Beka sorunu-Örsan K. Öymen (Cumhuriyet)
“AKP’nin, toplumun ve siyasetin tüm muhalif kesimleri üzerinde uyguladığı anayasa ve hukuk dışı ağır baskılar, tutuklamalar, gözaltılar, işkenceler, sansür uygulamaları ve kurulan diktatörlük rejimi nedeniyle, Türkiye bir ulusal güvenlik ve beka sorunu yaşama noktasına geldi.
Devleti yönetenlerin ve devletin kurumlarındaki bazı görevlilerin, anayasaya aykırı kararlar almaları ve hükümet üzerinden devlet ile milleti karşı karşıya getirmeleri durumunda, bir ülkenin varoluşsal sorunlar yaşaması kaçınılmazdır.
Türkiye ancak, devletin kurum ve kuruluşlarının her kademesinde görevli olan kamu çalışanlarının, anayasaya uymakla yükümlü olduklarını kavramalarıyla kurtulabilir.
Cumhurbaşkanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Milli İstihbarat Teşkilatı, İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı gibi kurumlarda ve onlara bağlı kurum ve birimlerde, en alttan en üste, her kademede görev alan kamu görevlileri; örneğin savcılar, hâkimler, valiler, polisler, askerler, anayasada var olmayan bir yetkiyi kullanamazlar, anayasaya aykırı hareket edemezler.
Bu mutlak, kesin kural ve ilke anayasanın 6., 8. ve 11. maddelerinde açık ve seçik bir biçimde ortaya konmuştur:
Anayasanın 6. maddesinde şu ifade yer alır:
“Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir. Türk milleti, egemenliğini, anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz.”
Bu maddede bir yandan egemenliğin kayıtsız şartsız millette olduğu vurgulanırken bir yandan da, “Hiçbir kimse veya organ kaynağını anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz.” ifadesiyle, devlet yetkisini kullanmanın mutlak sınırı çizilmiştir.
Bu sınır anayasadır!”
Namuslu olmak-Melih Aşık (Milliyet)
“Bu hafta Sabahattin Ali’nin ölüm yıldönümüydü. Ünlü yazarımız 2 Nisan 1948 günü Bulgaristan’a geçerken Kırklareli’nde sınırda öldürülmüştü. Ölümünden bu yana 76 yıl geçmesine rağmen hala en çok okunan yazarlar arasındadır. 1940’larda yazdığı şu yazıda hem kendisini anlatır hem o yıllarda basına hâkim olan havayı yansıtır:
“Namuslu olmak, ne zor şeymiş meğer? Bir gün Almanların pabucunu yalayan, ertesi gün İngilizlere takla atan, daha ertesi gün de Amerika’ya kavuk sallayan soysuzlar gibi olmak istemedik. Yalnız ve yalnız bir tek milletin önünde secdeye vardık. O da kendi cefakeş milletimizdir.
Meğer ne büyük günah işlemişiz! Kanunlu, kanunsuz baskılar altında ezile ezile pestile döndük. Bugünün itibarlı kişileri gibi kese doldurmadık, makam peşinde koşmadık. İç ve dış bankalara para yatırmadık, han apartman sahibi olmak, sağdan soldan vurmak ve milleti kasıp kavurmak emellerine kapılmadık. Bütün kavgamızda kendimiz için hiçbir şey istemedik. Yalnız ve yalnız, bu yurdun bütün yükünü omuzlarında taşıyan milyonlarca insanın derdine derman olacak yolları araştırmak istedik.”
Kılıçdaroğlu o sözü kime söyledi?-Mahmut Övür (Sabah)
“Nihayet CHP’nin bir önceki genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, beklenen açıklamayı yaptı:
“Partimizin bu hafta sonu yapacağı olağanüstü kurultayında genel başkan adayı olmayacağım.”
Bu aslında kimseyi şaşırtmadı. Sonuç da belliydi. Zaten kurultayın alelacele öne alınmasının nedeni de “şaibe” iddialarını boşa çıkarmak kadar Kılıçdaroğlu’nun adaylığını engellemekti. Bunun için de neredeyse bütün fondaş medya harekete geçirildi ve akıl almaz bir itibarsızlaştırma kampanyası yürütüldü. İsim verilerek ağır hakaretler edildi. Sadece siyasiler değil, Fatih Portakal’dan Fatih Altaylı’ya kadar devreye girmeyen kalmadı.
İşin en vahim tarafı ise CHP, İBB’de ortaya çıkan yolsuzluk skandallarıyla sarsılırken, sokaklar ateşe verilirken, yerli firmalara yönelik kara bir kampanya yürütülürken ve bizzat genel başkan, İngiliz İşçi Partisi’ne “Kendimizi terk edilmiş hissediyoruz” diye yalvarırken, kimsenin “Bu yapılanlar yanlıştır” diyememesi ve tartışamamasıydı.”
AKP’ye üyelik aidatı ödeyecek miyiz?-L. Doğan Tılıç (BirGün)
“Aktif AKP üyeleri muhalif saflarda!” yazıma son zamanlarda hiç olmadığı kadar tepki geldi: “Beni de üye yapmışlar.”
Başlıktaki soruyu da Etimesgut 2023/1 dönem üyesi Temel Bey sormuştu: “Yazınız üzerine merak edip e-Devlet’ten sorguladım. 2023/1 dönemden beri AKP Etimesgut ilçe üyesiymişim. Hanıma söyledim, merak edip baktı. Aynı dönem onu da üye yapmışlar. Yakında üye aidatlarını isteyebilirler mi?”
Mehmet Bey, öfkeli biraz; “Beni ve eşimi de Yenimahalle AKP’ye üye (2024/2) yapmış ahlaksızlar” diyor ve “Ama bizim dava ile uğraşacak halimiz yok. İstifa etmekle yetindik. Bilginize sunar esenlikler dilerim” diye noktalıyor mesajı.
Faruk Bildirici’nin mahallede sanki 65 yaş üstü herkes üye.
Anlaşılan Etimesgut, Sincan, Keçiören ve Yenimahalle teşkilatları iyi çalışmış. Ancak iş Ankara ile sınırlı değil. Hayatımın 7 yılını bir yatılı okulunda geçirdiğim Samsun’dan da benzer haberler var.
İmamoğlu önseçimine katılma çağrısıyla CHP’de bir üye artışı oldu ya, “gizli AKP üyeleri” o süreçte epey açığa çıkmış.”
Adalet temelden mülkünüzdür!-Umur Talu (T24)
“İlk adı “Adalet” olan bir iktidar var ve manzara böyle:
Belediye başkanları ve yerel yönetimdeki imkânlarını hayata, sanata, tarihe saygıya adayan kimi bürokratı; öğrenciler, gazeteciler, sokakta ya da sosyal medyada eleştirisini yüksek sesle yapan vatandaş, “boykot çağrısı” gerekçesiyle sanatçılar veya bulunabilen kim varsa içeriye… Veya TÜSİAD yöneticileri gibi pasaport iptali, yurt dışına çıkış yasağı ya da muhalif sosyal medya hesaplarının gaspı. Milletin vergileriyle yürüyen “kamu kanalı”ndan dizi atma, dizi oyuncusu kovma…
Elinde “mülk” olmuş devlet ve ön-yargı gücüyle “Adalet” böyle. “Kalkınma”yı da zaten milyonlarca insan kendi hayatının nasıl “kalkındığından” veya geleceğinin “kalkına kalkına” nasıl karardığından biliyor.
Oysa henüz üç ay önce bizzat Cumhurbaşkanı “boykot çağrısı” yapmış, “Satın almama özgürlüğü” diye bir hak ve özgürlükten bahsetmiş. Kaldı ki ilk kez değil: Zamanında ABD ve Fransa menşeili ürünler için de, daha uzak geçmişte sonradan adeta el koydukları gazete ve TV’ler için de. Henüz bir ay önce Diyanet İşleri Başkanı “boykot fetvası” vermiş, “Boykotlu ürünleri evine sokuyorsan imanını sorgula” demiş. Ona göre “boykot” neymiş? “Cihat” bile demiş! “Zalimleri destekleyenleri destekliyorsan” da “imansızsın” da demiş. Belki de haklı!”
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları: