Avrupa nereye koşuyor?-Ahmet Süha Umar (Cumhuriyet)
1990’lı yıllar. Yugoslavya dağılıyor, başrolü, Hırvatistan ve Slovenya’nın Yugoslavya’dan ayrılma girişimini teşvik eden Almanya oynuyordu. Fransa ve İngiltere, hemen her zaman olduğu gibi karşı cephede yer almışlardı. Hepsi Yugoslavya’yı parçalamaya ve bundan kendilerine bir pay çıkarmaya çalışıyorlardı. Avrupa yine paylaşım kavgası yapıyordu. Almanya “Hayat Sahası” politikasına dönmüştü ve bunu saklamıyordu. O kadar ki Türkiye’nin Boşnaklardan yana tavrını, paylaşıma katılmak isteği olarak değerlendirdiği anlaşılan Almanya AGİK Daimi Temsilcisi Büyükelçi Gunther Goetze bir gün bana, “Süha, Balkanlar’da Alman ve Türk nüfuz bölgelerinin sınırını hangi nehirle çizeceğiz?” demiş, ben de latife yollu, “Buluruz uygun bir nehir sayın büyükelçi” yanıtını vermiştim.
O tarihte Viyana’da sürmekte olan AGİK görüşmeleri sırasında, Boşnakları koruyabilmek amacıyla, “Bosna’nın Dostları Grubu”nun kurulmasını ve Avrupalıların kavgasının dışında duran ABD’nin de gruba katılmasını sağlamıştık. Avrupalıları akl-ı selime davet etmeye çalışıyorduk. Laf dinlemeye niyetleri yoktu. Kana susamış gibiydiler. Grubun bir toplantısında, ABD AGİK Daimi Temsilci Yardımcısı Joe Presel, Avrupa’nın yol açtığı iki dünya savaşına yollama yaparak “Avrupalılar bize güvenmeyin. Başınızı belaya sokuyor sonra bizim gelip sizi kurtarmamızı bekliyorsunuz. Bu kez bilin ki gelmeyeceğiz. Kendi başınızın çaresine bakmak zorundasınız” dedi.2 Nitekim Almanya, İngiltere ve Fransa’nın emperyalist amaçları nedeniyle, tarihte sadece Roma ve Osmanlı İmparatorluğu ve Tito (Yugoslavya) döneminde barış ve istikrar içinde yaşayabilen Batı Balkanlar, bir kez daha kan gölüne döndü, Yugoslavya dağıldı, ABD müdahale edinceye kadar, yüz binlerce Boşnak katledildi. Bölge bugün bile hâlâ istikrarsızlık içinde.
Avrupa’nın bir süredir yeni bir maceraya doğru gittiğini gösteren güçlü belirtiler var.
Varşova Paktı’nın ve Sovyetler Birliği’nin dağılması, Berlin Duvarı’nın yıkılıp Almanya’nın birleşmesiyle yakalanan Rusya ile işbirliği fırsatı, ABD’nin başını çektiği NATO’nun, Rusya’yı çevreleme politikasıyla kaybedildi. Artan petrol fiyatları ve Putin’le güçlenen Rusya NATO’nun bu adımlarına, Kırım’ı işgal ederek karşılık verdi. ABD ve Avrupa, Rusya’nın bu hamlesine zamanında gereken yanıtı veremedi. NATO genişlemeye devam etti. Rusya’nın kırmızı çizgisi Ukrayna’nın olası NATO üyeliği, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısını tetikledi. ABD’nin, Çin ile karşılaşmadan önce Rusya’yı etkisizleştirme politikası nedeniyle Ukrayna’ya destek olması Avrupa’yı, Rusya ile karşı karşıya getirdi. Ukrayna bahanesiyle İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya alınması Rus tehdidini ve Avrupa’nın savunma yükünü artırdı. Trump’ın göreve gelmesi ve daha ilk günden, Avrupa’yı kendi başının çaresine bakmaya zorlaması bile Avrupa’nın aklını başına getirmedi.
Avrupa, bir kez daha tehlikeli bir oyun oynamaya, Rusya ile karşı karşıya gelmeye hazırlandığı izlenimi veriyor.
Giden belli, ya gelen-Soner Yalçın (Nefes)
“Fon krizi patladı. İsimler ortalığa saçıldı. Milyar dolarlar, siyasi ilişkiler, tutuklamalar günlerce konuşuldu, hâlâ konuşuluyor…
Sıra bürokratlara geldi: SPK Başkanı Mahmut Sütcü görevden alındı. Eski Başkan İbrahim Ömer Gönül de mayıs ayında getirildiği Kamu Gözetimi Kurumu Başkanlığından uzaklaştırıldı…
Koltukların sahipleri değişince sorunlar ortadan kalkacak mı?
Geçen hafta sonu Tevfik Altınok’un yeni çıkan “Hazinedarbaşı” adlı kitabını okudum…
Altınok, Türkiye ekonomisinin kritik kararlarının alındığı makamlarda bulunmuş deneyimli bürokrat… Maliye müfettişliğinden yetişti. Hazine Genel Müdürlüğü, Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı yaptı. Banker krizine, dış borç sıkıntılarına, devlet ile finans çevreleri arasındaki ilişkilere yakından tanıklık etti. IMF ve Dünya Bankası ile yürütülen görüşmelerin içinde bulundu. Vs.
Devlet yönetiminin içinden bir tanık…
“Hazinedarbaşı”, ekonomik kararların nasıl alındığını, siyasi müdahalelerin nasıl gerçekleştiğini ve krizlerin sorumluluğunun nasıl dağıldığını birincil elden anlatıyor.
Altınok kararların alındığı toplantıları, siyasetçilerle yaşadığı tartışmaları, bürokrasinin kendi içindeki çekişmeleri yazıyor.
Sayfaları çevirdikçe yarım asırdır değişmeyen Türkiye gerçeği çıktı karşıma…
Kitap geçmişi anlatıyordu, ben bugünün fon krizini okuyordum sanki! Mesela…
Yine bir SPK Başkanı’nın görevden alınma süreciyle karşılaşmayayım mı?
Gelecek halkın ellerinde-Berkant Gültekin (BirGün)
Fon skandalının ortaya saçılması ve AKP’nin üst düzey isimlerinden Fatma Betül Sayan Kaya’nın eşiyle birlikte 2 milyar lira vurgun yaptığının anlaşılmasının üzerinden 24 gün geçti.
İktidar kurmaylarının “Ucu kime dokunursa dokunsun sonuna kadar gidilecek” dediği olayın ardından esas büyük darbeler muhalefete vuruldu. Rejim, muhalefet üzerindeki baskıyı artırırken fon skandalını da “temizlik gösterisi”ne çevirdi. İşe hukuku karıştırmadan, tamamen bir iç muhasebe mantığıyla elbette…
26 Eylül’de, yani fon skandalının ülke gündemine geldiği günden sadece 3 gün sonra, T24’e erişim engeli getirildi. Ülkenin en çok takip edilen bağımsız haber mecralarından biri, bu kararla görünmez kılındı.
18 gün sonra ise bu kez daha olağanüstü bir hamle yapıldı. Türkiye’nin bir numaralı haber kanalı olarak tanımlayabileceğimiz Halk TV’nin kapısına polis dayandı. Kanala kolluk kuvvetleriyle gelen kayyum heyeti, yayına el koydu ve Halk TV’nin yayını durduruldu.
Kurumsal ve toplumsal muhalefetin sesini en çok duyurduğu, iktidarın en çok topa tutulduğu, eleştirel habercilikte başı çeken medya kurumu birkaç dakika içinde hukuksuz bir şekilde karartıldı. Operasyon tam da Ekrem İmamoğlu’nun savunmasına başlayacağı gün gerçekleştirildi.
Gazeteciliğe hedefe koyan saldırı dalgası sadece kurumlarla sınırlı kalmadı. X’te (Twitter) binlerce kişisel ve kurumsal hesaba erişim engeli kararı verildi. Dijital bir abluka başlatıldı. Yetmedi, bu engelleri tutuklamalar izledi. Fon skandalından önce gazeteci Tuğba Tekerek tutuklanmıştı. Merdan Yanardağ zaten 1 yıldır tutuklu.
Skandaldan sonra da gazetecilere yönelik gözaltı ve tutuklamalar sürdü. Bunlardan bazıları fon olayıyla alakalı, bazıları da alakasızdı. Ancak sonuçta hepsi aynı amaca hizmet etti. Gazeteci Derya Okatan 2 Ekim’de tutuklandı. Mustafa Balcı ve Şaban Sevinç 9 Ekim’de tutuklandı.
Murat Ağırel ve İsmail Saymaz ise aynı gün ifade verdikten sonra adli kontrolle bırakıldı; karar daha sonra ev hapsine çevrildi. Birkaç gün sonra, Halk TV’ye el konulmasının hemen peşinden, kanalın yorumcularından ve yıllardır fon/borsa konularında uyarıcı nitelikte pek çok yazı kaleme alan gazeteci Bahadır Özgür evinden gözaltına alındı. Bir gece gözaltında tutulduktan sonra yurt dışına çıkış yasağıyla serbest bırakıldı.
Son olarak önceki gece (19 Ekim) eşine az rastlanır bir hukuk garabeti daha yaşandı. Ayağındaki elektronik kelepçeyle ev hapsinde tutulan meslektaşımız ve ülkenin en güvenilir gazetecilerinden Murat Ağırel tutuklandı. Ağırel’i 3 gün gözaltında.
Devlet günde 10,9 milyar TL faiz ödeyecek-Naki Bakır (Dünya)
Mevcut projeksiyonlara göre 2027 yılında iç ve dış borçları dolayısıyla 4 trilyon liraya yakın faiz yükü bulunan devlet, günde ortalama 10,9 milyar TL faiz ödeyecek.
TBMM Başkanlığı’na sunulan 2027 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Teklifine göre bu yılın tümünde 19 trilyon 660,1 milyar lira olarak gerçekleşeceği tahmin edilen toplam bütçe giderlerinin, 2027’de yüzde 38,7 artışla 27 trilyon 273 milyar liraya ulaşması öngörülüyor. Bu kapsamda bu yıl 2 trilyon 824,9 milyar lira olarak gerçekleşeceği tahmin edilen faiz ödemelerinin gelecek yıl yüzde 40,7 artışla 3 trilyon 975 milyar liraya ulaşması bekleniyor.
Orta Vadeli Program (OVP) kapsamında 2027 yılında tüketici fiyatları (TÜFE) bazında enflasyon hedefi ise yüzde 21 düzeyinde. Mevcut borç projeksiyonlara göre merkezi yönetim bütçesinden yapılacak faiz ödemelerinde öngörülen artış ise bunun çok üzerinde bulunuyor. Faiz ödemeleri ve enflasyon öngörülen düzeylerde gerçekleşirse, 2027 yılında reel olarak yüzde 16,3 oranında artmış olacak.
OVP projeksiyonlarında, mevcut iç ve dış borç stokunun vade ve maliyet yapısına göre hesaplanan faiz yükü, kamu borçlanma ihtiyacı ve maliyetinde arızi yeni artışlar yaşanması ve özellikle vadesi yıl içinde dolacak şekilde ekstra borçlanmalara gidilmesi durumunda ise daha da fazla olabilecek ve daha yüksek oranlı bir reel büyüme kaydedecek.
Son yıllarda hızla büyüyen kamu açıkları ve artan kamu borçlanma gereği devam ederken, yüksek enflasyonla mücadele için uygulanan sıkı para politikası nedeniyle devletin borçlanma maliyetlerinin (faiz oranlarının) çok yüksek seviyelere çıkması, Hazine’nin faiz yükünü katladı. Parasal sıkılaştırma öncesi Mayıs 2023’te yüzde 8,5 olan Merkez Bankası politika faizi, yeni dönemde düzenli artırımlarla Mart 2024’te yüzde 50’ye kadar çıktı ve yılsonuna kadar bu düzeyde kaldı. 2024 sonunda başlatılan faiz indirim sürecinde politika faizi bu yılın başında yüzde 37’ye kadar indirildi ancak hesapta olmayan olumsuz küresel koşullar ve ulusal gelişmeler nedeniyle süreç devam ettirilemedi. Vadesi gelen eski borçları çevirmek ve bütçe nakit açıklarını kapatmak için yüksek faizle gidilen borçlanmalar, faiz yükümlülüğünü katlayarak Hazine’ye yıllara sâri ağır bir yük bindirdi. 2027- 2029 dönemine ilişkin projeksiyonlar, geçmiş yılların mirası ve hala devam eden kamu açıkları nedeniyle yüksek borçlanma ihtiyacı dolayısıyla devletin faiz yükünde büyüme ivmesinin izleyen yıllarda da süreceğine işaret ediyor.
Doğrudan yatırımlarda böylesine bir çıkış görülmedi-Alaattin Aktaş (ekonomim.com)
Türkiye’nin son yıllarda doğrudan yatırım çekmekte nasıl zorlandığı ortada. Bir yandan yabancılar Türkiye’de yatırım yapmaktan kaçınıyor, bir yandan da Türk girişimciler yurt dışında yatırımı tercih ediyor. Hatta hem toplam, hem gerçek anlamda yatırım sayılmayan gayrimenkul hariç tutulduğunda yurt içi yerleşiklerin dışarıdaki yatırımları, yabancıların Türkiye’deki yatırımlarını epeyce aşmış durumda. Bu konuyu 19 Ekim’de detaylı olarak işlemiştim. Bugün yabancı yatırımcıların Türkiye’deki yatırımlarını daha detaylı irdelemek istiyorum…
Merkez Bankası ödemeler dengesinde yabancıların doğrudan yatırımlarını şöyle detaylandırıyor:
■ Toplam yatırım temelde “sermaye, diğer sermaye ve gayrimenkul” olmak üzere üç kalemden oluşuyor.
■ Sermaye, yapılan yatırımdan tasfiyenin düşülmesiyle bulunuyor.
■ Diğer sermaye kalemi, yurt dışındaki ana ortağın Türkiye’deki şube, iştirak ya da bağlı ortaklığa verdiği veya yurt dışındaki şube ise onun Türkiye’deki ana ortağa verdiği kredileri ve geri ödemeleri kapsıyor. Bu kalemdeki tutar elbette bir döviz girişi ama gerçek anlamda bir doğrudan yatırım değil. Hele hele sıfırdan doğrudan yatırım hiç değil.
Sermaye kalemindeki tutarın yapılan yatırımdan, yani gelen dövizden tasfiye edilen yatırımın çıkarılmasıyla bulunduğunu belirttim.
Yani Türkiye’ye gelen ve Türkiye’yi terk eden…
Girişte de vurguladığım gibi Türkiye doğrudan yatırım çekmekte zorlanıyor. Yabancı Türkiye’de yatırım yapmaya eskisi kadar istekli değil. Burada kastettiğim tabii ki diğer sermaye ve gayrimenkul dışında kalan kalem. Diğer sermaye zaten daha önce yapılmış yatırıma kaynak aktarma, gayrimenkul ise malum. Önemli olan sıfırdan ya da değil, yatırım…
Bu yılın ağustosu itibarıyla yıllık bazda 7,8 milyar dolar düzeyinde olan bu tutar önceki yıllara göre fena değil gibi görünüyor. Türkiye zaten 2015’ten bu yana yıllık bazda 10 milyarın üstünü çoktan unuttu.
Bu yılki yatırım tutarı fena değil ama çok fena olan başka bir gösterge var. Daha önce yapılmış yatırımların tasfiyesi…
İşte yabancı Türkiye’deki yatırımlarını yangından mal kaçırırcasına tasfiye ediyor. Tutarlar dramatik bir çıkışa işaret ediyor.
Ağustos itibarıyla son bir yılda 7,8 milyar dolarlık yatırım girişi olmuş ama aynı dönemde 3,4 milyar dolarlık da tasfiye yaşanmış.
3,4 milyar dolar, şimdiye kadarki en yüksek tutar. Bu bir rekor!
Bu yılın ilk sekiz ayında 5,6 milyar dolarlık yatırım girişine karşılık 2,5 milyar dolarlık da tasfiye var.
2025’in ilk sekiz ayındaki tasfiye 766 milyon dolarmış. 766 milyondan 2,5 milyara…
Bu yılki tasfiye de aylara göre şöyle: “Ocak 254 milyon, şubat 333 milyon, mart 320 milyon, nisan 226 milyon, mayıs 46 milyon, haziran 1,3 milyar, temmuz 44 milyon, ağustos 20 milyon dolar.”
Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
