Cuma, 30 Oca 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Köşe Yazıları

Menzile ermek gerek

Dr. Nevin Sütlaş
Son güncelleme: 30 Aralık 2025 19:32
Dr. Nevin Sütlaş
Paylaş
Paylaş

“Yasaklı madde” haberlerinin çağrışımlarından mıdır bilmem, bu gece menzilcileri falan katmışım rüyama. O nedenle de birlikte gezinelim istedim geçmişin sularında. (Bu arada yasaklı lafına bir ben mi takılıyorum? Yasak veya yasaklanmış sözcüklerinin suyu mu çıkmıştı?)

1980 darbesi sözüm ona sağ-sol çatışmasını sonlandırmak için yapılmıştı. Solun köküne kibrit suyu döken darbeciler, sağın en koyusunun temsilcisine yani tarikat ehli Özal’a iktidarı teslim ederek kenara çekilmişlerdi. Özel görevli Özal da görevini hakkıyla yerine getirdi. Yabancı şirketlerin iştahına yanıt olan bir yasa çıkarıp “özelleştirme” adıyla ülke varlıklarının açık yağmasını başlattı. Ülkenin ekonomisi zaten berbattı ama açıkça batışı böyle başladı.

Silahların gölgesinde elde edilen siyasi istikrar (!) sayesinde sağlanan ekonomik gelişmeler (!) böyle başladı ama elbette din ekseni olmasaydı o maya tutmazdı. Neyse ki Özal sapına kadar dindardı. Böylece seksen darbecileri sayesinde tarikatçı dincilik de Cumhuriyetin ilk yıllarında tıkıldığı yer altından su yüzüne çıktı. 

Cumhuriyet kurulurken Müslümanlığa dokunulmamışsa da “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” denilerek Müslümanlığın en temel unsuru, Osmanlının da en temel düsturu olan “Cihat” kavramı yok edilmeye çalışılmıştı. Anadolu Bektaşiliği ve Aleviliğiyle kısmen harmanlanan Sünnilik, Vahabilikten ayrı tutularak “ortaya karışık” yeni bir Müslümanlık imal edilmişti. Yamalı Anadolu elbisesi içinde temeli ahlak olan bir Müslümanlık türü kurgulanmıştı. Halkın çoğunluğunun iman ettiği bu din, kendi sınırları dışındakilerin malına mülküne ve de vatanına göz dikmeyen kanaatkâr bir kılıfa sokulmuştu, devlet eliyle. En temel özü olan cihattan kasten arındırılarak yenilenen (!) dinde yapılan en büyük reform ise Tanrısı ile kulunun arasına kimsenin giremeyeceği inancını yerleştirmek olmuştu. Cumhuriyetin kurucuları o nedenle bütün tarikatları yasaklamışlardı. Oysa o yasaklar asıl egemen olanların yağma düzenine engel oluyordu… 

Türkiye Cumhuriyeti dünya egemenlerine kafa tutmuştu. Yeni devlet, kendi fabrikalarını kurup, kendi madenlerini işletip, kendi öz kaynakları ile bağımsız ekonomi olma yolunda ilerliyordu. Bu amaçla idealist kadrolar bile yetiştirmeye başlamıştı. Atılan tohumlar meyve vermeye de başlamıştı. Her türlü yıkımdan daha büyük bir yıkım olan topyekûn savaştan çıkan halkın çoğunluğu hâlâ çok yoksuldu ama hiç değilse kıçına patiska don, sırtına basma, ayağına lastik geçirebilir hale gelmişti. Sümerbanklar, Ziraat Bankaları falan vardı artık. Irkçılık ve etnisite gibi yepyeni ve çok önemli bir sorun da yaratmıştı ulusalcı Cumhuriyet ama öte yandan da ekonomik bağımsızlığından ödün vermeye niyetli görünmüyordu. Topraklarını kendi işliyor, madenlerini kendi işletiyordu. Bunun için de sıkı yasalar koymuştu. 

Cumhuriyetin ilk yıllarında ekonomi gibi eğitim de, sağlık da devletin bizzat elindeydi. Tıpkı komünist ülkelerin yapmak isteyip pek de başaramadığı gibiydi kurulan yeni düzen. Oysa aralarında kapışsalar da dünya kapitalistlerin denetimindeydi.  Ekonomik açıdan Türkiye’deki devletçiliğin sürmesine izin verecek değillerdi. Yasaklar delinmek içindi, delmek ise namluyla o da olmazsa kurnazlıkla mümkündü.  

Kapitalizm emperyalizme dönüşmüşken devrimci (!) Türkiye Cumhuriyeti’nin önlerine diktiği yasal engeller milli ve milliyetçi (!) askerlerinin silahları ile tek tek kaldırıldı. Ardı arkası kesilmeyen her askeri darbe, tersini söyleye söyleye devrimleri köşesinden bucağından yontarak ülkeyi biraz daha sağa sürüklemiş ama yetmemişti. En etkili darbe Özal iktidarı sayesinde gerçekleşti. Yasalar/ yasaklar ile yer altına itilen bütün tarikatların önü açılarak tohumlar fideye döndürüldü. En önce filizlenip en hızlı boy atan da Menzil tarikatı oldu. 

Menzilcilerin adını ilk duyduğumda ne duyduğumu kavradığımı sanmam. “Topkapı Garı’ndan her gün ikindi vakti Menzil şeyhine gidenleri taşıyan bir otobüs kalkıyor” diye duyduğumda seksenli yılların sonlarıydı sanırım. Bense hâlâ yirmilerimi sürüyordum. O kadar çok insan bu şeyhe niye gidiyor diye sorduğumda dertlerine derman bulmak için demişlerdi. Bu şeyh, nefesi en kuvvetli olandı (!)

Siz bu memlekette sağlık mensubuysanız, hastalananların doktora gittikleri kadar hacıya hocaya da gittiklerini bilirsiniz. Bunu bilmek için doktor olmanıza da gerek yok. Çünkü insanlar sadece hastalıkları iyileşsin diye değil, sakatlar düzelsin diye, bağımlılar tövbe etsin diye, kaybolan takı bulunsun diye, batık şirket kazansın diye, kısırlar döl versin diye, metresiyle yaşamayı seçen koca evine dönsün diye, salak oğlan sınav kazansın diye, çirkin kız koca bulsun diye, sapık akraba akıllansın diye de hacılara hocalara gidiyor. O nedenle çok da şaşırtıcı değildi benim için bir şeyhe taşınanlar. Şaşırdığım sadece İstanbul’dan her gün bir otobüs dolusu insanın sadece özel (!) bir şeyh için yola çıkıyor oluşuydu. Bütün ülke düşünülünce hem bu şeyhten medet umanlarının sayısının büyüklüğüne hem de medet umduklarının bunca şöhretine şaşmıştım. Bunun buzdağının görünen yüzü olduğunu anlamamsa zaman aldı. 

Bilmem siz o meşhur Menzil tarikatı şeyhinin 1991’deki ölümünü hatırlar mısınız? Yaşınız yetse bile, haberler o kadar hızla kaldırıldı ki dikkatinizden kaçmış olabilir diye hatırlatayım. Kahta’nın Menzil Köyü’nde Ramazan Bayramı kutlaması yapılıyor. Elini öpüp “inayet ve şefaat” dilemek için şeyhin önünde bitmez tükenmez bir kuyruk var. Yurdun dört bir yanından gelenlerce oluşturulan bu mahşer kalabalığında şeyhin güvenliğini sağlamak için kendi adamlarının yanı sıra devletin polisleri de oradalar. Bu sırada 17 yaşında bir genç, tam da şeyhin elini öpmek için eğilmişken, cebinden hızla çıkardığı enjektörü şeyhin eline saplayıp içindeki sıvıyı boca ediveriyor. Şeyh hemen ölmüyor. Derhal hastaneye kaldırılsa da bir türlü iflah olamadığı iki uzun yılın sonunda yani epeyce süründükten sonra ölüyor. Film gibi gerçekleşen bu olayın hikayesini film senaryosu gibi okuduyduk basında.  

Biz bu hikâyenin aslını astarını öğrenemedik. Belli ki ceza ehliyeti olmasın diye 18 yaşından küçük biri seçilmiş. Kim ve ne amaçla görevlendirmişti bu genci açığa çıkarıl(a)mayarak “Kendini dine vermiş depresif bir delikanlıydı” denip geçildi. Hemen olay yerinde öldürüldüğü bile söylendi ama gerçek akıbeti ne oldu hiç bilemedik. 

Niye ve kimlerin azmettirmesiyle öldürüldüğünü öğrenemesek de şeyh ölünce ortaya çıkan post kavgasından öğrendik bu tarikatın gerçek gücünü yani mal varlığını. Şeyhi ziyarete gidenlerin hemen oracıkta erzaklarını (normal fiyattan birkaç kat fazlasına) tedarik ettikleri kutsal (!) marketten başlayıp taa “Amerikanya”da sahip olunan petrol rafinerisine kadar uzanan bu zenginlik, eli, dili, aklı bereketli bu adamın oğullarıyla kardeşlerinin post kavgasına neden olunca ortaya saçıldı zenginliğin düzeyi.

Menzil tarikatının benim aklıma kazınması başka bir nedenle oldu. Tarikat varislerinin dışarıya savrulan bazılarının tersine asıl yurdundaki asıl posta yerleşen yeni şeyhinin çok ilginç bulduğum duyurusu ile. Eski şeyhin zamanında onun gövdesine bağlanan upuzun iplerin ucunu tutarak bağışlatılan günahlar, şeyhin ölümüyle silindi,  yeniden bağışlanmak için yeniden gelip yeniden o iplerin ucundan tutmak gerekiyor anlamındaki duyurusu ile kazındı kaldı aklıma. Eee, ipleri ele geçirmek bu kadar kazançlı bir şey demek ki. 

Tarikat konusuna ilgim bir başka şeyhin bütün şürekasıyla Cumhurbaşkanlığı köşküne yemeğe çağrılmasıyla olmuştu aslında. Kara kaplı arabalardan sarıkları ve upuzun entarileriyle inip eskiden varlıklarına kastetmiş olan devletin en üst makamına davetli olarak girenleri televizyonda gördüğümde beleren gözlerim bir daha da asla kısılmadı. 

Başkasıyla evli bir kadınla kameralara çıplak halde yansıt(ıl)an bir tarikat şeyhi, televizyonlarda muhafazakarlık satarken pahalı Avrupa sahillerinde jetskisiyle poz veren bir başka tarikat ehli,  zengin Kürt tacirleri kaçırıp öldürdükten sonra İzmit- Düzce-Bolu üçgeni diye adlandırılan bölgeye gömme ihtisası yapan apaçık silahlı bir diğer tarikat, artık kullanamadıkları gencecik kadınları domuz bağıyla (!) bağlayıp diri diri tabutluklara  gömen güneyli bir tarikat, zengin aile çocuklarından estetikli uzaylılar üreten modern (!) tarikat, deniz fenerleri gibi yol göstereniniz diyerek gurbetçileri lüpleten karanlıklar tarikatı, ışık saçan gençlik evleri (!) ile iktidara yürüdükten sonra lanetlenen tarikat falan filan derken epeyce gerçek tarikat filmi de izledik aslında hepimiz.  

Cumhuriyet tarihimiz tarikatlar tarihine, tarikatlar çatışmasına ve de tarikatlar tahtına dönüştüğünde şaşıp kalmak yetmiyor. Bugünü bugünden ibarettir sananlar yani bugünü bugünkü iktidar yarattı sananlar çok yanılıyor. Bugün dünün sonucudur, dün de evvelki günün sonucuydu zaten.  

Bugünü anlamak Özal iktidarını anlamadan mümkün değildir ama Özal’a iktidar sağlayan darbenin asıl dönüm noktası oluşunu bilmek bile tarihi eksik kavramak olur çünkü onun da gerisi var. Türkeşlerin yaptığı 1960’ların darbesi olmasaydı, 1980’lerin darbesi de olamazdı çünkü. Fakat asıl dikkatten kaçırılmaması gereken 1960’ların neden ve nasıl olabildiğiydi. Adnan Menderes’i iktidara taşıyanların kimler olduğunu bilmeden dinciliğin ve tarikatçılığın nasıl göverdiğini bilmek de mümkün olamaz.  

Ben ne tarih ne siyaset uzmanıyım ne de tarikatlar konusunda özel araştırmaları olan biri. Sadece kendi yaşamımda tanık olduğum olağanüstü şeyleri bölük pörçük de olsa anımsıyorum. O nedenle Cumhuriyet rejiminde yeşeren ilk ve en güçlü tarikatın Menzil olduğu konusunda yanılmış olmam çok mümkün. Örneğin en başından beri var olan Nurcuların dallanıp budaklanan gücünü küçümsüyor olmam büyük kusur olabilir. Bütün tarikatların ardındaki asıl güç sahibini bilmem de zaten mümkün değil, sadece tahminlerim var.  

Herkes baktığı yerden, kendi bakış açısının elverdiği kadarını görebiliyor ve gördüklerini anlaması da bilgi ve bilinç kapasitesiyle sınırlı. Bense dün gece gördüğüm rüya sayesinde gerçek hayatta yaşadıklarımdan bazılarını anımsadım ve de anımsattım. 

Geriye doğru bakarken menzil çok önemli demek istiyorum. Geçmişi kısa menzil yerine uzun menzilden görebilen, geleceği de belirleyebilir demek istiyorum. 

Ötesi havanda su dövmek…

Tarikat fotoğrafı: mehmetyilmaz.com

https://www.hurriyet.com.tr/gundem/babadagli-gencin-ignesi-menzil-i-bolmeye-yetti-5313189

https://www.facebook.com/ReddulSufiyye/videos/menzil-cemaati-sapikli%C4%9Fikarde%C5%9Flerim-y%C3%BCce-allahtan-bizi-dini-%C3%BCzere-sabit-k%C4%B1lmas%C4%B1-/2496011414026291

https://www.milliyet.com.tr/yazarlar/derya-sazak/fadimenin-drami-5389996

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
YazanDr. Nevin Sütlaş
Takip et:
1959 yılında Adapazarı’nda doğdu, İstanbul Üniversitesinde Tıp doktoru, Bakırköy Akıl Hastanesinde Nöroloji Uzmanı oldu ve aynı hastanede 30 yıl eğitim görevlisi hekim olarak çalıştı. Beynin damar ve enfeksiyon hastalıkları, yoğun bakım, hasta beslenmesi, açlık grevi/ ölüm orucu ve Multipl Skleroz konularında çalıştı. Sağlık sisteminin özelleştirilmesi sürecinde uğradığı mobing yüzünden 2016 yılında aktif meslek yaşamını sonlandırdı. Beyin ile ilgili bilimsel bilgiler temelinde topluma yönelik kitaplar yazmayı sürdürüyor. Florida'da yaşıyor. Web sayfası: http://www.nevinsutlas.net/index.html Elektronik posta: calisal01@yahoo.com
Önceki Makale Lübnanlı “Shakira” Hatay’ı seçti
Sonraki Makale Evsiz, yersiz, memleketsiz, geleceksiz

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

Köşe YazılarıManşet

Şiddetin ekososyolojisi

İnan Özbek
30 Ocak 2026
*Köşe Yazıları

İsrail’de normalleşmeyen devlet

Metin Duyar
30 Ocak 2026
Köşe Yazıları

Yasın dili ve insan kalabilmek

İsmail Boy
29 Ocak 2026
EditörKöşe Yazıları

İç derin…

Cumhur Deliceırmak
29 Ocak 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?