“ABD Hükümeti Şili’de Allende karşıtı grev ve protestoları finanse etmek için sekiz milyon dolar harcamıştı.
Devlet Başkanı Dilma Roussef’in Ağustos 2016’da meclis darbesiyle görevden alındığı Brezilya’da olanlar ise ‘hukuk aracıyla savaş (lawfare) ya da ‘hukukun bir savaş silahı olarak kullanımı’ gibi sapkın bir uygulamanın örneğidir. Aynı yöntem, savcıların somut kanıtlar yerine ‘kesin kanaatler’ sunduğu bir yargılamanın sonucunda 580 gün hapis yatan (Brezilya, M.G.) eski Devlet Başkanı Lula de Silva’ya karşı da kullanılmıştı.
Devir değişti, işler artık eskisi gibi yürütülmüyor, ancak emperyalizmin örtük yöntemleri ve tepkileri çoğunlukla değişmeden kaldı.
Bolivyalılar de bu sapkın politikayı iyi tanır. Bolivya Çok Uluslu Devleti’nin yönetiminde geçen 14 yıllık dönemden çok önce, ABD’nin operasyonlarıyla, tehditleriyle ve misillemeleriyle yüzleşmek durumunda kaldık.
2008’de, ayrılıkçı liderlerle komplolar kuran, Bolivya’yı bölmek için onlara talimat verip kaynaklar sunan ABD Büyükelçisi Philip Goldberg’i sınır dışı etmek zorunda kaldım. O zamanlar ABD Dışişleri Bakanlığı iddialarımın asılsız olduğunu söylemişti. Şimdi 2019’un sonunda bizi deviren darbede ABD Büyükelçiliğinin rolü artık böylesine açıkken ne söylerler, bilmiyorum. Bugün gizli tutulan CIA belgelerini okuma işini üstlenecek olan geleceğin araştırmacıları ne diyecekler acaba?
Monroe Doktrini ve Ulusal Güvenlik Doktrini, Latin Amerika’yı ABD’nin arka bahçesi haline getirmeye ve ABD’nin çıkarlarına karşı çıkarak başka bir siyasi, ekonomik ve toplumsal model kurmaya çalışan her türlü örgütlenmeyi, suçlu ilan etmeye çalışmaktadır.
ABD on yıllar boyunca, suç oluşturan siyasi ve askeri müdahalelerine gerekçe bulabilmek uğruna bir dizi bahane üretmiş, bir anlatı geliştirmiştir. Önce komünizme karşı savaş gerekçesi, arkasından uyuşturucu kaçakçılığına karşı savaş gerekçesi kullanılmıştır; şimdi de teröre karşı savaş.
***
Sömürgecilik, ilerleme fikrini daima kendi değişkenleri ve gerçekliği doğrultusunda kullanmıştır. Aynı sömürgecilik. Günümüzde gezegenimizi krize sokan, doğal kaynakları yiyip bitiren ve yıkımın ürettiği zenginliği biriktiren sömürgecilik, vivir bien (iyi yaşama) düsturumuzun ütopik olduğunu söylüyor. Oysa Pachamama’yla (Toprak Ana) uyum, özgürlük ve toplumsal adalet hayallerimiz henüz gerçekleşmediyse ya da yarıda kesildiyse, bunun başta gelen nedeni, emperyalizmin egemenlik, haysiyet, barış ve tüm halklar arasındaki kardeşliği savunan siyasi, kültürel ve ekonomik devrimlerimize müdahale etmiş olmasıdır.
İnsanlığın kurtuluşu uzak bir ihtimalse, bunun nedeni Washington’un kurşunlarını dünya halklarına karşı kullanmakta diretmesidir.
Bu satırları ve bu metni, gezegenimiz için son derece gergin olan bir dönemde yazıyor ve okuyoruz. Bir virüs, küresel ekonomiyi karantinaya alıyor ve -doymak bilmeyen alışkanlıkları ve zenginlik biriktirme gereksinimiyle- kapitalizm kendi sınırlarını gözler önüne seriyor.
2020’nin kasılmalarından çıkacak olan dünya, eskiden bildiğimiz dünyadan büyük olasılıkla farklı olacak. Bize her gün, emperyalizme, kapitalizme ve sömürgeciliğe karşı mücadeleyi sürdürme görevimizi hatırlatıyor. Halklara ve Toprak Ana’ya karşı daha çok saygı gösterilen bir dünya için hep beraber çalışmalıyız. Bunu yapmak için, devletlerin müdahale ederek, kitlelerin ve ezilenlerin ihtiyaçlarına öncelik vermesi temel önem taşıyor.
Kitleler biziz, buna inancımız tam.
Ve günü geldiğinde kitlelerin kazanacağına da.”
Evo Morales
Eski Bolivya Devlet Başkanı
Buenos Aires Nisan 2020
Not: Bu yazı Hindistanlı Marksist tarihçi Vijay Prashad’ın “Washington Kurşunları” başlıklı kitabına Bolivya’nın 2006-2019 arasındaki Devlet Başkanı Evo Morales tarafından yazılan ön sözün neredeyse tam metnidir.
Fotoğraf: noticiasfides.com
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
