Hız ve adaptasyon bu çağın lanetidir. Bireylerden beklenen sadece ve sadece hızlı olmaları. Hızlı öğrenmeli, hızlı uygulamalı, hızlı karar vermeli, hızlı bir şekilde harekete geçmeliler.
Bunu yapabilmek için ise her koşula adapte olmaları isteniyor. Şartların zorluğu onları durdurmamalı. Şartların insanlık dışılığı ya da adaletsizliği veya ücretin yetersizliği vb. çalışan için motivasyon düşürücü olmamalı. Adaptasyon demek hiç bozulmayan bir motivasyona sahip olmak demek. Ya da en fazla bir gecenin sonunda ertesi gün işe aynı adanmışlıkla dönebilmek demek.
Yani ağzınıza yanacaklar ama siz hiç bozulmayacaksınız. Asla ve kata moraliniz düşmeyecek. Adaptatif çalışan demek motivasyonu yüksek, her koşula uyum sağlayabilen çalışan demektir. Tıpkı bir robot gibi.
Kadınsanız adet döneminin sözü bile edilemez. Hamileliğin ise hiç. Erkekler bu ağır taleplere daha kolay uyum sağlıyorlar sanırım. En azından çoğu uyum sağlıyor. Duygusal ihtiyaçları daha az. Hamilelik ve regl dönemi sorunları yok. Bebek bakımında ilk hatta ikinci akla gelen değiller. Çocukla aralarındaki bağ annedeki sorumluluk ve suçluluk duygusu ile kıyaslandığında oldukça zayıftır.
İş yerinde ‘’başarılı’’ olup basamak tırmanmak isteyen kadınlar bu yüzden katılaşmak, bir anlamda biraz erkekleşmek zorundadır. Bunu çok net bir şekilde politik figürlerde görebiliyoruz. Bir kadın başyargıç hakkında ‘’Mahkemede ağlatmadığı hakim, savcı, avukat yok’’ demişlerdi. Erkekler dahilmiş.
En kötüsü etrafınızda sizin yaptığınız işin yarısını yapan ve üstüne bir de kötü yapan insanlar hep varlar ve onlar hep terfileri, statüleri kapıyorlar. Ve buna rağmen siz motivasyonunuzu bozmayacaksınız. Şartlarda bir düzelme olmayacak. Mesela bir zam alamayacaksınız. Ya da çok zavallı bir zam alacaksınız ama iş yükünüz sürekli artacak. Burada da motivasyonunuzu asla bozmayacaksınız. Neden? Çünkü ‘’psikolojik dayanıklılık’’ diyorlar buna ve bu çağda iş isteyenlerde ya da işinde kalmak isteyenlerde bu özellikle aranıyor.
Psikolojik dayanıklılık dedikleri şey peygamber sabrına sahip olmak ya da yüzünde eşek derisi olması insanın. İkisi de adlarından belli ki insana uygun değil. İnsan bir eşek gibi haktan, adaletten, eşitlikten habersiz hizmet edemez. Ve insan peygamber değildir. Onların bile varlığı şüpheliyken zaten…
Demem o ki…
Evde azıcık aşım ağrısız başım diyerek, yetinme ekonomisine geçmek insan kalmanın ve insan olmanın tek yoludur çağımızda. Ne yapın edin insanlığınızı kaybetmeyin.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
