ABD sahte zafere mi hazırlanıyor?-Mehmet Ali Güller (Cumhuriyet)
“ABD Başkanı Donald Trump’ın sosyal medyadan paylaştığı şu mesaj, ABD’nin hegemonyasıyla birlikte, diplomasisinin de zayıfladığının somut işareti: “İran nükleer silahsızlanma anlaşması imzalamayı bilmiyor.”
Bu mesaj aynı zamanda Washington’ın çaresizliğinin de ifadesi. Neden mi?
İran 2015’te ABD’yle nükleer anlaşmayı imzalamıştı çünkü. Barrack Obama’nın başkanlığı döneminde imzalanan anlaşma özetle İran’ın nükleer programının sınırlanması karşılığında yaptırımların kaldırılmasını içeriyordu.
Somutlarsak: İran’ın uranyum zenginleştirme oranı yüzde 3.67 ile sınırlanmıştı. (Nükleer silah için gereken oranın yüzde 90 olduğu düşünülürse, bu oranda anlaşmanın ABD için ne büyük kazanım olduğu görülür.) Öte yandan zenginleştirilmiş uranyum stoku 300 kg ile sınırlanmıştı. Santrifüj sayısı azaltılmıştı. Yeraltındaki Fordo tesisinin üretimden çıkarılıp araştırma merkezine dönüştürülmesinde anlaşılmıştı.
Peki sonra ne oldu? Trump başkan olunca Obama’nın imzaladığı o anlaşmadan 2018’de tek taraflı çekildi! Şimdi ise “İran nükleer silahsızlanma anlaşması imzalamayı bilmiyor” diye mesaj atıyor.
Trump sıkışmış durumda. Ne İran’a yeniden savaşı başlatabiliyor ne de İran’ı kendi istediği şartlarda masaya oturtabiliyor. Trump bu açmaz nedeniyle ateşkesi sürekli uzatıyor.
Elbette bu ABD’nin yeni bir saldırı dalgasına hazırlık için zaman kazanma taktiği de olabilir. Ama günün sonunda ABD’nin yeni bir saldırısı da genel tabloyu değiştirmekten uzak görünüyor. Zira İran halkı birliğini ve direniş kararlılığını sürdürüyor, İran’ın füzeleri yanıt verme kapasitesini koruyor.
Reuters’ın ABD’li yetkililere dayandırdığı şu haber, Washington’ın savaştan çekilebileceğine işaret ediyor: Habere göre ABD istihbarat topluluğu, Trump’ın tek taraflı zafer ilan etmesi durumunda İran’ın hangi tepkileri vereceğini analiz ediyor.”
CHP PM-MYK toplantısı: Uşak’ta sokağa çıkamıyoruz-Aytunç Erkin (Nefes)
“Pazartesi günü.
CHP, Parti Meclisi’ni topladı. Toplantı yaklaşık yedi saat sürdü.
Ardından Merkez Yönetim Kurulu (MYK) üyeleri toplantıya devam etti.
Peki toplantıda ne konuşuldu?
Öğrendiğime göre iki-üç başlık konusu dikkat çekici.
Bunlardan birincisi Uşak.
Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım’ın otel görüntüleri ve üzerine Yüksek Disiplin Kurulu’na verilmesinin ardından bu konu CHP PM’de de gündeme geldi. Bazı PM üyelerinin, “Uşak’ta sokağa çıkamıyoruz” cümlesini kurduğu belirtildi. Özgür Özel’in de Kadın Kolları Genel Başkanı Asu Kaya’yı ve Gençlik Kolları Başkanı’nı Uşak konusunda görevlendirdiği ve orada saha çalışması yapılmasını istediği ifade edildi.
Uşak “skandalı” sadece PM’de değil sonrasında devam eden MYK’da da konuşuldu. Her hafta iller bazında rapor veren CHP Örgütlenmeden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ensar Aytekin’in Uşak’ta üye sayı azaldığına dair bir sunum yaptığı belirtildi. Özgür Özel’in de MYK’da, Uşak’a özel ilgi gösterilmesini ve Yalım’ın yaptığının CHP’ye mal edilemeyeceği anlatılmasını istediği öğrenildi.
Burada araya girmekte fayda var: Özkan Yalım’ın ilk görüntüleri çıktığında “ihraç mekanizmasının” devreye girmemesi ayrı bir sıkıntı yarattı CHP’de. Çünkü, Uşak’la ilgili yaşanan gelişmeden hemen sonra yapılan toplantıda çoğunluk “ihraç edilmeli” dedi ancak süreç mayıs ayına bırakıldı.
CHP PM’de konuşulan diğer başlıklardan birisi de Silivri’de süren İstanbul Büyükşehir Belediyesi davası oldu. Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi (CAO) Koordinasyon Kurulu Üyesi Emin Uçak Erdoğan’ın, Silivri’deki mahkemelere daha geniş katılımın yapılması gerektiğini söylediği anlatıldı. Yine CAO üyesi Erdoğan’ın, “Terörsüz Türkiye Süreci”nde CHP’nin daha aktif olması, yasal düzenlemeler konusunda ön alması vurgusu yaptığı bilgisine ulaştım. Özgür Özel’in de, CHP’nin süreçte dengeli bir çizgi izlediğini, anayasa konusunda iktidarın ne yaptığını görmeleri gerektiğini söylediği ifade edildi.”
Sorulmayan soruları sormak istedim-Mehmet Y. Yılmaz (T24)
“Adalet Bakanı Akın Gürlek, geçtiğimiz hafta kamu bankalarının verdiği kredilerle satın alınıp, “ehlileştirilen” bir televizyon kanalına çıktı.
Kendisine “sadece CHP’li belediyelere operasyon yapıldığı” iddiaları hatırlatılınca, belediye başkanlarının hangi partiden olduğunun öneminin olmadığını, ortada suç olup olmadığının önemli olduğunu belirterek, “Savcılık a partisi, b partisi c partisi diye hareket etmez. Dosyanın kapağındaki şüphelinin ismi savcıyı ilgilendirmez. Dosyadaki deliller savcıyı ilgilendirir” dedi.
Normal olarak bu sorudan sonra sorulması gereken sorular ise sorulmadı.
Bu tür kanalların görevi de esasen bu.
Soru soruyormuş görüntüsü altında ekrana çıkan bakanlara pas atmak, onların bu pası gole çevirmesini beklemek.
Nitekim Gürlek de kendisine ortalanan topa bir vole yapıştırmış ki Türkiye’de yaşamıyor olsak belki inanırdık.
Bu eksikliği telafi edelim diyorum.
Gürlek’in karşısında o programda gazeteci süsü verilmiş personel yerine normal bir gazeteci olsaydı hemen şu soruları sorardı:
31 Mart 2019 yerel seçimlerinden sonra İstanbul ve Ankara Belediyeleri’nde müfettişler tarafından yürütülen soruşturmalarda bazı yolsuzluklar tespit edilmişti.
İstanbul’da toplamı 13 milyar 202 milyon liraya ulaşan kamu zararı ile ilgili dosyalara zamanın İçişleri Bakanı Süleyman Soylu “biz inceleyeceğiz” diyerek el koymuştu.
12 Ocak 2021 günü İçişleri Bakanlığı’na devredilen dosyalar 13 milyar 202 milyon liralık (O günkü kurdan yaklaşık 2,5 milyar ABD doları) kamu zararını belgeleriyle ortaya koyuyordu.
Savcılar bu dosyaları Bakanlık’tan istediler mi? Bugüne kadar bu dosyalardan söz edildiğini duymuş ve harekete geçmişler mi?
Ankara’da, 31 Mart 2019 seçiminin ardından Büyük Şehir Belediye Teftiş Kurulu’nun tespit ettiği yolsuzluklar üzerine, Melih Gökçek ve dönemin bürokratları hakkında bugüne kadar 100’e yakın suç duyurusunda bulunulmuştu.
Görevi kötüye kullanma, görevi ihmal, ihaleye fesat karıştırma, kamuyu zarara uğratma gibi suçlamalar içeren dosyalardan da haber yok.
Milyar dolarlık bu dosyalarla ilgili olarak savcılık kimseyi ifadeye çağırdı mı?
Cevap verse, ilk söylediğini kendi ağzıyla yalanlamış olacak diye bu soruları sormadılar tabii.
Mesela geçen gün ABB Başkanı Mansur Yavaş, Melih Gökçek döneminde Fetullahçılara rant yaratmak için yapılan işlemler ile ilgili şikayetlerine Bakanlığın “işleme konulmaması kararı” verdiğini açıkladı.
Bakan Gürlek’e bu soru da sorulmadı.
Sorulsaydı, Bakan Bey’in, Fetullahçılar ile Gökçek ilişkisi konusunda ne düşündüğünü öğrenme fırsatı bulabilirdik oysa.”
Sağlıkta büyük yağma-Osman Öztürk (BirGün)
“Resmi Gazete’de 17 Mart 2026 günü yayınlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile mülkiyetleri Maliye Hazinesi adına kayıtlı olan elli beş adet taşınmaz özelleştirme kapsamına alınmıştı.
Karara göre bu taşınmazlar “Satış, kiralama, gelir ortaklığı modeli ve işin gereğine uygun sair hukuki tasarruflar, mülkiyetin gayri ayni hakların tesisi ve işletme hakkının verilmesi yöntemlerinden biri ya da birkaçının uygulanarak” özelleştirilecek, özelleştirme işlemleri 31 Aralık 2028 tarihine kadar tamamlanacaktı.
Kararda bu özelleştirilmelerden elde edilecek gelirin, giderler düşüldükten sonra Sağlık Bakanlığı tarafından yenileme yatırımları ve yeni sağlık tesislerinin finansmanında kullanılmak üzere Hazineye aktarılması öngörülüyordu.
Karar ekinde yer alan listede özelleştirilecek olan yirmi sekiz ildeki elli beş taşınmazın il, ilçe, mahalle, ada ve parsel bilgileri yer alıyordu.
Benzer bir Cumhurbaşkanı Kararı daha 24 Nisan 2026, geçtiğimiz Cuma günü Resmi Gazete’de yayınlandı. Bu kez bir kısmı bir önceki listede de bulunan otuz iki il ve yetmiş bir yeni taşınmaz eklenmişti.
Böylece toplamda kırk üç ildeki yüz yirmi altı taşınmaz özelleştirme kapsamına alınmış oldu.
İlk özelleştirme listesinde Koşuyolu Kalp ve Damar Hastalıkları Hastanesi yer alıyordu. Bu nedenle konu basında ve sosyal medyada daha çok “İstanbul’un kalbi satılıyor” olarak haber yapıldı.
Bunun üzerine İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi bir açıklama yapmak zorunda kaldı.
“Bazı basın yayın organlarında yer alan ve sosyal medya mecralarında paylaşılan ‘Koşuyolu Kalp ve Damar Hastanesi satılıyor’ şeklindeki iddialar bağlamından koparılarak manipüle edilmiştir” diye başlayan açıklama “İstanbul ili Kartal ilçesinde bulunan Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin özelleştirilmesi veya satılması söz konusu değildir” diyerek devam ediyordu.
Aslında haberlerde yer alan hastane Kadıköy, Koşuyolu’ndaki eski Koşuyolu Hastanesi idi. Dezenformasyonla Mücadele Merkezi ise mevzuyu anlamamış, sanki kapatıldıktan sonra taşındığı Kartal’daki yeni hastaneden bahsediliyor gibi dezenformasyon yapıyordu!
İkinci özelleştirme duyurusu ile birlikte olay ve tepkiler daha artınca bu kez Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu da Cumartesi akşamı katıldığı bir televizyon programında konuya değindi.
Bakan Memişoğlu’na göre hiçbir hastaneyi satmıyor, aktif olarak kullandıkları arazileri özelleştirmiyorlardı. Bütün yaptıkları atıl kalmış veya yerine yeni hastane yapılacak alanlarla ilgili tasarrufta bulunmaktan ibaretti.”
İşsizlik buz dağı gibi, çoğu görünmüyor-Alaattin Aktaş (ekonomim.com)
“Gerçek işsizlik oranını gösteren atıl işgücü oranı mart ayında kendi rekorunu tekrarladı ya da spor haberi diliyle söylersek egale etti.
Atıl işgücü oranı geçen yılın haziranından sonra bu yılın mart ayında da yüzde 31,5 olarak gerçekleşti.
İşsizliğin gerçek göstergesi bu; atıl işgücü oranı. İşte o yüzden işsizliği buz dağına benzetiyorum ya…
Görünür işsizlik oranı mart ayı itibarıyla yüzde 8,1 düzeyinde. Bu orana, çalışmakla birlikte daha iyi iş bulduğunda yeni işe geçmeyi düşünenler, çeşitli nedenlerle iş aramayanlar gibi gizli işsizler de eklendiğinde toplam oran yüzde 31,5’e ulaşıyor.
Yani görünen işsizlik ile gerçek işsizlik arasında 23,4 puanlık bir fark var. Ya da başka bir ifadeyle gerçek işsizlik oranı olan yüzde 31,5’in yalnızca dörtte birine denk düşen yüzde 8,1’ini görüyoruz.
Dörtte üçe karşılık gelen 23,4 puan suyun altındaki buz dağı gibi, görünmüyor. Ama bu kısım yalnızca görünmüyor; oysa orada duruyor.
Dolayısıyla acemi kaptanlar gibi suyun üstündeki buz dağına bakıp küçük sanarak yola öyle devam etmeye çalışmamak gerekiyor.
Hele hele suyun üstündeki işsizlik oranı bindeli hanelerde küçülünce gerçek oranı tümden göz ardı ederek sorunun nasıl da çözülmekte olduğuna ilişkin nutuklar!
Atıl işgücü oranının görünen işsizlik oranından yüksek olması gayet normal. Çalışmakla birlikte daha iyi koşullarda iş bulabildiği takdirde işini değiştirmek isteyenler, çeşitli nedenlerle iş aramayanlar her zaman vardır ve dolayısıyla atıl işgücü ile gerçek işsizlik oranı arasında makas hep var olacaktır.
Ama bu ölçüde olması normal değil.
Grafikte de somut olarak görüldüğü gibi 2014 yılından bu yana olan dönemde söz konusu iki oran arasındaki makas hiç bu kadar açılmamıştı.
2022’nin sonbahar aylarından bu yana olan üç buçuk yıllık dönem boyunca görünür işsizlik oranı genel olarak aşağı giderken, gerçek işsizliği gösteren atıl işgücü oranı tam tersi bir eğilimle arttı.
Atıl işgücünün artma eğiliminde olması üstünde çok önemle durulması gereken bir konu. Görünür işsizlik oranı ilk bakışta çok yüksek değil gibi, hele hele zaman zaman yaşanan inişler çok önemliymiş gibi lanse ediliyor ama o görünmeyen kısım yok mu; o sorun giderek büyüyor.”
Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
