Gazeteci Varol Ersoy‘un Medyaradar sitesinde yayınlanan “Asıl büyük ayıbı kendi patronlarına sordun mu?” başlıklı yazısı:
“Balıkesir İmam Hatip Lisesi Mezunu…
Ardından Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni bitirdi.
TGRT’de, Yeni Şafak’ta, Kanal 7’de çalıştı.
Özellikle Kanal 7’de çalıştığı on bir yılda, dönemin ünlü haber sunucularından Ali Kırca’yı kendine örnek aldı. (Bazı çevrelere göre taklit etti.)
Haberleri onun üslubuyla sundu, onun yaptığı “Siyaset Meydanı”na benzer “İskele-Sancak” programını yaptı.
Sözüm ona bu programda hem sağın hem de solun temsilcilerine söz hakkı verecekti; ama program hep “sancak”tan, yani sağcılardan ibaret kaldı.
Merkez medyanın, AKP yandaşı sermayeye geçmesiyle kapağı Sabah’a attı.
“Ortada” görünmeye çalıştığı siyasi yazılarında yine de iktidarı alkışlamayı ihmal etmedi.
2005’te Hürriyet’e transfer olup bir de CNN Türk’te program yapmaya başlayınca önce Cihangir, sonra Nişantaşı sosyetesine kapağı attı.
Çalıştığı iki kurumun da Aydın Doğan tarafından tüpçü Erdoğan Demirören’e satılmasıyla yıldızı yeniden parladı.
Grubun el değiştirdiği yıllarda sayısız genel yayın yönetmeni değiştiren Hürriyet’te, 6 Kasım 2019’da bu göreve getirildi.
Onun döneminde bu gazetede iktidarı eleştiren tek yazar bile kalmadı.
Yazar kadrosunun tamamını eski İslamcı çevresinden tanıdığı isimlerle doldurdu.
Son yirmi yılının tamamını Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yaranmakla geçirdi.
Cumhurbaşkanı’nın yurt dışına giderken uçağına aldığı gazetecilerin başında geldi.
Geçen yıl da uçakta Cumhurbaşkanı’na sorulan soruların önceden hazırlandığını itiraf etti…
Özel hayatına gelince…
Bugün her konuda “ahlak polisliği” yapan bu arkadaşın “eski sevgililer defteri” oldukça kabarık.
Yazar ve oyuncu Pelin Batu, futbolcu Caner Erkin’in eski eşi Asena Atalay, oyuncular Başak Sayan, Zuhal Olcay, Şehnaz Çakıralp, Devin Özgür Çınar, Nehir Erdoğan, iş insanı Elif Dürüst…
Spor spikeri Neşe Sapmaz’la Ortaköy’deki bir mekanda geçirdiği şaraplı saatlerin görüntüleri ise ayrı bir olay…
Kimden söz ettiğim anlamışsınızdır: Bugünkü konumuz ve konuğumuz ahlak polisi Ahmet Hakan!
Medyaradar’daki 500’üncü yazıma yaklaşıyorum; bugüne kadar kimsenin özel hayatıyla, sevgilileriyle, yedikleriyle içtikleriyle işim olmadı!
Ben genellikle medya dünyasının “etik sorunu” üzerine yazarım.
Peki; ne oldu da bugün “ortada kalmış” bu arkadaşı yazma gereği hissettim?
Anlatayım:
Medyaradar’da okumuşsunuzdur:
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen uyuşturucu operasyonu kapsamında tutuklanan Haber Türk sunucuları Mehmet Akif Erso ve Veyis Ateş hakkında çarpıcı bir iddia ortaya atılmış…
Soruşturma kapsamında tutuklanan gazeteci Ebru Gülan, iki ismin ‘şişe çevirme’ gibi cinsel içerikli oyunlar aracılığıyla kadınları manipüle ettiğini iddia etmiş…
İtirafları köşesine taşıyan Ahmet Hakan da aynen şunları yazmış:
“Günah işlemek, hadi tamam. Biraz yozlaşma, hadi tamam. Bir miktar şöhret elde edince çığırından çıkma, hadi tamam. Azıcık sapkınlık mapkınlık, hadi ona da tamam. Hepsine tamam. Ama bu ‘şişe çevirme’ de nedir arkadaş. Bu B sınıfı Amerikan kolej filmi atraksiyonlarını siz hangi ara içselleştirmeyi başardınız arkadaş ya? Kafayı yiyeceğim valla!”
“Tamam, tamam” diye geçiştirdikleri, belli ki aslında kendi yaptıkları…
Biraz günah…
Biraz yozlaşma…
Biraz şöhrete kavuşunca çığırından çıkma…
Azıcık sapkınlık mapkınlık…
Yazısından öğrendiğimiz kadarıyla “şişe çevirme”ye henüz sıra gelmemiş…
O yüzden diğerlerini “normalleştiriyor”; saydığı o kadar anormal şeyin arasından bir tek “şişe çevirme”ye karşı çıkıyor…
Ben ona da “tamam” diyeceğim…
Çünkü insanın yaptığı her şey kendini bağlar…
Özel hayattır; karşılıklı rıza çerçevesinde olması şartıyla kimseye “Şunu neden yaptın?” ya da “Bunu eksik bıraktın?” diye sormam…
Herkes kendi meşrebince yaşar.
Ama ne zaman yaptığı iğrençlikleri “ona tamam, buna tamam” diye meşrulaştırıp, gençlere kötü örnek olacak şekilde arka arkaya sıralamaya kalkarsa işte o zaman ona, “Dur bakalım” demeyi de görev bilirim.
Bu takkeli liboş ahlak polisi arkadaşa ayıp gelen “şişe çevirme”den daha büyük bir ayıp var mesela…
Benim bu yazıyı yazmaktaki derdim de zaten o!
Patronu Demirören’in, çiftçilere hizmet etmesi gereken Ziraat Bankası’ndan aldığı borcu bunca yıldır ödememesi; asıl büyük ayıp!
O da bir gazeteci olarak, milletin çevirdiği şişeleri değil bu büyük ayıbı sorgulamalı…
Peki; onlarca saat ekranda kaldığı canlı yayınlarda ya da yazdığı on binlerce yazıda bu konuya bir kez olsun değindi mi?
Dini hassasiyeti yüksek olan ve bu yüzden adil olması beklenen acar bir gazeteci olarak halkın yağmalanan parasıyla, zenginlere pompalanan servetle ilgilendi mi?
Diyeceksiniz ki; “Bu haltı yiyen, kendi patronu? Nasıl yazsın…”
Yazmalı…
Yazamıyorsa da istifa etmeli…
Edemiyorsa o zaman kendi tepesinde dönüp duran bu kocaman şişeyi görmezden gelip başkalarının çevirdiği şişeler üzerinden ahlak polisliği yapmaya kalkışmamalı!
Gazeteci; kimsenin adamı değildir.
Ahmet ise önce Cumhurbaşkanı’nın, sonra patronunun, daha sonra da belki başka birilerinin adamı…
Bir şeyleri karart, başkalarının ayıbını yaz…
Yok öyle Ahmet kardeş…
Sen hele bir söyle:
Patronların, genel yayın yönetmeni olduğun gazeteyi satın alırken kullandıkları kredi borcunu ödedi mi, ödemedi mi?
Ve sen; sosyeteye de kaysan dini eğitim almış bir gazeteci olarak bu ayıbı görmezden gelmeye utanmıyor musun?”
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
