Konfor alanı, bireyin kendini güvende hissettiği ve olağan tarzını zorlamayan belirlenmiş bölgedir.
Judith Bardwick konfor alanını, bireyin risk hissetmeden, belirli alışkanlık kalıpları içinde kaygı duymadan varlığını sürdürdüğü bir durum olarak tanımlar. Bardwick, konfor alanının iç içe geçmiş bölgelerden oluşan bir model olduğunu söyler. Bu modele göre, merkeze konfor alanı yerleşirken, onu çevreleyen alan ise kaygı alanıdır.
İlginçtir, kaygı alanının ötesinde öğrenme ve gelişim alanları bulunur. Bu modele göre, kişisel gelişim için öncelikle konfor alanımızdaki alışkanlıklardan vazgeçmemiz gerekir. Ardından, yeni eylemlerimizle ortaya çıkan kaygılarla başa çıkarak bilgiye ve gelişime açık bölgeye ulaşabiliriz. Ancak bu yolculuktaki en büyük zorluk, konfor alanından ilk adımı atmaktır.
Konfor alanı, bireye güvenlik duygusu veren bir sığınak olsa da, kişisel gelişimin önündeki en büyük engellerden biridir. Kuşkusuz, konfor alanı psikolojik bir ihtiyaçtır. Bireyin kendini güvende hissettiği bu alan, kendini dışa vurmasına ve duygusal yüklerini hafifletmesine olanak tanır. Stresle başa çıkmada kullandığımız en temel savunma mekanizmalarından biri olmakla birlikte, sürekli orada kalmak, yeni deneyimlere ulaşmamızı engelleyebilir.
Konfor alanımız, fiziksel ve psikolojik ortamlarla sınırlı olmayan güvenli limanımızdır. Evimizde bir köşe, iş yerinde kahve molası verdiğimiz yer ya da rahat bir koltuk; bunlar konfor alanımızın somut, fiziksel örnekleridir. Bu alanlarda, kendimize dönerek dinlenir, kitap okur, resim yapar veya hobilerimizle vakit geçiririz. Ancak konfor alanımız bazen fiziksel bir alanın ötesine geçer, belirli davranış kalıpları ve düşünce alışkanlıkları şeklinde de kendini gösterir, hatta zamanla değişime dirençli bir yapıya bürünebilir.
Bu alanı oluştururken yararlandığımız bilgiler ve alışkanlıklar, güvenlik çemberini bir yandan sağlamlaştırarak ve diğer yandan sertleştirerek bizi kapalı bir alana sıkıştırıyor olabilir. Kendi hücresini inşa eden bir mahpusa dönüşebiliriz. Dahası bu sınırlar içindeyken değişemez, potansiyelimizi keşfedemez ve kendini yineleyen bir döngü içinde kalırız.
Konfor alanına girmeye çalışan her yeni kişi, bir tehdit olarak algılanabilir. Alışkanlıkların yarattığı öğrenilmiş durağanlık, kendimizi keşfetmemizi, farklı yönlerimizi geliştirmemizi zorlayabilir. Bu durum, gerek aile içi gerekse sosyal çevremizdeki değişimlere uyum sağlamamıza engel olabilir. Doğanın bir kuralı olan değişim kontrolümüz altından çıkar ve bizi kendi iç dünyamızda yalnızlaşırız.
Ancak konfor alanından çıkma fikri çoğu zaman rahatsız edici ve kaygı vericidir. Alışmadığımız ya da deneyimsiz olduğumuz bir ortamda bulunmak, güven duygumuzu zedeler. Korkutucu olsa da kendimizi geliştirmek adına korkunun üzerine gitmeli ve bu tecrübeyi yaşamalıyız.
Küçük adımlarla başlamak, alanımızı aşamalı olarak genişletmek bu süreci daha yönetilebilir hâle getirir. Özellikle alışkanlıklarımızı önemine göre değerlendirmeli ve gereksiz olanlardan kurtulmalıyız. Radikal değişimler, kısa sürede motivasyon kaybına yol açabileceğinden, değişimi adım adım inşa etmek daha sağlıklı bir strateji olacaktır.
Alışkın olmadığımız bir ortamda yeni deneyimler edinmek, düşünce yapımızı geliştirir, yaratıcılığımızı besler. Bu süreçte, öncelikle kendimizi iyi tanımamız, kaygı ve korkularımızı açıkça kabul etmemiz önemlidir. Onlarla yüzleşmekten kaçınmak yerine, nedenlerini anlamaya çalışmalı ve çözüm yolları aramalıyız. Bu süreçte zorlukları tek başımıza aşmaya çalışmak yerine, güven duyduğumuz kişilerden destek alarak ilerlemek, bakış açımızı genişletir ve daha sağlıklı kararlar almamıza yardımcı olabilir.
Farklı deneyimler, edinilen yeni beceriler ve kurulan yeni dostluklar, öz güvenimizi artırarak daha sosyal ve uyumlu bireyler olmamızı sağlar. Bize sağladığı güvene rağmen konfor alanının monotonluk ve sınırlı ortam oluşturduğu bir gerçektir. Bu durum uzun vadede sıkılganlığa, duygusal körelmeye, amaçsızlığa ve mutsuzluğa yol açar.
Gerçek anlamda kişisel gelişim sağlamak için egomuzu dengelemeli, karşılaşacağımız zorluklara rağmen konfor alanımızdan çıkmaya cesaret etmeliyiz. Çünkü Neale Donald Walsch’ın da söylediği gibi, “Hayat, konfor alanından çıktıktan sonra başlar.”
Dr. Serdar Özyalçın