Osmanlı döneminde Farsça, saray ve edebiyat dünyasında son derece yüksek prestije sahip bir dildi.
Birinci neden Orta Çağ’da Farsçanın, İslam dünyasının en güçlü edebiyat dillerinden biri olmasıydı. Örneğin, Firdevsî’nin “Şehname” destanı, Saadi Şirazi’nin “Gülistan ve Bostan”ı ve Hafız Şirazi’nin klasik gazelleri çok ünlüydü ve hepsi bütün İslam dünyasında okutuluyordu.
Osmanlı divan edebiyatı da büyük ölçüde Fars edebiyatının etkisi altındaydı. Fuzuli, Bâkî ve Nedim hem Türkçe hem de Farsça eserler yazabiliyordu. Osmanlı elitleri için Arapça din ve bilim, Farsça ise edebiyat ve kültür diliydi. Bu yüzden medreselerde ve saray eğitiminde Farsça öğrenmek yaygındı. Osmanlılardan önce Anadolu’da hüküm süren Anadolu Selçuklu Devleti sarayında da Farsça yaygın kullanılıyordu. Osmanlılar bu geleneğin önemli bir kısmını devraldı ama Türkçe hem devlet diliydi ve günlük hayatta kullanılıyordu.
Osmanlı tarihinde bazı şair padişahlar sadece Türkçe değil, Farsça da şiir yazabiliyordu. Bu durum saray kültürünün ne kadar edebiyat merkezli olduğunu da gösteriyor.
Örneğin, Fatih Sultan Mehmed şiirlerinde “Avnî” mahlasını kullanıyordu. Türkçe divanı vardı, ayrıca Farsça şiirler de yazıyordu. Fatih döneminde saray aynı zamanda büyük şairlerin toplandığı bir kültür merkeziydi.
“Selimî” mahlasını kullanan Yavuz Sultan Selim’in şiirlerinin önemli kısmı Farsçaydı, hatta Farsça bir divanı vardı.
Kanuni Sultan Süleyman, Osmanlı’nın en üretken şair padişahıydı. “Muhibbî” mahlasıyla binlerce şiir yazmıştı, hem Türkçe hem de Farsça şiirleri vardı.
Üç dil kültürü
Saray kültüründe Arapça, Farsça ve Türkçe egemen olduğu için iyi eğitim almış bir Osmanlı aydını genelde üç dili de bilirdi. Üç dilin birleşmesiyle oluşan Osmanlı Türkçesinde bazı metinlerde kelimelerin yüzde 40’a yakını Farsça ve Arapça kökenli olabiliyordu. Örneğin Şeyhülislam Yahyâ’ya ait ünlü gazel:
“Gül yüzünde görüp âyine-i hüsnünü dil, Aşk ile düştü yine derd ü belâ meydânına.”
Günümüz Türkçesiyle anlamı:
Gönül, senin gül yüzünde kendi güzelliğinin aynasını görünce, yine aşkın etkisiyle dert ve çile meydanına atıldı.
Metin incelendiğinde kullanılan üç dilin dağılımı şöyle:
Türkçe: 5 kelime (yüzde 38,5), Farsça: 4 kelime (yüzde 30,7), Arapça: 4 kelime (yüzde 30,7)
Osmanlı şairleri Tahran, Şiraz ve İsfahan gibi İran şehirlerini şiirlerinde çok sık anardı. Çünkü bu şehirler klasik Fars edebiyatının merkezleri kabul edilirdi.
Türkçede günlük hayatta kullandığımız çok sayıda kelime aslında Farsça kökenli. Osmanlı döneminde özellikle edebiyat, şehir hayatı ve mimariyle ilgili kelimeler Farsçadan Türkçeye geçmiş. Türkçede “-hane” eki de Farsçadan gelmiş, “yer / mekân” anlamını verir. Örneğin, kahvehane, hastane, postane, misafirhane.
Yoğun etkileşime ve bazı benzer yönlere karşın Türkçe ve Farsça çok farklı diller. İkisi de değişik dil ailelerine mensup. Türkçe eklemeli, Farsça ise daha çok çekimli bir dil. Günümüzde Türkçe Latin alfabesini, Farsça ise Arap alfabesinin Farsça versiyonunu kullanıyor.
Günlük hayatta sık kullanılan Farsça kökenli bazı kelimeler:
Ayna
Badem
Bahçe
Bakkal
Can
Çare
Çarşı
Çimen
Destan
Dost
Düşman
Gülistan
Hane
Hastalık
Hemşeri
Hoş
Leylek
Nar
Nakkaş
Pazar
Pencere
Perde
Renk
Serbest
Şeftali
Umut
Yavaş
Yoldaş
Zaman
Zehir
***
Görsel: İnternet
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
