Cumhurbaşkanı Erdoğan, çeşitli vesilelerle yaptığı konuşmalarda, ülkemizdeki doğurganlık hızının gerilediğine işaret eder ve bu durumun “alarm verici” olduğunu söyler.
“Türkiye açısından bu durum varoluşsal bir tehdittir” der. Ailelere “asgari üç çocuk sahibi olmaları” çağrısında bulunur. Türkiye’deki nüfus sorununa dikkat çeker. Cumhurbaşkanı’nın uyarıları Türkiye’nin nüfus politikası ve nüfus sorununun farklı cepheleri üzerinde düşünülmesi gerektiğini gösteriyor. 2022 yılında binde 7,1 olan nüfus artış hızının, 2023 yılında binde 1,1 olarak düşmesi Erdoğan’ın kaygılarının nedeni. Türkiye’de doğurganlık oranı da kademeli olarak düşüyor. Nüfus artışı neredeyse durmuş durumda.
Nüfus politikası
Türkiye’de izlenen nüfus politikalarında dönem dönem farklılık görülüyor. Bunun temel nedeni de ülkemizin sosyoekonomik koşullarının sürekli değişmesi. Cumhuriyetin ilk yıllarında ülkemizin kalkınması ve savunulması için nüfus artış hızının artırılması öngörülmüş. 1923-1963 yılları arasında nüfus artış oranını artırmaya yönelik politikalar benimsenmiş. Benimsenen politikalar sonucunda İkinci Dünya Savaşı dönemi hariç, nüfus artış hızı sürekli artmış. 1960 yılında binde 28’i geçmiş. 1963-2014 yılları arasında nüfus artış hızı kontrol edilmeye çalışılmış. Nüfus planlaması kavramı yerine aile planlaması kavramı benimsenmiş. Nüfus hızını azaltmaya yönelik politikalar ve toplumsal gelişme sonucu nüfus artış hızı bazı dönemlerde artsa da genel olarak azalmış.
2014’ten sonra ise, nüfus artış hızının artırılmasına yönelik politikaların benimsendiği görülüyor. Gerekçe olarak şunlar gösteriliyor:
-Bebek ölüm hızının gerilemesi ve doğuşta beklenen hayat süresinin uzaması sonucunda yaşlı nüfusun toplam nüfus içerisindeki payı artmaktadır.
-Yaşlı nüfusun artmasıyla çalışma çağı nüfusunun (15-64 yaş) bakmakla yükümlü olduğu nüfus gelecekte artacak ve üretken nüfusun payı azalacaktır.
Tedbir alınmaması durumunda 2038 yılından itibaren çalışma çağı nüfusunun, 2050 yılından sonra ise toplam nüfusun azalmaya başlayacağı tahmin edilmektedir.
Bu çerçevede nüfus politikalarıyla doğurganlık hızının artırılması ve yaşlanan nüfusa yönelik etkin ve uygun zamanlı politikaların geliştirilmesi ihtiyacı bulunmakta. Aile Sosyal Destek Programının kurumsal yapısının arttırılması planlanmakta. Evliliklerin artmasını ve devamlılığını teşvik edici eğitimlerin ve danışmanlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması öngörülmekte. Nüfus artış hızı önemli ölçüde azalan ülkemizde, yüksek orandaki çocuk ve genç nüfus potansiyelinin en iyi şekilde değerlendirilmesi hedeflenmekte.
Sorunun cepheleri
Öte yandan uzmanlar genellikle nüfus sorununun dört cephesinden söz ediyorlar: i) Siyasî, ii) sosyal, iii) ekonomik ve iv) tıbbî.
Tıbbî cephe, aile planlamasıyla ilgili. Yani aile planlaması ile annenin sağlığını koruma adına alınması gereken tedbirler devreye giriyor. Kürtaj gibi tedbirler dışında aile planlaması, tıbbî cephenin önemli yönü. Aile planlamasında çocuk sahibi olup olmama isteği ve zamanı gibi ihtimaller tamamen aileye bırakılıyor. Aile planlaması, ülkelerin ihtiyaçlarına göre farklı şekillerde uygulanabiliyor.
Ekonomik cephede “üretim-tüketim dengesi” vurgusu var. Uzmanların ifadesiyle, insanların ürettikleri kadar tüketmeleriyle oluşacak üretim-tüketim dengesi huzur sağlarken, aksi takdirde problemlerin ortaya çıkması muhtemel..
Dolayısıyla ekonomik açıdan nüfusun “optimal/uygun” bir nitelikte olması önemli. “Optimal nüfus” miktarı ise statik değil dinamik. Bir dönem “ekonomik kalkınma için fazla nüfus gerekli” denilebilirken, değişen durumlar sonrasında “nüfusun fazla olması ekonomik kalkınmaya mani oluyor” da denebilir. Bir müddet sonra da yeniden ekonomik kalkınma için daha fazla nüfus gerekiyor denilebilir. Bu durum, ekonominin ihtiyaçlarına göre sürekli değişebilir.
Üçüncü cephe, sosyal. Burada aile yapısı vurgusu var. Bir toplumdaki insanların davranış kalıplarına atıf var. Ailenin veya toplumun davranışlarında dini inançların etkisi, hayata bakış, çok çocuklu bir ailenin istenip istenmemesi gibi hususlar buraya dahil. Bu davranışlar ise yine sabit/ statik olmayıp değişken. Elbette bunlar da önemli.
En önemlisi; nüfusun dördüncü cephesi olan siyasî nedenler. Bu, dünyada insan gücüne bağlı “güç dengesi”nin dağılışıyla ilgili. Bu cephe, diğer üç cepheden daha önemli. Böyle olduğu içindir ki Cumhurbaşkanı Erdoğan sorunu “varoluşsal” boyutta ele alıyor, “dilinde tüy bitmiş” bir halde yıllardan beri bu tehdide işaret ediyor.
Erdoğan’ın 2008’de basına yansıyan konuşmasındaki ifadeleri şöyleydi:
“Sizinle bir Başbakan olarak değil, dertli kardeşiniz olarak konuşuyorum. Biz genç nüfusumuzu aynen korumalıyız… Bunlar Türk milletinin kökünü kazımak istiyor. Yaptıkları aynen budur. Genç nüfusumuzun azalmaması için en az üç çocuk yapın.”
Erdoğan üç çocuk vurguları yaparken, nüfusumuzun gücümüzle doğru orantılı olduğuna yönelik açık uyarılarda bulunuyor. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı da zaman zaman durumun ciddiyetine ilişkin açıklamalarda bulunuyor. Nüfus trendinin değişmemesi halinde 20-25 sene sonra askere gönderecek genç bile bulunmayacağı hususunda uyarılarda bulunmuyor.
Nüfus Politikaları Kurulu Devrede
Bu kaygılarla 25 Aralık 2024 tarihli Resmi Gazete’de 172 sayılı “Nüfus Politikaları Kurulu” Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi yürürlüğe girdi. Kurul’un başkanı Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz .
Kararname’de Kurul’un amacı “Nüfus politikalarının eşgüdüm içerisinde bütüncül bir yaklaşımla oluşturulmasını ve daha etkin uygulanmasını sağlamak, demografik yapıdaki gelişmeleri izlemek ve değerlendirmek …” (Madde 3/1) şeklinde vurgulandı.
Kurul’un sekreterya hizmetleri Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından yürütülüyor. Kurul üyeleri, Adalet Bakanı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, Gençlik ve Spor Bakanı, Hazine ve Maliye Bakanı, İçişleri Bakanı, Millî Eğitim Bakanı, Sağlık Bakanı, Diyanet İşleri Başkanı, İletişim Başkanı, Strateji ve Bütçe Başkanı ve Türkiye İstatistik Kurumu Başkanı. Kurulu oluşturan üyelerin hepsi nüfusun dört cephesinden biriyle veya birkaçı ile ilgili.
Kararname’ye göre, Kurul toplantılarına gündemle ilgili bakanlar ve kamu görevlileri ile özel sektör, sivil toplum kuruluşları, meslek kuruluşları, sendikalar ve üniversitelerin temsilcileri davet edilebiliyor. (Madde 3/4). Bu madde önemli. Konunun uzmanı olanların zaman zaman sürece dahil olması doğal ve gerekli.
İlk toplantısını geçen yılın başında yapan Nüfus Politikaları Kurulunun üçüncü toplantısı, geçen hafta Cevdet Yılmaz’ın başkanlığında Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde gerçekleştirildi. Toplantıda, dinamik nüfus yapımızın korunmasına ve güçlendirilmesine yönelik atılan adımların değerlendirilerek, önümüzdeki süreçte atılmasında yarar görülen adımların ele alındığı anlaşılıyor.
Bu çerçevede, gençlerin aile kurmalarını kolaylaştırmak amacıyla hayata geçirilen “evlenecek gençlerin desteklenmesi projesi”nin ülke geneline yaygınlaştırıldığı ve destek tutarlarının artırıldığı görülüyor. Gençler ile üç ve daha fazla çocuk sahibi ailelere konut sahibi olabilmeleri için özel imkânlar tanınmış..
2025 yılında yapılan düzenleme ile tek seferlik doğum yardımı ödeme tutarı 5 bin liraya yükseltilmiş. İkinci çocuklar için her ay bin 500 lira, üçüncü ve sonraki çocuklar için her ay 5 bin lira destek ödemesi uygulaması hayata geçirilmiş. Kamu kurumlarından başlamak üzere ülke genelinde kreşlerin yaygınlaştırılması için ‘kreş seferberliği’ başlatılmış.
Bu somut adımların yanı sıra Eylem Planında yer alan birçok başlıktaki çalışmalar sürdürülüyormuş. Son toplantıda aile ve nüfus yapısı ve demografik dönüşüm başlıklarına odaklanılarak kapsamlı değerlendirmeler yapılmış.
Kararnamede öngörülen, “Demografik yapıda meydana gelen değişimler ile doğurganlık oranının azalmasına neden olan faktörleri ve bunların ortaya çıkardığı sonuçları kapsamlı olarak incelemek ve gerekli tedbirlerin alınmasını sağlamak.” (Madde 4/1) hedefi önemli. Sorun bu hedefe nasıl ulaşılacağı, gerekli önlemlerin nasıl alınacağı.
Bu çerçevede Kurul’un daha sıklıkla toplanması ve toplantı kararlarının uygulanıp uygulanmadığının yakından takip edilmesi gerekiyor. Kararların uygulanmasında ayak süren birimlerden de hesap sorulmalı. Konu Cumhurbaşkanının vurguladığı gibi “varoluşsal”. Cumhurbaşkanı’nın gösterdiği hassasiyeti herkes önemsemeli.
Bu çerçevede konunun önemi konusunda başta gençler kamuoyu aydınlatılmalı, bilgilendirilmeli. Mevcut zor ekonomik koşullarda insanlarımız “asgari üç çocuk sahip olunması” çağrısına mesafeli yaklaşıyorlar. Çağrıya soğuk bakıyorlar. Yaşam mücadelesi veren insanlarımızın bu yaklaşımı anlaşılabilir. Ancak Cumhurbaşkanımızın uyarıları da çok önemli.Sorun adeta bir “beka meselesi.”
Cumhurbaşkanımızın uyarılarını hatırlattığım bir çocuk sahibi genç bir anne bakın ne yazmış:
“Hepimiz kalabalık aileleri seven ataerkil bir toplumun devamıyız. Ancak, yaşanılan stres, kaygılar, psikolojik sarsıntılar, gelecek endişesi, ekonomik sıkıntılar maalesef vatandaşın genetik haritası ve hormon dengesini de olumsuz etkiliyor. Sağlıksız bireylerin soyundan gelen çocuklar da çeşitli sağlık sorunlarıyla boğuşuyor. Çok çocuk sahibi olmayı arzu ederim. Ancak göze alamıyorum. Bu zamanda çok çocuk demek türlü sorunlarla, sıkıntılarla boğuşmak demek. Öte yandan, dinamik, güçlü genç kuşaklar, topraklarımızın korunması ve üretimin artması, sanayi ve teknolojik alanlarda gelişim sağlanması, devletimizin varlığını sürdürebilmesi vs. açısından kuşkusuz çok önemli. Fakat bunların gerçekleşmesi ve doğurganlık hızının artması için öncelikle ebeveyn adaylarının huzur ve güvenliği sağlanmalı, ekonomik sorunları, kaygıları ortadan kaldırmalı.”
Genç anne pek çok annenin düşüncelerinin dile getirmiş adeta. Bence yazdıkları, Kurul’un gelecek toplantısında tartışılmalı.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
