Alin Ozinian-Dış Politika Analisti
Kremlin’de açık hesaplaşma: Putin, Paşinyan’a egemenliğin bağımlılığı ortadan kaldırmadığını, Paşinyan ise bağımlılığın egemenliği ortadan kaldırmadığını göstermeye çalışıyor. İki ülke arasındaki gerilimin özü artık tam burada yatıyor.
1 Nisan 2026’da Moskova’da Kremlin’de yapılan Putin–Paşinyan görüşmesi, sıradan bir ikili temas olmanın ötesine geçti. Görüşmenin açılış bölümünün kamuoyuna açık yapılması, iki liderin diplomatik nezaketin gerisine çekilmek yerine, temel anlaşmazlık başlıklarını doğrudan ve kamusal biçimde ortaya koymayı tercih ettiğini gösterdi.
Seçim sürecine giren Ermenistan, Avrupa Birliği ile derinleşen ilişkiler, Rusya’nın ekonomik ve enerji kozları, Karabağ’ın siyasi mirası ve KGAÖ (Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü) krizi aynı masada toplandı. Ortaya çıkan tablo ise netti: Moskova, Erivan’a denge siyasetinin sınırlarını hatırlatmak istedi; Erivan ise bu baskıya rağmen karar hakkının kendisinde olduğunu göstermek istedi.
Putin’in konuşması, bir dostluk teyidinden çok, çerçevesi dikkatle çizilmiş bir uyarılar dizisi niteliğindeydi. Önce Ermenistan’daki yaklaşan seçimlerin ve iç siyasi gerilimlerin Rusya-Ermenistan ilişkilerine zarar vermemesi gerektiğini söyledi. Bu, ilk bakışta diplomatik bir temenni gibi görünse de, devamında gelen mesajlarla birlikte okunduğunda daha farklı bir anlam kazandı: Kremlin, Ermenistan’daki iç siyasi gelişmeleri yalnızca içeride yaşanan bir süreç olarak değil, ikili ilişkilerin geleceğini doğrudan etkileyen bir alan olarak görüyor.
Putin, Rusya ile Ermenistan arasındaki ilişkiyi “özel” olarak tanımlarken, bu bağın yalnızca devletler arası iş birliğine değil, ortak tarihe, geçmiş mücadelelere ve “medeniyet yakınlığına” dayandığını vurguladı. Bu vurgu, Moskova’nın Ermenistan’ı klasik anlamda bağımsız bir dış politika aktörü olarak değil, tarihsel ve stratejik olarak kendi etki alanı içinde tanımlamaya devam ettiğini gösteriyordu. Kremlin’in dili burada sembolik değil, siyasal bir anlam taşıyordu.
Asıl sert hat ise ekonomi başlığında ortaya çıktı. Putin, ikili ticaret hacmine, Ermenistan’ın Rusya’ya yaptığı tarım ürünleri ihracatına ve Ermeni ekonomisinin Rusya ile kurduğu bağdan elde ettiği faydalara dikkat çekti. Buradaki temel fikir şuydu: Ermenistan Rusya ile ekonomik bağlarını hafife alamaz; bu ilişki, jeopolitik tercihlerin ötesinde somut ekonomik karşılıklara dayanıyor. Bu nedenle de Erivan’ın Batı’ya açılma arayışı, Moskova açısından yalnızca siyasi değil, aynı zamanda ekonomik sonuçları olan bir yön değişikliği anlamına geliyor.
Putin’in Avrupa Birliği meselesine yaklaşımı da bu nedenle son derece açıktı. Ermenistan’ın hem AB ile yakınlaşıp hem de Avrasya Ekonomik Birliği içinde kalmasının yapısal olarak mümkün olmadığını söyledi. Burada kullandığı argüman dikkat çekiciydi: Mesele yalnızca siyasal sadakat ya da jeopolitik hizalanma değildi; gümrük sistemleri, düzenleyici rejimler ve ticaret standartları bakımından da bu iki yönelimin bağdaşması mümkün değildi. Yani Moskova, Ermenistan’a “ya o ya bu” demeyi ideolojik bir tonda değil, ekonomik zorunluluk diliyle yaptı.
Enerji başlığında ise mesaj daha da çıplak hale geldi. Putin, Rus gazının Ermenistan’a Avrupa fiyatlarının çok altında satıldığını özellikle vurgulayarak, Rusya’nın elindeki en somut kaldıraçlardan birini masaya koydu. Bu hatırlatma, bir fiyat karşılaştırmasından ibaret değildi; Ermenistan’ın dış politika alanındaki hareket serbestisinin, hâlâ önemli ölçüde Rusya’nın sağladığı ayrıcalıklı koşullarla desteklendiğini gösteren açık bir siyasi işaretti. Aynı mantık, Avrasya Ekonomik Birliği sayesinde Ermenistan’ın ihracatında yaşanan artış için de geçerliydi: Kremlin, yön değiştirmenin maliyetsiz olmayacağını anlatıyordu.
Karabağ ve KGAÖ konusunda Putin, Moskova’nın bugüne kadarki savunusunu tekrar etti. Ermenistan 2022’de Karabağ’ı Azerbaycan’ın parçası olarak tanıdıktan sonra, Rusya’ya göre bu dosya artık KGAÖ müdahalesine uygun bir çerçeve olmaktan çıkmıştı. Bu pozisyon, yalnızca geçmişte neden harekete geçilmediğini açıklamıyordu; aynı zamanda Karabağ üzerinden Rusya’nın yükümlülüklerinin sorgulanmasına da set çekmeyi amaçlıyordu. Putin’in, Ermenistan-Azerbaycan dosyasının artık istikrara kavuşturulması ve seçim siyasetine çekilmemesi gerektiğini söylemesi de bu nedenle önemliydi. Moskova, bu başlığın kapatılmasını istiyor.
Putin’in en hassas ve politik olarak en dikkat çekici sözleri ise Ermenistan’ın iç siyasal düzenine ilişkin oldu. Moskova’nın, Rusya’ya yakın ya da Rusya yanlısı olarak görülen siyasi aktörlerin Ermenistan’daki sürece katılabilmesini istediğini açıkça söylemesi, sıradan bir temenni değil, çok açık bir siyasi mesajdı. Kremlin, yalnızca dış politikaya değil, seçim öncesi Ermeni iç siyasetinin güç dağılımına da bakıyor ve bunu artık gizleme ihtiyacı duymuyor.
Paşinyan ise bu tabloya sert değil ama geri çekilmeyen bir dille karşılık verdi. Rusya ile ilişkilerin Ermenistan açısından hâlâ derin ve önemli olduğunu söyleyerek başladı. Fakat bunu bir bağlılık beyanı gibi değil, yeni bölgesel gerçeklik içinde yeniden tanımlanan bir ilişki olarak sundu. Azerbaycan üzerinden Rusya’ya uzanan demiryolu bağlantısını bağımsızlıktan bu yana ilk kez gerçekleşen önemli bir gelişme olarak öne çıkarması, barışın yalnızca Azerbaycan’la ilişkilerde değil, Rusya ile ekonomik bağlantılar açısından da yeni bir alan açtığını gösterme çabasıydı.
Avrupa Birliği konusunda Paşinyan’ın çizgisi dikkatle kurulmuştu. Uzun vadede AB ile Avrasya Ekonomik Birliği üyeliklerinin bağdaşmaz olabileceğini kabul etti, ancak mevcut aşamada her iki yönelimin birlikte sürdürülebileceğini savundu. Daha da önemlisi, bir gün stratejik bir tercih zorunlu hale gelirse, bu kararı Moskova’nın değil Ermenistan halkının vereceğini söyledi. Bu, Kremlin’in çerçevesini tümden reddetmeden, son sözü Erivan’a bırakan bir egemenlik vurgusuydu.
Paşinyan, Rusya ile ilişkilerin tartışma konusu olmadığını söylerken bile Ermenistan’ın tek seçeneğinin Rusya olmadığını hissettirdi. Enerji alanında Rusya ile yakın çalıştıklarını, yeni nükleer santral dahil önemli başlıkları görüştüklerini söyledi; ancak aynı anda başka ortaklarla da temas halinde olduklarını ekledi. Bu, Erivan’ın Moskova’yı bütünüyle dışlamak değil, Moskova’ya bağımlı tek kanal olmaktan çıkmak istediğini gösteren önemli bir ayrıntıydı.
Karabağ konusunda Paşinyan çok net konuştu: Karabağ hareketi artık sürmemeli. Ermenistan ve Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü karşılıklı tanıdığı, barışın tesis edildiği bir noktada bu meselenin yeni bir siyasi program olarak taşınmaması gerektiğini söyledi. Fakat aynı anda KGAÖ’ye dönük temel şikâyetini de korudu. Ermenistan’ın 2022’de neden yalnız bırakıldığını halka hâlâ anlatamadıklarını söylemesi, Moskova’ya yönelik en temel güvensizlik başlığının değişmediğini ortaya koydu. Yani Paşinyan yeni gerçekliği kabul ediyor, ama bu gerçekliğe nasıl gelindiği konusundaki Rus sorumluluğunu unutmuyor.
İç siyasette ise Paşinyan’ın yanıtı daha da açıktı. Ermenistan’ın demokratik düzenini, serbest siyasi rekabeti ve özgür sosyal medya ortamını savundu. Parlamento ya da başbakanlık için yalnızca başka vatandaşlığı olmayan Ermenistan vatandaşlarının aday olabileceğini vurgulaması da tesadüf değildi. Bu, Kremlin’in Rusya yanlısı aktörlere dair imalarına verilmiş doğrudan bir cevaptı: Ermenistan’da siyasi meşruiyetin ölçüsünü Moskova değil, Ermenistan hukuku ve Ermenistan halkı belirler.
Bu görüşmenin farklı medya çevrelerinde nasıl okunduğu da ilişkilerin girdiği yeni dönemi anlamak açısından öğreticiydi. Rus ve Rusya’ya yakın yorumlar, görüşmeyi büyük ölçüde bir “jeopolitik gerçekçilik dersi” olarak çerçeveledi. Bu yoruma göre Moskova, Erivan’a sınırları hatırlatıyordu: Rus pazarı, Rus gazı ve Rus altyapı bağları hâlâ kritik önemdeydi ve Avrupa yöneliminin bir bedeli olacaktı.
Ermenistan’dan bağımsız yorumlarında ise vurgu farklıydı. Burada öne çıkan, Putin’in dilindeki olağanüstü açıklık ve kamuoyu önünde baskı kurma tercihi oldu. Seçimler, Rusya yanlısı aktörler, AB ilişkileri ve ekonomik kaldıraçların aynı açık konuşmada buluşması, Moskova’nın yalnızca devletler arası değil, aynı zamanda toplum ve siyaset düzeyinde de bir mesaj üretmek istediği şeklinde okundu.
Batı basınında ise tablo daha çok bir “uyarı” çerçevesinde ele alındı: Putin, Ermenistan’a iki hattı sonsuza kadar birlikte sürdüremeyeceğini açıkça söylemişti.
Bütün bu okumalar arasında ortak olan nokta şuydu: Bu, rutin bir diplomatik görüşme değildi. Ermenistan-Rusya ilişkilerinde daha açık, daha işlemsel ve daha sert bir pazarlık evresine geçildiğinin işaretiydi.
Moskova’nın temel mesajı üç başlıkta toplanıyordu: Ermenistan AB yönünde ilerledikçe bunun yapısal sonuçları olacaktır; Rusya’nın elinde hâlâ ciddi ekonomik kozlar vardır; Kremlin, Ermenistan’ın iç siyasi dengesini yakından izlemektedir. Paşinyan’ın cevabı da üç başlıkta özetlenebilirdi: Ermenistan mümkün olduğu kadar denge siyaseti yürütecektir; iç siyasi meşruiyet dışarıdan değil, halktan ve hukuktan gelir; KGAÖ’nün 2022’deki başarısızlığı, Ermenistan’ın stratejik yeniden düşünme sürecinin merkezindedir.
Görüşme sonrası gelen açıklamalar bu tabloyu daha da sertleştirdi. Ermenistan Meclis Başkanı Alen Simonyan, Rusya’nın yaptırım ya da ekonomik baskı yoluna gitmesi halinde Ermenistan’ın yalnızca KGAÖ’den değil, Avrasya Ekonomik Birliği ve diğer Rusya öncülüğündeki yapılardan da çıkabileceğini söyledi. Bu, söylemsel düzeyde çıtanın ciddi biçimde yükseldiğini gösteriyordu. Yine de Simonyan, tonunu tümüyle kopuşçu kurmamaya çalıştı; bu tür konuşmaların büsbütün yeni olmadığını, yalnızca bu kez kamuoyu önünde daha açık yaşandığını söyledi ve görüşmeyi “çalışma niteliğinde” ve “etkili” olarak tanımladı. Ancak asıl önemli mesajı, Ermenistan’da tek meşruiyet kaynağının Ermenistan halkı olduğunu söylemesiydi.
Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksey Overçuk ise Moskova’nın mesajına daha sert bir ekonomik içerik ekledi. Ermenistan’ın, Rusya ile ekonomik ilişkilerin farklı biçimde yeniden düzenlenmesini gerektirecek bir eşiğe yaklaştığını söylemesi, meselenin artık yalnızca siyasi uyarı düzeyinde kalmayabileceğini gösterdi. Ticaret, altyapı, imtiyazlar ve Rusya’nın Ermenistan’daki stratejik sektörlerdeki konumu gibi başlıklar, bundan sonra daha açık bir baskı alanına dönüşebilir.
Sonuç olarak Kremlin’deki bu görüşme, bir uzlaşmadan çok kontrollü bir karşı karşıya geliş olarak okunmalı. Rusya, Ermenistan’a egemenliğin bağımlılığı ortadan kaldırmadığını hatırlatmak istiyor. Ermenistan ise bağımlılığın da egemenliği ortadan kaldırmadığını göstermeye çalışıyor. İki ülke arasındaki gerilimin özü artık tam burada yatıyor.
Bu nedenle asıl soru, ilişkilerde sorun olup olmadığı değil; bu sorunların seçim süreci boyunca yönetilip yönetilemeyeceği ve ekonomik baskı ile siyasi mesajlaşmanın bu ilişkiyi daha açık bir stratejik kopuşa sürükleyip sürüklemeyeceğidir.
Fotoğraf: kremlin.ru
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
