Modern çağın en yaygın şikâyeti nedir diye sorulsa, şüphesiz çoğu insanın vereceği ilk yanıt aynı olur: “Sürekli çok yorgunum.”
Hafta sonları dinlenmeye yetmiyor, tatiller zihni tazelemeye kâfi gelmiyor ve uyku bile bu derin tükenmişliği ortadan kaldırmıyor. Oysa fiziksel olarak tarihin en az kas gücü harcayan, en konforlu ve teknolojik olanaklarla donatılmış çağında yaşıyoruz. Peki, bedenlerimiz dinlenirken zihnimiz neden bu kadar tükenmiş durumda?
Bu sorunun yanıtı biyolojik bir aksaklıkta değil, modern toplumun görünmez işletim sisteminde yatıyor. Filozof Byung-Chul Han, “Yorgunluk Toplumu” adlı eserinde modern insanın içine düştüğü bu açmazı sarsıcı bir tespitle açıklar: 20. yüzyılın yasaklara ve zorlamalara dayalı “disiplin toplumu”, yerini “yapabilirsin” sloganıyla beslenen bir “performans toplumuna” bıraktı. Eski dünyada baskı dışarıdan gelirdi. Bir patron, bir kural ya da otorite ne yapmanız gerektiğini söylerdi. Günümüz performans toplumunda ise insan kendi kendisinin hem kölesi hem de efendisi haline geldi. Özgürleştiğimizi sandığımız anda, kendi kendimizi sömürmeye başladık. Çünkü sistem bize sürekli daha üretken, daha fit, daha başarılı ve daha görünür olmamız gerektiğini fısıldıyor.
Bu aşırı üretkenlik ve optimizasyon baskısı altında birey, başarısızlığı ya da yorgunluğu sisteme değil, doğrudan kendi yetersizliğine bağlıyor. Dinlenmek dahi meşru bir hak olmaktan çıkıp, “pazartesi gününe daha enerjik başlamak için yapılması gereken zorunlu bir bakım faaliyeti” halini alıyor. Boş durmak, hiçbir şey üretmemek ya da sadece anı yaşamak derin bir suçluluk duygusu doğuruyor.
İşte bu noktada sosyolog Corey Keyes’in “Bitik” adlı eserinde kavramsallaştırdığı o tanıdık ruh hali devreye giriyor. Keyes, modern insanın içinde bulunduğu durumu ne tam bir klinik depresyon ne de sağlıklı bir iyi oluş hali olarak tanımlar. Bu aradaki gri alanın adı “bitikliktir” (languishing). Kişi yataktan çıkamayacak kadar çökmüş değildir ama hayata karşı derin bir coşku ve anlam da hissetmez; sadece günleri tüketir, donuklaşır ve bir sis bulutunun arkasından dünyayı izler gibi yaşar. Keyes’in ifadesiyle bitiklik, ruhun sessizce sönümlenmesidir.
Han’ın işaret ettiği öz sömürü çarkı ile Keyes’in tarif ettiği bu bitiklik hali yan yana geldiğinde, günümüz insanının kronik yorgunluğu bir sır olmaktan çıkar. Kendi performansının gardiyanı olan birey, durmayı unuttuğu için içten içe kurur. Dışarıdan bakıldığında çalışan, üreten, sosyal medyada mutlu anlar paylaşan “başarılı” bir figür vardır; ancak içeride yaşam sevinci çekilmiş, sessizce tükenen bir zihin barınır.
Bu kronik yorgunluktan kurtulmanın yolu daha fazla vitamin takviyesi almak ya da yeni zaman yönetimi teknikleri öğrenmek değildir. Asıl kurtuluş; üretkenliğin tek başına bir erdem olmadığını kabul etmekten, “yapma” baskısının yerine bilinçli olarak “yapmama” ve durabilme hakkını koyabilmekten geçer.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
