25 C
İstanbul
14 Haziran 24, Cuma
spot_img

‘Domuz bağı’ cinayetleri

HÜDA PAR’ın “terör örgütü” olarak kabul etmediği Türkiye Hizbullah’ı, 1979 yılında Ankara Üniversitesi Siyasi Bilgiler Fakültesi Maliye Bölümü mezunu Hüseyin Velioğlu tarafından Batman’da kuruldu.

Örgüt kurucuları, 1979-1980 yıllarında Diyarbakır’daki Vahdet Kitabevi’nde toplantılar yaparak örgütlenmeye başladı. Velioğlu, daha sonra 1982’de İlim Kitabevi’ni açtı. Cumhuriyet rejimine karşı olan ve Hilafet’in kaldırılmasını eleştiren örgüt, sonraları “mevcut anayasal düzeni yıkarak şeri esaslara dayalı bir teokratik devlet” kurmakla suçlandı.

Ancak Türkiye, Hizbullah adını daha çok 1990’lı yıllarda duymaya başladı. Örgüt bu tarihten itibaren şiddet eylemlerine başlamıştı. Özellikle Doğu ve Güneydoğu’da gerçekleştirilen satırlı ve silahlı eylemlerin sorumlusu olarak Hizbullah gösterildi. Diyarbakır’da 23 kişi Takarov marka silahla arkadan sıkılan tek kurşunla katledildi. Batman’da 1994 yılında HEP (Halkın Emek Partisi) Milletvekili Mehmet Sincar da Hizbullah üyeleri tarafından öldürüldü. Hizbullah, o dönem rakip gördüğü Menzil Tarikatı üyelerini de hedefine koydu. 1992 yılında 2000’e Doğru Dergisi’nin Diyarbakır Temsilcisi Halit Güngen Hizbullahçılar tarafından infaz edildi. Bu cinayetten iki gün önce dergide, Hizbullah’ın Emniyet’e bağlı Çevik Kuvvet Merkezi’nde eğitildiğine ilişkin haber yayımlanmıştı.

Hizbullah’ın domuz bağı adı verilen işkence yöntemiyle işlediği cinayetler ise 1990’ların sonunda ortaya çıktı. Kaçırılan kişiler, domuz bağlı yöntemiyle bağlanarak günlerce işkence görüyor ve bu anlar kameraya alınıyordu. Bu isimlerden biri de 1998’de kaçırılan yazar Konca Kuriş’ti. 38 gün işkence yapılan Kuriş’in cesedi 555 gün sonra Konya’da bir evin bodrumuna gümülü halde bulundu. Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan ve beş koruma polisi yine Hizbullah tarafından 2001 yılında öldürüldü.

Öte yandan Hizbullah’ın PKK’yı bastırmak için kullanıldığı ve devlet destekli kurulduğu iddiası da sık sık gündeme geldi. Bir dönem TBMM Susurluk Komisyonu üyeliği yapan siyasetçi Fikri Sağlar, DW Türkçe’ye bu iddialara ilişkin şu açıklamayı yaptı:

“Hizbullah örgütünün, o zaman PKK’ya karşı devlet destekli kurulduğu söyleniyor. Bu, Meclis’te gerek Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma gerekse de Susurluk Komisyonu raporlarında yer almış bir durum. Süleyman Demirel’in dönemin Batman Valisi’ne 800 kişilik bir silahlı güç oluşturduğuna dair bilgiler ortaya çıkmıştı. Yine iddia o ki TSK tarafından Hizbullah üyelerine eğitim verildi, ‘düşmanımın düşmanı dostumdur’ politikasının güdüldü. Bölgede birçok sivil cinayetlerin faili olduğu da anlaşılmıştır. Milletvekili Mehmet Sincar da bu şekilde öldürüldü.”

JİTEM’in (Jandarma İstihbarat ve Terörle Mücadele Grup Komutanlığı) kurucularından olduğu iddia edilen Cem Ersever’in bir söyleşisinde “Güvenlik kuvvetleri Hizbullah’ı koruyup güçlendirmişlerdi. Hizbullah’ın tetikçilerinin çoğu itirafçıdır” şeklindeki sözleri de bu iddiaları güçlendiriyordu. Yine JİTEM’in kurucularından olduğu sanılan emekli Albay Arif Doğan da gazeteci Mehmet Ali Birand’a yaptığı açıklamada “Hizbulkontray’ı da ben kurdum” derken Hüseyin Velioğlu’nu tanıdığını söylemişti.

Örgüt üyeleri tahliye edildi

Hizbullah üyelerine yönelik özellikle Batman ve Diyarbakır’da 1990’ların ikinci yarısında operasyonlar sıklaştırıldı, yüzlerce üyesi gözaltına alındı. Hizbullah’a yönelik en büyük operasyonlardan biri 17 Ocak 2000’de İstanbul Beykoz’daki bir villaya yönelik yapıldı ve örgüt lideri Velioğlu ölü ele geçirildi. Bu operasyonda ele geçirilen belgelerle örgüt büyük oranda deşifre oldu. Örgütün askeri kanat sorumlusu Cemal Tutar ve siyasi yöneticilerinden Edip Gümüş gözaltına alınarak tutuklandı. Daha sonra yapılan operasyonlarda da çok sayıda örgüt üyesi tutuklanarak cezaevine konuldu.

Ancak 2011 yılından itibaren Yargıtay, uzun yargılama gerekçesiyle önce 34 örgüt üyesini tahliye etti. Bu sayı daha sonra 100’ü geçti. Tahliye edilenler arasında yer alan ve örgütün şu an liderliğini üstlenen Edip Gümüş ve askeri kanat sorumlusu Cemal Tutar gibi isimler firar etti. İçişleri Bakanlığı’nın “terör arananlar” sitesinde arasında örgütün Edip Gümüş ve Cemal Tutar’ın arasında bulunduğu 11 üyesi “Hizbullah terör örgütü” kapsamında halen aranıyor.

HÜDA PAR nasıl kuruldu?

2000 yılındaki operasyonda büyük oranda deşifre olan ve güç kayebeden Türkiye Hizbullahı, 2004 yılında Mustazaflarla Dayanışma Derneği’ni (Mustazaf-Der) kurarak “legal/sivil” bir görünüme geçti.

Dernek, Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde düzenlediği “kutlu doğum” etkinlikleri ile dikkatleri üzerine çekti. Özellikle Danimarka’da Muhammed Peygamber’e yönelik karikatürlerin yayınlanması üzerine Diyarbakır’da düzenlenen ve yaklaşık 130 bin kişinin katıldığı protesto gösterisiyle adından söz ettirdi, Mustazaf-Der’in ismini ön plana çıkardı. Ancak Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, 2008 yılında dernek hakkında “Hizbullah’ın devamı olduğu” gerekçesiyle kapatma davası açtı. Dernek, 2010 yılında mahkeme tarafından kanuna aykırı faaliyetler yürüttüğü gerekçesiyle feshedildi.

Hizbullah, Mustazaf-Der’in kapatılmasının ardından HÜDA PAR’ı 2012’de kurarak sivil alandaki faaliyetlerini sürdürdü. Parti lideri Zekeriya Yapıcıoğlu ise 2014 yılında bir gazeteciye verdiği mülakatta Hizbullah ile olan bağı olduğu iddiasını reddetti. Yapıcıoğlu, “Organik bir ilişkimiz yok. Tabanlarımız kesişiyor, aynı geleneklerden geldiğimiz için bazı olaylara bakışımız benzer olabilir, tabanlarımız kesişiyor olabilir ama biz Hizbullah’ın siyasi kanadı değiliz” dedi. Ancak Yapıcıoğlu, başka bir açıklamasında ise Hizbullah’ın terör örgütü olmadığını iddia etti.

Parti programında neler var?

Seçim barajının kaldırılmasını isteyen parti, TSK, Emniyet ve yargı mensupları hariç memurların parti üyesi olmasının önündeki engellerin kaldırılmasından yana.

1982 Anayasası için “topluma silah zoruyla giydirilmiş bir deli gömleği” diyen HÜDA PAR, anayasanın değiştirilemez nitelikte hiçbir maddesi olmaması, yemin metninin değiştirilmesini istiyor. Askerliğin zorunlu olmaktan çıkarılmasını da savunan parti, vicdani reddin temel insan hakkı olması gerektiğini belirtiyor.

Parti programında, Kürt sorunun varlığına işaret edilerek “Türkiye Cumhuriyeti devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesin Türk olduğu nitelemesinden vazgeçilerek Kürtlerin varlığı anayasal olarak tanınmalı, Türkler ve Kürtler, ülkenin asli kurucu halkları olarak kabul edilmelidir” deniliyor. Programda, “İlköğretim öğrencilerine okutulan, ırkçılık kokan ‘Andımız’ ve benzeri metinler kaldırılmalıdır. Muhtelif yerlerde yazılan ‘Ne Mutlu Türküm Diyene’ gibi yazılar silinmeli” önerisi de yer alıyor.

(Alican Uludağ, DW Türkçe)

Not: Bu yazı Medya Günlüğü’nde daha önce yayınlanmıştır.

Medya Günlüğü

Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, dilediği konuda özgürce yazmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Medya Günlüğü
Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, dilediği konuda özgürce yazmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

İlginizi Çekebilir

4,757BeğenenlerBeğen
678TakipçilerTakip Et
11,500TakipçilerTakip Et

Popüler İçerikler