Gerçek ve somut olan ne varsa birer birer silinip giderken, alanını gittikçe genişleterek yaşamımıza her gün biraz daha fazla giren sanallık yeni gerçeğimiz olmaya başladı.
Sanallığın finans alanındaki görünümlerinden biri, son yıllarda tüm dünyada ve ülkemizde bir yandan yoğun bir biçimde tartışılıyor. Bir yatırım aracı olarak ciddi oranda talep gören sanal ya da kripto paralar, bir süre önce yaşanan ve hacim itibarıyla ülkemizin tarihinin en büyük dolandırıcılığı olduğu söylenen skandalla çok daha hararetli bir biçimde tartışılmaya başlandı.
Yasal altyapısı olmayan, düzenleyici ve denetleyici bir otoritesi bulunmayan, barındırdığı yüksek riskle adeta pimi çekilmiş bomba sanal paralara talep arttıkça da kaçınılmaz son hızlanmış ve sonunda bomba patlamış oldu.
Peki eksik ya da yalan yanlış bilginin çokluğu, hızlı yayılması ve kafa karıştırıcılığı kadar, doğru ve güvenilir bilgiye ulaşmanın da çok kolay olduğu bugünkü ortamda, bu kadar çok sayıda insan göstere göstere gelen bu acı akıbete nasıl uğradı?
Bu son derece can alıcı soruya cevap ararken edindiğim çok ilginç bir istatiki bilgi alacakaranlıkta cevap ararken bana çok güçlü bir ışık yakmış oldu.
Söz konusu bilgiye göre, skandalın odağındaki şirket nezdinde sanal para yatırımı yaparak mağdur olan yaklaşık dört yüz bin kişinin büyük bölümü 25-45 yaş aralığındaki genç bireylerden oluşmakta.
Bunu bir tesadüf olarak görmek mümkün olmadığı gibi, ülkemizin ciddi ekonomik sorunlardan dolayı artan umutsuzluk ve işsizliğin yarattığı gelir kayıplarının, insanları bu türlü spekülatif yollara sevk ettiğini söylemek de yüzeysel bir değerlendirme olacağı için, gerçeğin ancak çok küçük bir kısmını kavrayabilmemize yarayacağı kanaatindeyim.
Asıl neden, postmodern tüketim toplumunun, az çalışarak çok kazanmayı uman, hatta mümkünse çalışmadan kolay para kazanmayı yeğleyen, yorulmak istemeyen, keyfine ve zevkine düşkün bireyleri seri bir şekilde imal etmiş olmasıdır.
Tüketici toplumu sürekli yeniden üreten reklam sektörünün, “sen bütün bu ürünleri edinmelisin, onlara layıksın” mesajlarını alan, Bauman’ın deyişiyle; “tüketmek ya da tüketememek işte bütün mesele” ya da “tüketiyorum öyleyse varım” diyen insanların toplumun çoğunluğunu oluşturmaya başlamış olması bütün bu yaşananları açıklamaktadır.
Toplumumuzu da tanımlayan postmodern tüketici toplumunu en iyi analiz edenlerden birisi olduğunu düşündüğüm Fransız düşünür Baudillard’ın isabetli bir biçimde dediği gibi; “markalar dünyasında yaşayan, marka düşkünü, her biri yürüyen reklam panosu olan tüketici bireyler” yaşanılan sanal para skandalına davetiye çıkarmışlardır.
Dünyayı koca bir AVM olarak gören, tüketimin 3H’si denilen; harcama, haz ve şimdi al sonra öde anlamındaki hesapsızlığı adeta yaşam biçimi haline getirmiş olan, ele avuca sığmaz genç bireyler, işte söz konusu sanal para skandalının kaybedeni durumundadır ne yazık ki.
Çalışmanın ve tasarrufun değersizleştiği, kazanılmamış paranın harcanmaması ilkesinin tamamen unutulduğu, zor zamanlar için para biriktirmenin nostaljik bir hoşluktan ibaret kaldığı tüketim toplumu ve bu toplumun “ uyanık ve becerikli’ mensupları, uzun bir süre daha bildiklerini okumaya devam edecekler kuşkusuz.
Bizler de, neşeli başlayıp gittikçe dramatikleşen bu filmi ve devamını seyretmeyi sürdüreceğiz…
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
