı anlaşılmaktadır. Almeida’nın tarihi yaşarken yayımlanamamış, ancak kısaltılmış bir versiyonu Baltazar Téllez tarafından 1660 yılında Coimbra’da yayımlanmıştır.” (4)

1628 ile 1646 arasında yazdığı Habeşistan Tarihi adlı yapıtına 1623-24 yıllarında Hindistan’dan Etiyopya’ya yaptığı gezi notlarını da eklemiştir. Almeida 24 Mart 1623 günü aşırı yüklü bir gemiyle Diu’dan denize açılmıştır. Amacı Arabistan yarımadasının güney sahillerindeki Zufar üzerinden Sevvakin ve Massava limanlarına ulaşmaktı.  Tabii bu arada Hollanda, İngiltere ve Osmanlı gemileriyle, korsanlarla ve muazzam fırtınalarla karşılaşmayı da göze almıştı.

Aşağıdaki alıntı 4 Aralık’ta Sevvakin açıklarına gelen Almeida’nın Etiyopya’ya gidebilmek için Osmanlı yetkilileriyle görüşmesi ve o sırada verdiği rüşvetleri aktarıyor.

“Ertesi gün paşaya hediyeler getirdik; çünkü limanlarından geçme izni alabilmenin yolu buymuş. Değerli şeyler; Çin’den gelme bir örtü, uçları güzel işlenmiş pamuklu ipekten bir yatak örtüsü, bir kadife halı, kakmalı bir Diu yazı masası, yarım düzine çok güzel dokuma, Çin’den tepsiler ve leğenler, başka hoş şeyler ve çay bardakları. Paşanın hediyelerinden sonra, kethüdasına  bir hediye verdik, bu kişi paşanın isteği doğrultuda emirler veriyor ve her şeyi kontrol ediyor. Bir hediye de gümrüklerin amiri sayılan emine. Ama iş bununla bitmedi; bir şeyler koparmak için kapışanların sayısı hayli fazla; katipler, çeşitli rütbelerdeki askerler, hamallar, muhafızlar, aslında herkes, sonuna kadar emiyor, sızdırıyor ve kazıklıyorlar.”

Engizisyoncu papaz Almeida

Almeida hakkında ilginç bir bilgi de Wikipedia’da var. (5) Buraya hem İngilizcesini hem de Türkçesini alıyorum.

“He was well received by Emperor Susenyos, but his successor Fasilides first exiled him and his fellow Jesuits to Fremona in 1633. Almeida was selected, along with Manoel Barradas and two other priests, to return to Goa and seek help from the Portuguese authorities for the missionaries; however, he made slow progress and by the time he reached Diu, most of his fellow Jesuits, who had been subsequently expelled from the country, had caught up with him. Upon returning to India, after thirteen years’ absence, Almeida was made provincial of his order, and inquisitor. There he died.”

Türkçesi için çeviri sitelerinden birine başvurdum. (6)

“İmparator Susenyos tarafından iyi karşılandı, ancak halefi Fasilides ilk olarak onu ve diğer Cizvitleri 1633’te Fremona’ya sürgün etti. Almeida, Manoel Barradas ve diğer iki rahiple birlikte Goa’ya dönüp Portekizli yetkililerden yardım istemek üzere seçildi. Misyonerler; ancak yavaş ilerleme kaydetti ve Diu’ya vardığında, daha sonra ülkeden kovulan birçok Cizvit arkadaşı ona yetişmişti. Hindistan’a döndükten sonra, on üç yıl aradan sonra Almeida, emrinde taşralı ve engizisyoncu yapıldı. Orada öldü.”

Almeida’nın engizisyoncu yapıldığına ilişkin herhangi bir bilgiye Salih Özbaran’ın kitabında rastlamadım, bu yüzden buraya ekleyeyim dedim.

Hindistan’a egemen olma konusunda Osmanlı başarısız oldu

Yeri gelmişken azıcık konu dışına çıkıp şu bilgileri vereyim. Portekizlilerin Hint Okyanusu’nda egemenlik kurduğu 16.yüzyılda Osmanlılar da bu sularda bayrak göstermiş ancak başarılı olamamıştı. Bunların başında teknik nedenler geliyor yani gemilerin okyanus için tasarlanmamış olması. Akdeniz gibi bir iç denizde çok rahat hareket edebilen ve birçok deniz savaşını kazanan Osmanlı donanmasının gemileri okyanusa çıkınca tüm gücünü yitiriyordu. Bunun yanı sıra lojistik de Osmanlıların başarısız olduğu bir başka alandı. Hindistan’a çok daha uzak olmasına rağmen Osmanlılar yerine oraya Portekizliler egemen olmuştu. Bu konuda bizim tarihçilerin herhangi bir çalışması olmuş mudur bilmiyorum ama yapılsa çok iyi olur. Çünkü Osmanlı’nın ihtişamın doruğuna tırmandığı 1500’lü yılların ilk çeyreğinde bile Hindistan’a ulaşmak ve oraya egemen olma konusunda başarısızlığa uğraması üzerinde eni konu durulması gereken bir konudur.

Portekizlilerin seyahat edebiyatına katkısı

16 ve 17.yüzyıllarda Portekizli gezginlerin Hindistan ile Portekiz arasındaki yolculukları geride çok güzel yapıtlar bıraktı. Kimi asker, kimi papaz, kimi arkeolog, kimi tarihçi olan bu gezginlerin verdiği ayrıntılı bilgiler kendi alanlarında bazen ilkleri oluşturdu, çoğu zaman da var olan bilgilere yenilerini ekledi. Bu sayede belirli zaman aralıklarıyla aynı yerlerin nasıl değiştiği de gözlemlenebilme olanağına kavuştu. Bu coğrafyalarda yaşayan insanlara ilişkin gözlemler ise Portekizlilerin sosyal antropolojiye ve etnoloji tarihine katkıları olarak alınmalıdır.

Herkese keyifli günler…

Yazıya kaynak olan yapıt Kitap Yayınevi’nce ikinci baskısı yayımlanmış olan Portekizli Seyyahlar başlıklı Salih Özbaran’ın bir çalışmasıdır.

3-Gabardin olarak anlaşılmalı, Osmanlı’nın kaftanı kastediliyor herhalde. (21 nolu dipnot)

4- https://tr.wikipedia.org/wiki/Manuel_de_Almeida

5- https://en.wikipedia.org/wiki/Manuel_de_Almeida

6- https://www.google.com/search?q=ingilizce+t%C3%BCrk%C3%A7e&oq=ingilizce+t%C3%BCrk%C3%A7e&aqs=chrome..69i57j0i131i433i512l2j0i512l6.3540j0j15&sourceid=chrome&ie=UTF-8

 

Metin Gülbay

İlk haberi 1982'de staj yaptığı Nokta İnsanlar dergisinde yayınlandı. Özgür Gündem, Evrensel, Radikal gazeteleriyle, CNNtürk ve Skytürk televizyonlarının kuruluş ekibinde yer aldı. Kırk yılda birçok yayında çalıştı. Gazeteci meslektaşlarıyla birlikte hazırladıkları üç kitap çalışması bulunuyor, dördüncüyü kendi başına yaptı. 2003 sonu ile 2012 başı arasında Dünya Yayın Grubu'nda Ajans Dünya'nın genel yönetmenliğini yürüttü. 2014'te meslektaşı Adnan Genç ile Ortakhaber.com haber sitesinin yayınına başladı. 2,5 yıl süren yayını açılan davalar nedeniyle bitirmek zorunda kaldılar. Çeşitli internet sitelerine tarih ve bilim yazıları yazarak emeklilik hayatını sürdürüyor.

Metin Gülbay
İlk haberi 1982'de staj yaptığı Nokta İnsanlar dergisinde yayınlandı. Özgür Gündem, Evrensel, Radikal gazeteleriyle, CNNtürk ve Skytürk televizyonlarının kuruluş ekibinde yer aldı. Kırk yılda birçok yayında çalıştı. Gazeteci meslektaşlarıyla birlikte hazırladıkları üç kitap çalışması bulunuyor, dördüncüyü kendi başına yaptı. 2003 sonu ile 2012 başı arasında Dünya Yayın Grubu'nda Ajans Dünya'nın genel yönetmenliğini yürüttü. 2014'te meslektaşı Adnan Genç ile Ortakhaber.com haber sitesinin yayınına başladı. 2,5 yıl süren yayını açılan davalar nedeniyle bitirmek zorunda kaldılar. Çeşitli internet sitelerine tarih ve bilim yazıları yazarak emeklilik hayatını sürdürüyor.

İlginizi Çekebilir

4,757BeğenenlerBeğen
678TakipçilerTakip Et
11,500TakipçilerTakip Et

Popüler İçerikler