Kentli yaşam biçiminin hızı kutsayan, kişiye tıpkı ince bir buz tabakasının üstündeymişçesine hızlı olmasını, aksi halde suya düşebileceği hissini veren, çabukluğu, pratikliği ve anındalığı baş tacı eden doğası tüm yaşantımızı hızlı olma üzerine kurdu.
Kovalanırcasına hızla yaşanan söz konusu yaşam biçiminde, insanların başta nesnelerle ilişkilerinde hızlı olma gereğinin yol açtığı bir kullan at mantığı egemen oldu.
Nesneleri tamir etmeyi, dönüştürmeyi ve yeniden kullanmayı gereksiz gören, onu atıp yenisini almanın daha zahmetsiz ve pratik olduğunu düşünen kentli birey, kullan at biçiminin cazibesine kendisi iyice kaptırdı.
Hızla akan yaşam da, beklemenin ve sabretmenin maliyetli olması, yavaş olmanın kaybetmek anlamına gelmesi, hızı birey için vazgeçilmez kılmış, koşturmacayla geçen yaşamı her sabah yeniden başlayan ve hiç bitmeyen bir yarışa dönmüştür.
Üretim evresinden, önce tüketim evresine geçmiş olan kapitalist ekonominin, tüketim-üretim ve yeniden tüketim çarkıyla ve her an her koldan sürdürdüğü tüketim pompalamasının etkisiyle, tam bir tüketim toplumuna dönüşmüş bulunan ülkemizde, bugün artık sabretmek ve bir şeylere emek vermek anlamını yitirip angarya görülmeye başlanmış, her ne olursa bir an önce tüketip yenisini edinmek temel bakış açısı olmuştur.
Bireyi çepeçevre kuşatarak dayattığı hızlı olma zorunluluğuyla onun nesnelerle olan ilişkilerinde kullan at mantığını egemen kılan tüketimci kapitalist model, git gide kişinin öteki kişilerle olan ilişkilerine de egemen olmaya başlamış, arkadaşlık ilişkilerinde, karşı cinsle ve hatta eşiyle olan ilişkilerinde de, emek vermeyi, sabretmeyi ve beklemeyi anlamsızlaştıran ve kısa vadeli bir bakışla ilişkiyi hızla tüketen bir tutum geçerli olmaya başlamıştır.
İkili ilişkilerde fedakarlık yapmayan, anlamaya çalışmayan, uzun süreli bağlanmaya modası geçmiş bir tarz olarak bakan, eşiyle ilişkisinde; hastalıkta ve sağlıkta, iyi günde kötü günde, ölüm bizi ayırana dek cümlesinin anlamını yitirdiği bu yaşam biçimi, insanın geçmişinden bu yana referans aldığı ne kadar erdem varsa hepsinin içini boşaltıp, nostaljik hoşluklardan ibaret bırakmaya başlamıştır.
Bugün artık tüm malların olduğu gibi tüm ilişkilerin de adeta birer son tüketim tarihi vardır, gittikçe kısalan bu tarih gelmeden yaşanmalı, tüketilmeli ve yenisi edinilmelidir. Çünkü yaşam o kadar seri akmaktadır ki, bu dünyada hızlı olmak hatta gittikçe hızını arttırmak, yaşamın dışında kalmamak içerisinde olabilmek için zorunludur.
Çok çalışarak, yetmezse borçlanarak tüketmenin, ne pahasına olursa olsun tüketmenin mottosunu oluşturduğu günümüzün kapitalist ekonomik modelinin, kişilerin sistemin hızına ayak uydurabilmesi ve tüketimin sürekliliğini sağlayabilmek için hayatınıza soktuğu kullan at mantığı, modern bireyin tüm yaşantısına damgasını vurmuş, nesnelerin ve ilişkilerin ömrünü, bir sonrakinin gelecek olduğu o kısa zaman dilimiyle sınırlandırmıştır.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
