Orta Doğu’da, özellikle Lübnan’da ABD-Fransız ilgisini biliyoruz.
Fakat İngiltere’nin de Lübnan’da bir aktör olmaya yönelik açıklamaları bulunuyor. Bugün ise özellikle Afrika’da savunma ve ticari yatırımlarıyla öne çıkan Çin’in Lübnan ve Suriye’deki (Levant Bölgesi) yatırımlarını mercek altına alacağız. Ayrıca Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında Levant’a yönelik temkinli ama stratejik yaklaşımını, sahadaki somut diplomatik ve ekonomik temaslar üzerinden okumaya çalışacağız.
Nitekim bu çerçevenin güncel ve dikkat çekici bir örneği, Çin’in Lübnan Büyükelçisi Çen Çuandong’un Trablus’a kapsamlı ziyaretinde açık biçimde görüldü. Çen, siyasi ve ticari bir heyet eşliğinde Trablus’ta bir dizi temasta bulundu. Ziyaret boyunca verilen ana mesaj ise netti:
“Lübnan’ın kuzeyi, özellikle Trablus, Lübnan ekonomisinde ve bölgesel bağlantısallıkta kilit bir rol üstlenebilir.”
Büyükelçi, Trablus’un tarihsel İpek Yolu üzerindeki konumuna dikkat çekerek, Kuşak ve Yol’un siyasi bir slogan değil; halklar arasında somut ekonomik, ticari ve altyapısal iş birliğine dayalı bir kalkınma vizyonu olduğunu vurguladı.
Trablus Ticaret, Sanayi ve Ziraat Odası’ndan Kuzey Valiliği’ne, liman ve özel ekonomik bölge yönetimlerinden yerel yöneticilere kadar geniş bir yelpazede yapılan görüşmelerde, altyapı, limanlar, ulaştırma, teknoloji, mesleki eğitim ve yeniden inşa perspektifi öne çıktı. Çin tarafı, Lübnan ile uzun vadeli stratejik ortaklık arzusunu yinelerken, Trablus’un coğrafi konumu ve Suriye’ye yakınlığı nedeniyle gelecekteki yeniden imar projelerinde merkezî bir platform olabileceğini açıkça dile getirdi.
Bu ziyaret, Çin’in Levant’a yönelik yaklaşımının özünü yansıtması açısından kritikti. Zira Çin açısından Lübnan’a büyük ölçekli sermaye akışı, öncelikle güvenlik ve siyasi istikrar koşullarına bağlı elbette. Yine Trablus, mevcut riskler nedeniyle şimdilik büyük yatırımların dışında tutulsa da, uygun şartlar oluştuğunda Çin’in bölgesel stratejisinde kilit bir rol üstlenmek üzere rezervde bekleyen bir merkez konumunda. Bu durum, Çin’in Körfez’de hızlanan yatırım hamleleri ile Levant’ta benimsediği temkinli bekleme stratejisinin eş zamanlı olarak yürütüldüğünü açıkça ortaya da koyuyor.
Çin’in Kuşak ve Yol Projesi, küresel ticaretteki yavaşlama ve sermaye akışındaki dalgalanmalara rağmen, 2024 yılında Orta Doğu ve Kuzey Afrika (MENA) bölgesinde rekor bir ivme kazandı. Küresel ölçekteki Kuşak ve Yol yatırımları, zirve seviyeye ulaşarak 121,7 milyar doları bulurken, MENA bölgesi de bir önceki yıla kıyasla şaşırtıcı bir artışla yüzde 102 büyüyerek yaklaşık 39 milyar dolarlık anlaşma çekti. Bu tablo, coğrafi odağın hızla Orta Doğu’da Körfez’e kaydığını gösteriyor. Söz konusu yatırım ivmesi, Çin’in dış politikada artık “fırsat maksimizasyonu”ndan ziyade “risk minimizasyonu”na yöneldiğini ve bilinçli bir stratejik risk azaltma süreci yürüttüğünü teyit ediyor
Risk yönetimine dayalı bu yaklaşım, bölgede net bir yatırım ayrışmasına da yol açıyor. Bir yanda yüksek siyasi istikrara sahip Körfez ülkeleri, hızla sermaye çekiyor, diğer yanda ise jeopolitik riskin yüksek olduğu Levant ülkeleri (Lübnan ve Suriye), stratejik bekleme ve diplomatik kaldıraç alanı olarak kalıyor. Bu “Çift Hızlı Kuşak Yol” modeli, Çin’in yatırım kararlarında politik ve güvenlik istikrarının, ekonomik fırsatlardan bile daha belirleyici olduğunu kanıtlıyor.
Tedarik zinciri güvenliği
Her ne kadar yazımızda Lübnan ile yola çıktıysak da Çin dediğimizde bölgeye “bütüncül” yaklaşmamız gerekiyor. Tüm bunların yanı sıra şunu bilmeliyiz ki Çin için Orta Doğu yalnızca bir pazar değil, enerji güvenliği ve hammadde tedarik zinciri dayanıklılığı hedeflerinin merkezi.
Çin ekonomisindeki kırılganlıklar ve küresel emtia piyasalarındaki belirsizlikler, bu alanları birincil öncelik hâline getiriyor. Çin sermayesinin bölgeye yoğunlaşması bize Asya devi için enerji güvenliğinin öncelik olduğunu gösteriyor. Petrol ve gaz alanındaki Çin yatırımları ise 2024 yılında rekor seviyeye çıkarak 24,3 milyar dolara ulaştı. Sözü edilen tablo, Çin’in yalnızca ham petrol satın alan bir ülke olmaktan çıktığını petrol ve gazın işlendiği, rafine edildiği tesislere de yatırım yaparak enerji zincirinin daha fazla aşamasında söz sahibi olmaya başladığını ortaya koyuyor.
Çin yatırımlarının büyük bölümü, Suudi Arabistan, Irak ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi siyasi ve güvenlik açısından görece istikrarlı Körfez ülkelerine yönelmiş durumda. Bu durum, Çin ile Körfez ülkeleri arasındaki enerji ilişkilerinin kısa vadeli kazançlara dayalı bir işbirliğinden çıkarak, uzun vadeli ve stratejik bir ortaklığa dönüştüğünü işaret ediyor.
Çin sermayesinin coğrafi yoğunlaşması, risk algısının net bir göstergesi. Bölgedeki toplam 39 milyar dolarlık angajmanın neredeyse yarısı, yaklaşık 19 milyar doları Suudi Arabistan’a akmış durumda. Bu önceliklendirme, Çin’in Riyad’a verdiği önemin altını çiziyor. Suudi Arabistan’ın 2024’te yabancı doğrudan yatırım stokunu yüzde 28,8 artırması ve Irak’ın kritik enerji rezervleri, Çin’in düşük politik risk ve yüksek getiriyi birleştiren modelini ne kadar ciddi uyguladığını gösteriyor.
Körfez’deki büyük yatırım akışının aksine, jeopolitik riskin yüksek olduğu Levant’ta Çin temkinli bir yaklaşım sergiliyor. Burada büyük fonlar geri çekilirken, uzun vadeli stratejik rezervasyonlar yapılmak ile yetiniliyor. Bölge “jeopolitik rezervasyon alanı” olarak işlev görüyor.
Lübnan örneği
Lübnan, Çin için Akdeniz’e açılan bir kapı ve özellikle Trablus Limanı üzerinden Suriye’nin yeniden inşasında potansiyel bir bölgesel merkez. Çin’in İpek Yolu Uluslararası Ticaret Odası tarafından liman ve demiryolu altyapısı modernizasyonu için vaat edilen 2 milyar dolarlık kredi teklifi, bu ilginin somut göstergesi. Ancak Suudi Arabistan’ın tek başına 19 milyar dolar yatırım çektiği ortamda, Lübnan’a vaat edilen kredinin çoğu fiilen hayata geçirilemedi. Bu durum, Çin’in Lübnan’daki operasyonel risk algısını net bir biçimde ortaya koyuyor. Lübnan, aktif bir yatırım ortağı değil. Suriye ve Akdeniz için gelecekteki erişim noktası olarak rezervde tutuluyor.
Lübnan’daki yerel yetkililer ve Çin Büyükelçisi’nin Trablus ziyaretlerinde vurgulandığı gibi, Çin yalnızca yardım değil, altyapı ve teknoloji alanında gerçek bir stratejik ortaklık sunuyor. Büyükelçi’nin, “Proje Hicaz ve Yol, siyasi bir slogan değil, uygulamaya dönük bir yol haritasıdır” vurgusu, Lübnan’ın bu fırsatı kaçırma lüksü olmadığını ortaya koyuyor. Ülkenin projeye tam katılımı ve Trablus’u Çin-Lübnan-Arap iş birliği için ana platform hâline getirmesi acil bir gereklilik.
Suriye’de güvenlik hesabı
Esad sonrası Suriye, altyapı, telekomünikasyon ve enerji sektörlerinde Çinli şirketler için 250 milyar dolarlık yeniden inşa potansiyeli sunuyor. Tartus ve Lazkiye limanları, Çin için Akdeniz’e kritik erişim noktaları. Ancak 2025 başı itibarıyla büyük ölçekli bir fonlama gerçekleşmemiş durumda. Bunun en önemli nedeni, Çin’in hassas Sincan politikalarıyla bağlantılı Uygur savaşçıların Suriye’nin kuzeybatısındaki varlığı. Çin için Suriye’deki fırsatlar, ekonomik kazançtan çok güvenlik risklerinin yönetimiyle şekilleniyor. Çin, yeni yönetimin bu sorunu çözme taahhüdünü görmeden büyük yatırımlara girmek istemiyor. Bu durum, politik ve güvenlik istikrarının, 250 milyar dolarlık devasa ekonomik fırsatlardan bile daha öncelikli olduğunu net biçimde kanıtlıyor.
Yeni bölgesel dengeler
Çin’in Orta Doğu’daki Kuşak ve Yol Projesi stratejisi, esas olarak siyasi istikrar ve enerji güvenliği ekseninde şekillenmektedir. Bu nedenle Pekin’in önceliği, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Irak gibi istikrar üretme kapasitesi yüksek ülkeler üzerinden enerji arzını ve tedarik zinciri sürekliliğini güvence altına almaktır. Körfez’e yönelen sermaye akışı, Çin’in bu stratejik tercihini açık biçimde yansıtmaktadır. Levant cephesinde ise mesele yatırım iştahından ziyade yapısal koşullarla ilgili görünüyor. Lübnan’a yönelik vaat edilen projelerin hayata geçirilememesi, Çin’in niyet eksikliğinden değil, bizzat Lübnan’daki siyasi tıkanıklık, kurumsal zafiyet ve öngörülemezlikten kaynaklanmaktadır. Bu nedenle Lübnan, Çin açısından bugün için bir yatırım merkezi olmaktan çok, gelecekteki bölgesel erişim planlarında yer tutan bir konumda değerlendirilmektedir. Suriye özelinde tablo daha da keskin. ABD’nin Sezar yaptırımları kapsamında son dönemde bazı sınırlı muafiyetler tanımasına rağmen, yaptırım rejiminin ana çerçevesi hâlen yürürlüktedir. Buna güvenlik sorunları ve siyasi belirsizlikler eklendiğinde, Çin’in Suriye’de büyük ölçekli ekonomik angajmana yönelmemesi rasyonel bir tercihe dönüşmektedir. Bu durum, Pekin’in ekonomik potansiyelden önce siyasal ve güvenlik koşullarını esas aldığını net biçimde ortaya koymaktadır. Lübnan açısından asıl mesele, bu tabloyu doğru okuyup okuyamayacağıdır. Trablus Limanı ve kuzey altyapısı üzerinden Çin’in Akdeniz açılımında rol almak hâlâ mümkündür; ancak bu, siyasi ataleti aşmayı, projeleri iç siyasi hesaplardan ayırmayı ve devlet kapasitesini güçlendirmeyi zorunlu kılmaktadır. Aksi takdirde Lübnan, yalnızca Çin’in değil, küresel ölçekte birçok stratejik fırsatın da dışında kalmaya devam edecektir.
Çin, Orta Doğu’daki varlığını ani sıçramalarla değil, kalıcı ve hesaplı adımlarla genişletmektedir. Levant’ta Çin sermayesinin önünü açacak olan da Pekin’in tercihleri değil, bölge ülkelerinin kendi iç düzenlerini ne ölçüde toparlayabildikleridir. Lübnan için bu, artık seçenek değil, zorunluluktur.
Fotoğraf: Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve eski Lübnan Başbakanı Necip Mikati. Sinhua
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
