Ekonomik olan her daim gözüktüğünden çok daha fazlasıdır. Çünkü salt siyasal, sosyal yahut kültürel olgular olarak görünen gerçekliklerin arka planlarına bir kez daha ve dikkatlice bakılırsa, ekonomik ilişkilerin bütün bu olguların asıl belirleyicisi olduğu görülecektir.
Günümüzün dünyasının hakim siyasal ve ekonomik sistemine dönüşmüş bulunan liberal kapitalizmin ilk tohumlarının atılışının, Orta Çağ Avrupası’nda nüfusun yaklaşık üçte birini yok eden ve adına “kara ölüm” de denilen büyük veba salgınının, dönemin temel siyasi ve ekonomik düzeni feodalitenin temellerini ciddi biçimde sarsmasıyla gerçekleştiği genel bir kabuldür.
Şöyle ki: Vebanın neden olduğu ani nüfus azalması senyörlerin topraklarında çalışan serflerin sayısının düşmesine, bu da tarımsal üretimi hızla düşürerek fiyatların önemli ölçüde artmasına yol açtı. Sonrasında senyörlerin bir kısmının kentlere yerleşerek alım satım yapmalarının ve bu biçimde başlayan ve kapitalizmin ilkel biçimini oluşturan ticaret kapitalizminin, sermaye birikimini hızlandırması ve bunun ileride ortaya çıkacak sanayi kapitalizmine zemin hazırlaması ekonomik ilişkilerin temel belirleyiciliğini ortaya koyan tarihsel bir vaka.
Öte yandan, yaygın bir klişe olan Avrupa’da ortaya çıkan bilimsel ilerlemelerin ve türlü buluşların kapitalizmi doğurduğu ve motoru olduğu kanısının aksine Wallerstein’ın dediği gibi, “Aslında kapitalist ekonomik gelişme ve bu gelişmenin yarattığı türlü ihtiyaçlar bilimsel çalışmaların itici gücünü oluşturmuş ve önemli buluşların ortaya çıkmasını sağlamıştı.”
Kapitalist ekonomik modelin ortaya çıkmasından sonraki süreçte, dünya siyasi tarihine kabaca göz atacak olursak, kilometre taşı niteliğindeki Sanayi Devrimi, Büyük Fransız Devrimi, 1. ve 2. Dünya savaşları gibi gelişmelerin arkalarındaki asıl itici gücün ekonomik gerçekler ve çekişmeler olduğunu açık seçik görebiliriz.
Tabii ki ülkemizin tarihine de asıl rengini veren ekonomik tarihimizi bir an için ihmal edip doğrudan günümüze bakarsak, ekonominin gizli gücüyle ve eşsiz belirleyiciliğiyle bir kez daha karşılaşırız.
Yıllardan beri toplumumuzun okumuş yazmış, eli kalem tutan kesimlerinin ısrarla dikkat çektiği ve eleştirdiği “zaten bir çok eksiği bulunan demokrasimizin iyice zayıflaması, hukuk devleti ilkesinin ciddi yara alması ve ifade özgürlüğünün sınırlarının iyice daraltılmış olması” gibi olgular, insanlarımızın çoğunluğu açısından kendisini pek de ilgilendirmeyen, ona dokunmayan, bahsedilen kavramların tam neye tekabül ettiğini bilmediği için son derece soyut ve havada kalan söylemler oldu.
Ancak son yıllarda ekonomik göstergelerin iyice bozulmasından ötürü, insanlarımızın büyük çoğunluğu için yaşam her geçen gün daha da zorlaştı, ekonomik sorunlar bir hayli yakıcılaştı. Bunun sonucunda, kendisine soyut gelen, uzağında olduğunu düşündüğü siyasi sorunları görmezden gelen, eleştirilere kulak tıkayan insanımız, ekonomik zorlukların somutlaşması ve yaşamının her anına sirayet etmesinden dolayı, bir şeylerin ters gittiğini düşünmeye, siyasi iktidar karşısında kafasını kaldırmaya, onu ekonomik noktadan da olsa sorgulamaya ve eleştirmeye başlamış oldu.
Tıpkı o güzel ve özlü sözümüzde söylendiği gibi: “Bir musibet bin nasihatten iyidir”
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
