İngilizlerin şaşkın Amerikan kuşuna “Turkey” adını takıp, sonra da haritadaki koca bir ülkeyle aynı kefeye koymasıyla başlayan o tarihi kafa karışıklığı, bizim tarafta yıllarca tatlı bir hezeyana sebep oldu elbette.
Sportif bir mağlubiyetten sonra “ Hindiyi kızarttık” klişe esprisini duymaktan sıkıldığımız ve Noel sofralarının başköşesindeki o tombul kuşla coğrafi bağımızı koparmak için “No Turkey, yes Türkiye!” diplomasisi başlattık. Küresel platformlarda “ü” harfini kabul ettirmeye çalışmamız belki biraz zorlama gibi dursa da en azından artık uluslararası toplantılarda fırında nar gibi kızarmış bir hindiyi değil, Anadolu’yu temsil ettiğimizi netleştirmiş olduk.
Aslında ülke isimlerinin dünyadaki yolculuğu, insanlık tarihinin, göçlerin, coğrafi temasların ve hatta komik dilsel kafa karışıklıklarının harika bir özetidir. Bir ülkenin kendi halkının verdiği isim (endonym) ile dış dünyadaki halkların ona taktığı isim (exonym) çoğu zaman bambaşka hikâyeler anlatır. Bunların hepsini bir köşe yazısına sığdırmak zor ama bazı ilginç olanlardan söz etmek istiyorum.
Genel olarak yabancı bir ülke ya da etnik grupla ilk karşılaşma büyük önem arz ediyor. Mesela biz komşumuza Yunanistan diyoruz. Bu isim Ege kıyılarında yaşayan antik İyonya (Ionia) medeniyetinden gelir. Doğu dünyası Helenlerle ilk olarak İyonyalılar üzerinden temas kurduğu için bu ismi kullanmıştır ve dilimizde Yunan’a dönüşmüştür. Onlar kendilerine Hellas derler. Genel olarak yabancı dillerde Yunanistan’ın ismi Greece, Greek temellidir. Latince olan bu kelime Romalıların Yunan dünyasına verdikleri isimdir. Onlar da batıdan doğuya gelirken ilk karşılaştıkları kabile ismi olan Graecilerden esinlenmişler. Yunanlardan başka Hellas ismini kullanan bir ülke de Norveç’tir, onlar da Yunanistan’a Hellas derler.
Avrupa etimoloji haritasına göz attığınızda, dilsel akrabalıkların ve tarihsel savrulmaların en tatlı karmaşalarından birini Cermen dünyasında görürsünüz. Fransızlar “Allemagne” ve İspanyollar “Alemania” olarak adlandırmalarının sebebi Fransa ve İspanyol sınırına yakın yaşayan savaşçı Cermen kabilesi Alemanniler kaynaklıdır. Farklı Germen kabileleri Avrupa’nın farklı coğrafyalarına yayılmıştı. Almanya’nın ismi Fincede ”Saksa” olarak geçer. Onlarla ilk ticarete başlayan Germen kökenli Saxon kabileleri kaynaklı bir kullanımdır.
İtalyanca bir haritayı açtığınızda ülke sınırında Germania yazar ancak o sınırın ardında kimin yaşadığını bir İtalyan’a sorarsanız size Tedesco yanıtını verir. Birkaç yüz kilometre kuzeye, İngiltere’ye geçtiğinizde Almanca konuşan bu insanlara German denirken, yanı başlarındaki Hollandalılara ise Dutch adı verilir. Tüm bu kelime labirentinin ortasındaki anahtar antik dönemden kalan bir kavramdır: Diutisc.
Eski Almancadaki diutisc, kelime anlamıyla “halk” veya “halka ait olan” demektir. Erken Orta Çağ’da Frank İmparatorluğu sınırları içinde okumuş yazmış kesim ve kilise Latince konuşurken, sıradan ahali kendi yerel Cermen diyalektlerini konuşuyordu. İşte bu halk dilini Latinceden ayırmak için “halkın konuştuğu dil” anlamında diutisc sıfatı kullanıldı.
Zamanla bu tanımlama, o dili konuşan topluluğun öz kimliğine dönüştü. Almanlar kendilerine “halktan olanlar”, ülkelerine de “Halkın Toprağı” (Deutschland) demeyi seçti. İtalyanlar, kuzey komşularının ülkesine Sezar’ın attığı coğrafi başlıkla Germania demeye devam etti. Ancak oradan gelen insana seslenirken, o insanların kendileri için kullandığı diutisc kelimesini kendi dillerine uyarlayarak Tedesco yaptılar. Evet doğru hatırladınız! Fenerbahçe’nin eski hocasının soyadı. Bir de İngilizce “Dutch” ve Hollanda çıkmazımız var. Orta Çağ İngilizcesinde Dutch, Kıta Avrupa’sında yaşayan tüm Cermen halklarını tanımlıyordu. Zamanla İngilizler, ticarette en çok temas kurdukları Hollandalıları “esas Dutch” olarak benimsediler. Almanya’daki Cermenlere ise Romalılardan miras kalan German etiketini yapıştırdılar. Böylece diutisc kökü, İngilizcede Hollandalılara miras kaldı.
Özetle, bugün bir Alman’ın kendisine Deutsch, bir İtalyan’ın ona Tedesco, bir İngiliz’in ise Hollandalıya Dutch demesi, yüzyıllar önce Latince konuşan elitlere karşı “Biz halkız ve halkça konuşuyoruz” diyen eski Cermenlerin tarihe attığı dilsel imzanın günümüzdeki yankısıdır dersek yanlış olmaz sanırım.
Arnavutluk diye bildiğimiz ülkeyi kendileri Shqipëria diye adlandırılar. Etimolojisi çok net olmasa da ” açık konuşanlar” ya da kartallar ülkesi gibi bir köke dayandırılır. Bayraklarındaki çift başlı kartal da buradan esinlenme olabilir. Dünyanın kullandığı Albania ise Adriyatik tarafındaki antik İlirya kabilesi Albanilerden kalmadır. Türkçe “Arnavut” kelimesi ise Yunanca Arvanites telaffuzunun Türkçeleşmiş halidir. O çağda yaşadıkları yer Arbanon (Arbanum) olarak anılıyordu. Burada yaşayan kabilelerine ise Bizans Rumcasında Arbanitai deniyordu. Yunancadaki dil evrimiyle birlikte “b” sesi “v” sesine dönüştü ve kelime zamanla Arvanitai (Arvanites) halini aldı. Bizim kulladığımız Arnavutluk kelimesi de Yunanca kökenlidir.
Biraz da uzak coğrafyalara gidersek, yine ülkenin kendi kullanımı ve evrensel kullanımla ilgili başka bir örnek ile karşılaşırız. Sorumuz güneşin doğduğu ülke Japonya mı Nippon mu? Japonlar ülkelerine Nihon veya Nippon derler. Bu kelime Ni (Güneş) ve Hon (Köken/Doğuş) karakterlerinden oluşur. Yani “Güneşin Doğduğu Ülke”. Japonya’nın Batı dillerindeki isminin serüveni, Çin limanlarından İtalyan gezginlerin notlarına uzanan renkli bir ticaret rotasını takip eder. Yukarda bahsettiğim “Güneşin doğduğu yer” anlamına gelen Japonca Nihon karakterleri, Çin’in güneyinde konuşulan lehçede “Zeppen” veya “Jih-pen” şeklinde telaffuz ediliyordu. Çin seyahati sırasında bu ismi duyan Marco Polo, notlarına ülkeyi “Zipangu” olarak kaydeder. 16. yüzyıla gelindiğinde ise Portekizli tüccarlar, Malakka limanlarındaki Malay denizcilerden kelimeyi “Japang” biçiminde işitip Avrupa’ya “Japão” olarak taşırlar. Bu denizci telaffuzları zamanla evrilerek İngilizcedeki Japan kelimesine dönüşür.
Gürcistan’ın kendi dilindeki adı Sakartveloiken, dünyanın farklı dillerinde farklı adlar kullanılır. Türkçedeki Gürcistanadı, Orta Çağ Farsçasında Gürcüler için kullanılan Gurj adından ve buna eklenen Farsça -istān (“ülke, diyar”) ekinden gelir; dolayısıyla Gurjistān, “Gurjların ülkesi” anlamındadır. Gurj adının kökeni kesin olarak açıklanamamış olmakla birlikte, bazı etimolojik görüşler onu Eski İran dillerindeki vrka- / vṛka-, yani “kurt” anlamındaki kökle ilişkilendirir. Buna göre çok eski bir “kurt” kökünden türeyen adlandırmaların zaman içinde ses değişiklikleri geçirerek Gurj biçimine dönüşmüş olduğu teorisini okudum ama bu bağlantı kesinleşmiş bir etimoloji değildir. Gürcistan’ın Batı dillerindeki Georgiaadı ise uzun zamandır Aziz George (Saint George) ile ilişkilendirilir. Aziz George, Gürcistan’ın en önemli azizlerinden biri olmuş ve ülkedeki Hristiyan geleneğinde olağanüstü bir yere sahip olmuştur. Bu nedenle Orta Çağ Batı kaynaklarında görülen Georgia adının onun adından türediği düşünülmüştür; ancak “Georgia=George’un ülkesi” açıklaması da bugün kesin olarak kanıtlanmış değildir ve adın kökeni konusunda başka teoriler bulunmaktadır. Buna karşılık Rusların kullandığı Gruziya Türkçedeki Gürcistan gibi, Gürcülerin kendilerine verdikleri addan değil, dışarıdan kullanılan eski Gurj/Gurc adlandırma geleneğinden türemiştir. Böylece aynı ülke, kendi dilinde Sakartvelo, Türkçede Gürcistan, Rusçada Gruziya, İngilizcede ise Georgia olarak karşımıza çıkar.
Haritanın üzerindeki sınırlar toprakları bölse de ülke isimleri halkların yüzyıllar boyunca kurduğu coğrafi, ticari ve kültürel bağların canlı birer şahididir. Bir ulusun kendi evinde kullandığı isim ile komşularının ona uygun gördüğü sıfat arasındaki fark, insanlığın ortak hafızasının ne kadar dinamik ve zengin bir anlatıya sahip olduğunu gösterir. Bazen bir denizcinin duyduğu yanlış bir telaffuz, bazen bir kabilenin adı, bazen de elitlerin diline karşı “biz halkız” diyenlerin duruşu ya da tombul bir kuş koca bir ülkenin küresel kimliğine dönüşür. İsimler, sadece haritalardaki etiketler değil göçlerin, ticaret yollarının ve dillerin birbirine temas ettiği o ilk anların bugüne ulaşan yankılarıdır. Bir dahaki sefere bir ülke ismi duyduğumuzda, onun sadece bir coğrafyayı ya da bir halkı tanımlamanın ötesinde insanlık tarihinin en merak uyandırıcı hikâyelerinden birini fısıldayabileceği aklımızda olsun.
İlgili yazı:
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
