Gazeteci Varol Ersoy‘un Medyaradar sitesinde yayınlanan “Ertuğrul Özkök de alınıp götürülür mü?” başlıklı yazısı:
Gazeteci-yazar Ertuğrul Özkök, NOW TV’de Çalar Saat programına konuk olmuş ve cümlelerini özellikle seçerek söylediğini belirterek, “Buradan alınıp götürülme endişem var, her Türk vatandaşı gibi” demiş…
Allah, Allah…
Acaba neden korkuyor ki?
İnsanın korkması için “birilerini rahatsız etmiş olması” gerekiyor…
Oysa bu arkadaş otuz dokuz yıllık gazetecilik hayatında bir kez bile “birilerini rahatsız edecek tek cümle” yazmadı, söylemedi.
Sadece şimdi değil, bu otuz dokuz yılın tamamında “cümlelerini özellikle seçerek” konuştu.
Yirmi yıla yakın bir süre Genel Yayın Müdürlüğü’nü yaptığı Hürriyet’te hep ama hep, önce “patronu Aydın Doğan”ın, sonra da “iktidarda kim varsa onun” adamlığını yaptı.
“At” denilen yazarı attı, “Al” denilen yobazdan başyazar yaratmaya çalıştı!
Öğrenciliğinde sosyalistken, Turgut Özal’dan etkilenerek liberal demokrat olmaya çalıştı…
Adı, “Ertuğrul Özköşk”e bile çıktı.
Gün geldi Tansu Çiller’i…
Gün geldi Mesut Yılmaz’ı, hatta Necmettin Erbakan’ı övdü.
Kendisine “Lan” diye hitap eden Erdoğan’ı bile yere göğe sığdıramadı…
Tek kaygısı her zaman koltuğu oldu.
Onu korumak için eften püften yazılar yazdı.
Kimi zaman içtiği viskiden ya da şaraptan söz etti; kimi zaman hayalindeki “Claudia Schiffer’le bir gece”yi yazdı.
Hürriyet muhabirleri asgari ücretten bir tık yüksek maaşa talim ederken o, lüks özel hayatını yazılarına yansıtmakta hiçbir sakınca görmedi.
Gittiği yerleri, yediği yemekleri, içtiği içkileri utanmadan, sıkılmadan çarşaf çarşaf fotoğraflarla birlikte yayınladı.
Meşhur ettikleri
Seksi pozlar veren Ayşe Arman’dan röportajcı…
Penis yazılarının unutulmaz kalemi Serdar Turgut’tan gündem yazarı…
Eski Kanal 7 anchormeni Ahmet Hakan’dan “demokrat polemikçi” yaratmaya çalıştı.
İsrail’e davet edilip lüks otellerde ağırlandı. Türkiye’ye geldiğinde, “İsrail askerleri sanıldığı kadar kasap değil” diye yazı yazdı.
Bir Ekşi Sözlük yazarının dediği gibi, “Asla dansöz gibi yazmadı, doğrudan dansöz oldu…”
Genel Yayın Müdürlüğü’nü bıraktığı güne kadar AKP ve Erdoğan savunuculuğu yaptı.
Yazılarında Türkiye’nin nasıl demokratikleştiğini anlatıp iktidara övgüler yağdırdı.
Uğur Mumcu’nun tam tersi olmak için elinden geleni yaptı. Gazeteciliğiyle de kişiliğiyle de onun tam tersi gibi yaşadı.
“İktidardakilerle ve güçlülerle iyi geçinmek”ten ibaret olan mesleki tavrını savunmak için, “Benim çok inanmadığım bir mesleki inanış vardır. Bazılarımız, gazetecinin ille de muhalif olması gerektiğine inanır. Ben buna inanmamakla kalmam, bir de aksini yaparım” diye övündü.
Kısacası kendisi…
Türk medyasını yozlaştıran…
Bulvar gazeteciliğinin ana akım gazetelerin ekseni olmasını sağlayan…
Kitleleri apolitikleştiren gazetecilerin öncüsüdür.
Bu yüzden “son dönemde yaşananlardan korkmasına” kesinlikle gerek yok.
O da bunu çok iyi bilir ama…
Yükselen “AKP karşıtı hava”yı solumaya başladığı için, yine “ön almaya”, “mazlum gazeteci gibi” görünüp kendisinden söz ettirmeye çalışıyor.
Ne yalan söyleyeyim; başarıyor da…
Neymiş, artık siyaset yazmak istemiyormuş…
İyi de…
Ne zaman yazdı ki?
İlgili yazı:
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
