(E) Büyükelçi Ahmet Süha Umar’ın Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan yazısının özeti:
“Trump’ın Grönland’a “el koyma” hırsı, ABD için yeni olmasa da bugün farklı bir anlam taşıyor.
İklim değişikliğini reddeden Trump, Kuzey Kutbu (Arktik) bölgesindeki ısınma sonunda Grönland çevresindeki denizlerin ulaşıma uygun hale gelmesi nedeniyle adayı bugün daha da çok istiyor.
Devletlerin, ittifakların güvenliği yanında, ABD’nin dünya hâkimiyeti için de önemli olan, deniz ulaşımı yollarının güvenliğinin sağlanması gereksinimi ve bu deniz yolunun, Çin’in “Yeni İpek Yolu” projesi ile dünya pazarlarına ulaşmasını kolaylaştıracak olması, Trump’ı saldırgan olmaya itiyor.
Buna bazı ülkelerin, kuzey ve güney kutup bölgeleri üzerindeki izdüşümlerine bağlı, etki bölgelerini de (sektör) eklemek gerek. Arktik’teki en büyük sektörlerden biri, Grönland nedeniyle Danimarka’ya ait. ABD’nin ise Alaska’dan gelen küçük bir alanı var. Trump’ın Kanada’yı ABD’nin 51. eyaleti yapmak istemesinin arkasında, sektörünü büyütmek düşüncesi de yatıyor olabilir.
Trump, inandırıcı olmasa da Grönland politikasını, Rusya ve Çin’in, Arktik’e artan ilgisine ve bunun yarattığı tehdide bağlamaya çalışıyor. Varsa bile bu tehdidin NATO olarak karşılanması daha doğrudur.
Nitekim İngiltere, Danimarka, Finlandiya, Norveç ve İsveç, Trump’ın Grönland tehdidinin “tehlikeli bir aşağı yönlü sarmal” riski taşıdığını, transatlantik ilişkileri zayıflattığını açıkladılar. Fransa, Almanya, Norveç, İsveç ve İngiltere, “Danimarka’nın güvenliğine katkıda bulunmak üzere”, keşif amaçlı ve sembolik de olsa, Grönland’a asker gönderdiler.
Fransa ayrıca, açıkça, bu güce, “Danimarka’nın karşı karşıya olduğu Amerikan tehdidine karşı” katılacağını bildirdi. Böylece, NATO tarihinde ilk kez, ittifakın bir grup üyesi, diğer, üstelik kurucu ve lokomotif bir üyeden tehdit algıladıklarını ve buna karşı harekete geçme gereğini duyduklarını ilan ettiler. Putin, Rusya’nın 70 yılda yapamadığını bir yılda yaparak NATO’yu dağılma noktasına getiren Trump’a şükran borçludur.
Türkiye’nin, 1952 yılından beri güvenliğinin temel direği olarak gördüğü NATO artık eski NATO değildir. Üye ülkelerin, “ittifak” tanımı ile bağdaşmayan biçimde, birbirlerinin toprak ve devlet bütünlüklerini bile tehdit eden politikalarını yaşama geçirmek amacıyla kullanabildikleri bir örgüt olma yolundadır. Nitekim Yunanistan bir yana, yıllardır “stratejik ortak” olduğu düşünülen ABD bile, Türkiye’nin güvenebileceği bir müttefik değildir. ABD’nin Suriye, PKK/SDG, Ege Denizi, Karadeniz, Doğu Akdeniz ve GKRY ile işbirliği politikaları bunun açık kanıtlarıdır.
Türkiye önemli bir yol ayrımında olduğunu ve sonunda kendi yoluna, yalnız gitmek zorunda kalabileceğini kabul ederek önlemlerini almalıdır. Çok daha güç koşullarda, çok daha olanaksızlıklar içinde, dış ve iç düşmanlara karşı yapılmış ve kazanılmış Milli Mücadele ve ekonomik bağımsızlık savaşı bize yol göstermelidir. “
Makalenin tamamını okumak için tıklayın
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
