Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Batı’yı eleştirme fırsatını kaçırmaması ve ülkesini Küresel Güney’in dostu olarak konumlandırmasıyla bilinir.
Ancak Moskova’yla müttefik rejimleri sarsan bir dizi uluslararası kriz yaşanırken, Rus liderin tepkisi ya son derece cılız kaldı ya da hiç tepki göstermedi.
Moscow Times gazetesinde Brawley Benson imzasıyla yayımlanan analize göre Putin, bu ay ABD’nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’yu yakalamak için düzenlediği yıldırım operasyonu hakkında hâlâ kamuoyuna bir açıklama yapmış değil. Aynı şekilde, Başkan Donald Trump protestolarla sarsılan İran’a karşı askerî müdahale ihtimalini gündeme getirdiğinde de Putin, İran adına yüksek perdeden bir karşılık vermedi.
Analistlere göre bu sessizlik, Rusya’nın Ukrayna savaşına odaklanmasının ve ABD’yi provoke etme konusundaki isteksizliğinin bir yansıması. Ancak bu tutum, uzun süredir devam eden müttefikleri yabancılaştırma ve Moskova’ya duyulan güveni aşındırma riskini beraberinde getiriyor.
Kremlin lideri suskun kalırken, Rusya Dışişleri Bakanlığı her olayda ölçülü kınamalarla yetindi.
Maduro’nun uyuşturucu kaçakçılığı ve diğer suçlamalarla yüzleşmek üzere New York’a götürüldüğü sırada Dışişleri Bakanlığı şu açıklamayı yaptı:
“Bu sabah Amerika Birleşik Devletleri, Venezuela’ya karşı silahlı bir saldırı eyleminde bulundu. Bu son derece endişe verici ve kınanması gereken bir durum.”
Birkaç gün sonra yayımlanan başka bir açıklamada ise, ABD’nin adı doğrudan anılmadan, Venezuela’nın egemenliğinin ve kaderini “dışarıdan gelen yıkıcı müdahaleler olmaksızın” belirleme hakkının korunması çağrısı yapıldı.
Bu olayda dikkat çeken husus, Putin’in alışılmış tepkilerine çok az benzemesiydi.
2019’da, ABD’nin Maduro’nun rakibini desteklediği tartışmalı seçim sonuçları nedeniyle Venezuela’da kriz patlak verdiğinde, Kremlin Putin ile Venezuela lideri arasındaki telefon görüşmesinin sert ifadeler içeren özetini yayımlamıştı.
ABD henüz bir müdahaleye girişmemişken bile Putin, “yıkıcı dış müdahalenin uluslararası hukukun temel normlarının açık bir ihlali olduğunu” söyleyerek uyarmıştı.
Bu kez dünya liderleri Maduro’nun yakalanmasını egemenlik ihlali olarak kınarken, Putin herhangi bir yorum yapmadı.
George Washington Üniversitesi profesörü ve CNA düşünce kuruluşunda Rusya araştırmacısı olan Julian Waller, “Yanıtın bir kısmı basitçe onun mizacıyla ilgili. Bazen Rusya’dan örneğinde ve Putin’in kişisel karar alma tarzında kararlılıktan söz ederken kendimizi kandırıyoruz. Oysa gerçekte, bir karara varması ya da alınmış bir kararı kamuoyuna yansıtması genellikle epey zaman alıyor” dedi.
Bir başka neden de Putin’in, Rusya’nın küresel müttefiklerine verdiği desteğin ne kadar kırılgan olduğunu gösteren bir meseleyi büyütmek istememesi olabilir.
Carnegie Uluslararası Barış Vakfı’ndan siyasi yorumcu Andrey Pertsev, “Kremlin açıkça eskiden beri kullanılan bir stratejiye dönüyor. Yani utanç verici bir gerileme hakkında hiçbir şey söylememek ve hikâyenin haber döngüsünden düşmesini ummak” dedi.
2000’li yılların başından bu yana Rus lider, Batı’nın Kremlin’e yakın ülkelerde paralı protestocular, Batı destekli STK’ler ve kışkırtıcı gençlik grupları aracılığıyla demokratik darbeler örgütlediği teorisini tanımlamak için sık sık “renkli devrim” terimini kullandı.
Bu terimi en son 2022’de, Rus birlikleri Kazakistan’daki kitlesel huzursuzluğu bastırmaya yardım etmek üzere gönderildiğinde kullanmıştı. Putin o dönemde, “Elbette Kazakistan’daki olayların, devletlerimizin iç işlerine dışarıdan müdahale etmeye yönelik ilk ve son girişim olmadığını anlıyoruz” demişti.
Maduro’nun yakalanmasını bir “renkli devrim” olarak nitelemek Putin için zor olsa da, İran’da yaşananlar bu tanıma daha çok uymuş görünüyor.
Diplomatik ve askerî alanlarda Rusya’nın kilit müttefiklerinden biri olan İran, Aralık ayının sonlarından bu yana hükümet karşıtı protestolarla sarsıldı. Güvenlik güçlerinin sert müdahalesi sonucu binlerce kişinin öldürülmesinin ardından Trump askerî müdahale ihtimalini gündeme getirdi, ancak daha sonra geri adım attı.
Putin’in gözle görülür müdahalesi, İsrail ve İran liderleriyle yaptığı ve diplomatik bir çıkış yolu bulmaya yardımcı olmayı teklif ettiği bir telefon görüşmesiyle sınırlı kaldı. Geçmiş yıllarda Rus liderden beklenebilecek sert azarlamalar, savaş çığırtkanlığı ve Batı’nın ikiyüzlülüğüne dair söylemlerin hiçbiri ortada yoktu.
Waller’a göre bu ani yön değişikliği, Rusya’nın dış politika önceliklerinin evrimini yansıtıyor. Özellikle Putin, Ukrayna konusunda müzakerelerde koz elde etmeye çalışırken Washington’u kızdırmaktan kaçınmak ister görünüyor.
Waller, “Evet, ABD’nin etrafında parmak uçlarında yürümek istedikleri ve ABD karar alma süreçlerinin hakaret ve küçük düşürmelere olağanüstü derecede duyarlı olduğu yönünde bir argüman var. Açıkçası, son bir yıldaki müzakerelere bakıldığında, Rusya birkaç kez kiminle muhatap olduğunu fark edemediği için bedel ödedi” dedi.
Waller ayrıca Putin’in desteğini esirgemesinin, Moskova’ya zaten temkinli yaklaşan İranlı elitler arasındaki kuşkuları körükleyebileceğini de belirterek, “Rusya’nın rejimi açıkça desteklememesi, eğer rejim ayakta kalırsa, önemli sonuçlar doğurabilir” dedi.
Gözlemcilere göre son yaşananlar, Rusya’nın Aralık 2024’te Suriye’de Beşar Esad rejiminin düşüşüne verdiği tepkiyi de hatırlatıyor.
İsyancı güçler hükümet mevzilerini ele geçirdikten sonra Esad ve ailesi Moskova’ya kaçmıştı. Bu, yıllarca Esad yönetimini askerî ve mali olarak ayakta tutan Rusya’nın itibarı için sarsıcı bir darbeydi.
Putin, Rusya’nın en önemli müttefiklerinden birinin düşüşünü neredeyse hiç sahiplenmedi ve rejimin sona ermesinin Rusya’nın Suriye’deki hedeflerine ulaşamadığı anlamına gelmediğini söylemekle yetindi.
O tarihten bu yana bu konudan uzak durmaya çalışıyor.
Esad ailesi Moskova’ya kaçtıktan sonra pek ortalarda görünmüyor. Rus yetkililerin eski Suriye liderinin medya ile konuşmasını yasakladığı bildiriliyor. Esad’ın Putin’le kamuoyuna açık bir görüşmesi de olmadı.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
