Pazartesi, 21 Eyl 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
GünlükManşet

Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
Son güncelleme: 21 Eylül 2026 05:27
Medya Günlüğü
Paylaş
Paylaş

Ailemiz sahiden güvende mi?-Barış Terkoğlu (Cumhuriyet)

“Okullar açıldı. Oğlumla okula yürüyoruz. Sürekli uyarıyorum. Sokaklar güvenli değil, kimin cebinde ne silahın olduğu belli değil, kimin hangi amaçla kime saldıracağı belli değil. Bu yaşında siyah eşofmanlar giyen, saçlarının kenarını kazıtmış, sağa sola laf atan kişilerden uzak durması gerektiğini anlatıyorum. Eve geliyoruz. Haberlere bakıyoruz. Hükümet “Ailem Güvende” operasyonu yaptığını duyuruyor. Gece kulüplerine girilmiş, eşcinsellerin evleri basılmış, cinsel yönelime dair yazan çizenlerin sosyal medya hesabı kapatılmış. Sokak çeteleri çocuklarımızın burnunun dibinde elini kolunu sallayarak gezerken “herkesin özel hayatı kendisine” dediğimiz insanlara kanunda olmayan maddeler bulunup hapsedilmiş. Ve “işte aileniz güvende” denmiş!

Ben ise tam da bu olayların olduğu gün, adliyenin başka bir salonunda görülen davanın dosyasını okuyorum. Bitirince soruyorum: Ailemiz sahiden güvende mi?

Fırat Baran Önder, 2000 doğumlu. Bugün 26 yaşında. Atatürkçü ve milliyetçi bir organizasyon olan çoğunluğu üniversiteli 1283 Hareketi’ne öncülük ediyor. Geçen yıl 1 Temmuz’da, Saraçhane’de düzenlenen CHP mitingine 3 arkadaşı ile katıldı. Olaysız geçen miting dağılırken Fırat’ın arkadaşlarından Ahmet Baturalp kalabalık içinde yalpaladı. Sonrasında olanlar iddianamede şöyle anlatılıyor: “Düşmemek için şüpheli Kadir Özkan Keskin’in omzuna dokunup ‘pardon’ demesine rağmen şüpheli Kadir’in agresif bir tavır ve yüksek sesle tepki göstermesi üzerine başlayan tartışmada…”

Düşmemek için tutunduğu ve “pardon” dediği 2006 doğumlu, o gün 19 yaşındaki Kadir Özkan Keskin, iddianameye göre en az 7 kişilik bir grupla oradaydı. Ancak niyetleri mitinge katılmak değildi. Yüzlerini maskeyle kapatmış, sağa sola küfür eden, kavga çıkarmaya çalışan, “provokatör” denilen bir topluluktu. Sonradan ortaya çıkan kayıtlara göre, kimlikleri belli olmasın diye alana kendi seyahat kartlarını bile kullanmadan gelmişlerdi. “Pardon” ile aradıkları fırsatı bulmuşlardı. Devamını Fırat Baran Önder’in ifadesinden aktarayım: “Ahmet Baturalp’in 7-8 kişi tarafından darp edilmeye başlandığını, durumu sakinleştirmek için araya girdiğinde arbedenin gittikçe büyüdüğünü ve şahısların kendilerini darp ettiklerini, koyu tenli, yüzünde desenli maske bulunan, bir adet göz altında bir adet de göz üstünde dövmesi olan 19-20 yaşlarındaki şahsın yandan gelerek elindeki bıçağı kalbine doğru sapladığını, şahısla göz göze geldiklerini, şahsın bıçağı sapladıktan sonra çekerek çıkardığını ve ortadan kaybolduğunu, kendisinin elini sapladığı yere bastırarak polislerin olduğu yere koşup bıçaklandığını söylediğini…”

Fırat’ın kalbine bıçağı saplayan kişi Samet Memiş’ti. 2005 doğumluydu. Olay sırasında 20 yaşındaydı. Sokak çeteleriyle içli dışlıydı. Cezaevinden yeni çıkmıştı. Suç ortamlarında lakabı Zaza idi. Kollarında falçata izlerinden tanınıyordu. O gün topluluğu oraya çağıran, mitingde serseri mayına döndüren bir topluluk haline getiren oydu. Grup içinde 18 yaşından küçük çocuklar da vardı.

Samet Memiş’in olaydan sonra verdiği ifade klasikti. Özetle, onlar bize saldırdı kendimi korumak için bıçağı salladım, dedi. Ancak sevk edildiği Adli Tıp’ta vücudunda tek bir darp izi çıkmadı.”

Büyük hayalleri Demirtaş’a takılır mı?-Deniz Zeyrek (Nefes)

“Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Hukuk işlerinden sorumlu baş danışmanı Mehmet Uçum dün Anadolu Ajansı aracılığıyla yeni bir yazı yayınladı.

Yazının konu başlığı “Yeni Anayasa” idi.

Malumunuz, Terörsüz Türkiye Projesi’nin bel kemiği olarak görülen ve PKK’lıların silahlarını teslim edip örgütü feshettikten sonra normal hayata dönmesini öngören Çerçeve Yasa, CHP’lilerin ve Yeni Parti’den 35 milletvekilinin desteğiyle TBMM’den rekor oyla geçmişti.

Bu rekor oy AK Parti ve MHP kanadında iki beklenti daha yaratmış:

– TBMM’nin “seçimlerin yenilenmesi” kararı alabilmesi için gereken 360 oyu (DEM Parti’nin desteğiyle) bulmak.

– 360 oyu bulmuşken, yeni bir Anayasa’yı TBMM’den geçirmek.

TBMM’nin “seçimlerin yenilenmesi” kararı alması demek, Anayasa’nın 101. maddesi gereğince iki defa seçilme hakkını dolduran Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeniden aday olabilmesi demek.

TBMM seçimlerin 14 Mart 2028 tarihinden önce herhangi bir pazar günü yapılması yönünde bir karar alırsa, Cumhurbaşkanı Erdoğan da fiilen dördüncü, 2017 Anayasası’na göre üçüncü defa aday olabilecek.

Çerçeve Yasa 467 oyla kabul edilince iktidar kanadında “seçimlerin yenilenmesi” kararının çıkacağına kesin gözüyle bakılmaya başlandı.

Zira İmralı adasında 250 metrekarelik bahçeli bir konuta taşınan ve kendisine Silahsızlanma Komitesi yöneticiliği görevi verilen Abdullah Öcalan’ın DEM Parti grubundan “seçimlerin yenilenmesi” oylamasında “evet” oyu vermesini isteyeceğine de kesin gözüyle bakılıyor.

Anayasa değişikliği iki şekilde oluyor. Eğer değişiklik 360 oy alırsa ve 400 oyun altında kalırsa Anayasa gereği mecburen referanduma gidiliyor.

Eğer değişiklik 400 oy ve üstüyle kabul edilirse yürürlüğe girmesi için Cumhurbaşkanı’nın imza atması yeterli oluyor.

Mehmet Uçum’un dün AA’da yayınlanan yazısına bakılırsa, iktidar 400 oyu bulma işine de kesin gözüyle bakıyor.

Uçum’un daha önce sıkça telaffuz ettiği “400 milletvekiliyle kabul edilse dahi referanduma götürülür” cümlesini bir süredir kullanmadığına dikkatinizi çekmek isterim. Bu arada 400 milletvekilini nasıl mı bulurlar?

Arz edeyim:

Cumhur İttifakı ve DEM Parti’nin 382 milletvekili var. Aradaki 8 milletvekili de transferlerle elde edilebilir. Gelecek günlerde İYİ Parti’den iki ve YENİ Parti’den bir milletvekilinin AK Parti’ye geçmesi söz konusu olabilir.

Bu arada Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan’ın iktidar safına geçme konusunda açık sinyal vermesi de iktidarda büyük heyecan yaratmış vaziyette. DEM Parti’den sonra Yeni Yol grubu iktidar safına geçerse iş tamamen garanti haline gelir.

Unutmayayım:

Bir de butlancı CHP’liler var.”

Hepimiz yalancı hırsız ve suçluyuz-Yaşar Aydın (BirGün)

“Ülkede kulakları sağır eden, tüm duyguları körelten büyük bir gürültü var. İktidar, her gün en yüksek sesiyle yalan olduğunu bildiği şeyleri tekrarlıyor.

Her gün kabzımal, belediye başkanı, sanatçı, sporcu, LGBT+ operasyonlarıyla uyanıyoruz.

Borsa, fon, Gökçek, Binali Yıldırım gibi rejim içinde yaşanan kaos ise başka bir gürültü kaynağı.

İktidar bir strateji olarak ülkeyi büyük bir gürültü ve toz bulutu içinde yönetmek istiyor. Bu sayede memleket gerçekleri duyulmasın, görünmesin hatta hissedilmesin istiyor.

Bu sadece Saray iktidarının tercih ettiği bir durum değil. Dünyanın tüm otoriter rejimleri de benzer bir yöntem izliyor ve halkı ikna etmekte başarılı da olabiliyor.

ABD Başkanı Trump’ı düşünün. Damat, çocuklar hepsi birden ülke kaynaklarına çökmüş, uluslararası ilişkileri bile kendi zenginlikleri için kullanıyor.

Trump, Epstein’ın pedofil adasında en çok ismi geçen kişi. Ama ona oy verenlerin büyük çoğunluğu her pazar kiliseye gidip evlerinin kapısında ABD bayrağı asılı “makul” insanlardan oluşuyor. Her türlü rezalet, suiistimal ve yolsuzlukta en öndeyken böyle bir gücün tek açıklaması olabilir: Hakikatin yok oluşu.

Türkiye son 25 yılda yeni zenginler tanıdı. Siyasetçisi, belediye başkanı, üst bürokratı, iş insanı hatta gazeteci iktidara yakın kim varsa en zenginler listesine koşarak girdi.

Bu durum o kadar kanıksandı ki dönemin Başbakanı Davutoğlu siyasi etik yasası çıkarmak isteyince Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisine “Eğer bu şekilde bir siyasi etik yasası çıkarırsak, partide çalıştıracak il ve ilçe başkanı, yönetici bulamayız” dediğini kamuoyuna aktarmıştı. Saadet zinciri kuruldu ve bu halka bozulmamalıydı.

Bu zenginleşme halkın gözüne batınca iktidarın bulduğu çözüm, memlekette yönetici kim varsa usulsüzlükle, yolsuzlukla suçlamak ve bu çarkın parçası olduğuna ikna etmek oldu. Muhalif belediyelere ve bürokratlarına yönelik operasyonların nedenlerinden biri de bu algı operasyonu.

Uyuşturucu operasyonlarında da durum böyle. Hatırlayın, arabasında uyuşturucu kullanırken görüntüleri çıkan AKP danışmanından sonra ortalıkta ünlü bırakmadılar. İktidar halkı sadece kendilerinin değil, herkesin kirli olduğuna ikna etmeye çalışıyor.”

Bayık’ın açıklamaları ve sürecin nabzı-Fatih Polat (Evrensel)

“MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 1 Ekim 2024’te Meclis açılışında DEM Partililerle tokalaşmasıyla başlayan süreç, ikinci yılını tamamlamak üzere. Tarafların farklı isimlerle tanımlamaya devam ettiği süreç için Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Son düzlükteyiz” açıklaması yaparken, Öcalan ve Kandil’den taleplerinin karşılık bulmadığına dair mesajlar geliyor.

İpleri her açıdan elinde tutmaya çalışan iktidar, içeride muhalefete yönelik baskılarını gündemlerini çeşitlendirerek sürdürürken, ‘süreç’ bağlamında da kendi takvimini uyguluyor. Erdoğan’ın önceki gün dile getirdiği vurgular bunun ifadesiydi: “Geride bıraktığımız 2 yılda tüm tahriklere, tüm tuzaklara rağmen önemli mesafeler kat ettik. İnşallah son düzlüğü de geçecek, ülkemizle birlikte bölgemizin tamamını huzur ve istikrara kavuşturacağız.”

Erdoğan bu açıklamayı yaparken, DEM Parti İmralı Heyeti, 13 Eylül 2026’da İmralı’da Abdullah Öcalan ile gerçekleştirdikleri görüşmeden bir gün sonra, kendisinin şu sözlerini kamuoyuyla paylaşmıştı: “Türkiye’nin önünde tarihsel bir fırsat bulunmaktadır. Bunun kalıcı bir barışa ve demokratik çözüme ulaştırılması için herkesin ve her kesimin bu bilinçle hareket etmesini bekliyor ve edeceğine inanıyorum. Barış iradesinin boşlukta kalmaması, somut hukuki ve siyasi düzenlemelerle güvence altına alınması ertelenemez bir görevdir.” Yani Öcalan, daha önce de kamuoyuna çeşitli biçimlerde yansıyan İmralı’da kendisi için yapıldığı belirtilen, çalışma ofisi olarak da kullanacağı mekâna geçiş için statü talebinin, aynı şekilde Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Alt Komisyonu’ndaki pozisyonunun hukuki statüsünün henüz karşılık bulmadığını belirtmiş oluyor.

Diğer yandan, KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Cemil Bayık’ın Nûçe TV’ye Kandil’de verdiği röportajdaki vurguları, bu süreçte şu ana kadar yaptığı açıklamaların en sertiydi. Kürt sorununun çözümüne dair temel talepleri karşılanmadığını belirten Bayık, sürecin başarıyla ulaşması için Öcalan’a özgür çalışma koşulları sağlanması, Kürtlerin haklarının anayasal güvence altına alınması taleplerini dile getirdi ve sonunda, “Süreç başarılı olmazsa, büyük bir savaşa da hazırız.” vurgusu yaptı. Bayık’ın bu açıklamaları halktv.com.tr’de “Kandil, ‘Öcalan özgür olmazsa silah bırakmayız’ dedi” başlığıyla haberleştirilirken, ilketv.com.tr, haberi suhuletli bir başlıkla verdi: “Cemil Bayık: ‘Çerçeve yasa bir temel, çözüm için demokratikleşme şart’”

Türkiye’de içinden geçilen süreci 1993’ten beri PKK ile devlet arasındaki 33 yıllık bir bağlam içinde değerlendirenler, Erdoğan’ın açıklamasındaki ‘son düzlük’ tespitine de, Bayık’ın açıklamalarını ‘yeniden savaşın eşiğindeyiz’ biçiminde yorumlama eğilimine de mesafeli duracaklardır. Kürt Özgürlük Hareketi ile devletin geçmiş dönem yaklaşımlarının ayrıntılı bilgisine vakıf olmayıp, güncel ve konjonktürel dalgalanmaların yol açtığı duygusal kırılmalarla olup biteni anlamaya çalışanların farklı uçlara savrulması muhtemeldir.”

Yaklaşan seçimlerin siyasal ekonomisi-Seyfettin Gürsel (Dünya)

“Geçen hafta­ki “Ekonomik büyümede gerçek­ler ve hayaller” baş­lıklı yazımda Orta Vadeli Programda (OVP) 2026-2027 için öngörülen bü­yüme stratejisi ile 2026’nın ilk yarı­sında oldukça düşük bir düzeyde gerçekleşen bü­yüme dinamiği arasında cid­di farklılıklar olduğuna dikkat çekmiştim.

OVP, 2026’nın ikinci yarı­sı ve 2027 için iç talebe daya­lı yüzde 4’ün üzerinde bir bü­yüme öngörürken 2026’nın ilk yarısında büyüme yıllık yüzde 2,5 civarında bir patikaya geçiş yapmıştı.

Kanaatim önümüzdeki dö­nemde ekonomik büyümenin iç talebin çok az katkıda bulun­duğu, net ihracatın da daha zi­yade azalan ithalat sayesinde bir miktar pozitif katkı yapaca­ğı düşük büyüme patikasında hareket etmeye devam edeceği şeklindeydi.

OVP’de yer alan büyüme stratejisi enflasyonla mücade­lede esaslı bir taviz gerektirdi­ğini ve bu yola gidilmeyeceğini düşündüğümden OVP’nin bü­yüme stratejisini gerçekçi bul­madığımı savunmuştum.

Bu tartışmaya iki nedenle tekrar dönme gereğini duyu­yorum.

Birincisi yaptığım talihsiz bir hata.

İkincisi de görüşlerini önemsediğimi kimi meslek­taşlarımın büyüme senaryosu hakkında benden daha fark­lı düşünmeleri. Geçen haftaki yazımda 2026-2028 OVP’si­nin rakamlarını yani geçen yı­lın rakamlarını kullanmışım. Yanılgımın nedeni bir yurt dı­şı seyahati nedeniyle yazı­mı çok erken bir saatte yaz­dığım için internette karşıma çıkan OVP’yi dikkatsizce dav­ranıp esas almamdı. Oysa yeni OVP’nin (2027-2029) o saatte henüz internette yer almadığı ortaya çıktı.

Yazım yayınlandıktan sonra Maliye Bakanlığı bir düzeltme yazısı yolladı.

Teşekkür ediyorum.

İlk olarak OVP tablosunu ye­nilemem gerekiyor. Aslında bu hata bir bakıma hayırlı da oldu çünkü göreceğiniz gibi geçen yılın 2026-2027 büyüme tah­minleri ile bu dönemin tahmin­lerini karşılaştırmak makro ik­tisat politikalarına ilişkin bazı ilginç bilgileri açığa çıkartıyor. Eski ve yeni OVP’nin 2026- 2027 büyüme rakamlarının yer aldığı tabloya bir göz ata­lım.

Karşılaştırmadan çıkan ilk sonuç, 2027 için iç talebe da­yalı yüksek büyüme öngörü­sünün değişmemesidir. 2026 için ise yüzde 3,8 yerine yüzde 3,3 büyüme öngörülüyor. An­cak ilk yarıda yüzde 2,5 olan büyüme oranının ikinci yarıda önemli ölçüde yükselmesi ge­reği fazla değişmiyor.

Üstelik bu büyümenin çok büyük ölçüde özel tüketimde­ki artıştın bekleniyor olması ilginç.

Nitekim geçen yıl özel tüke­timin yüzde 3,2 oranında art­ması beklenirken bu yıl bek­lenti yüzde 3,7’ye yükselmiş. Özel tüketim yılın ilk yarısın­da azaldığına göre demek ki ikinci yarıda büyük bir canlan­ma beklenmekte ya da plan­lanmaktadır. 2027 için de özel tüketim artışı yüzde 3,6’dan 4,2’ye yükseltilmiş.

Geçen haftaki yazımda sa­vunduğum gibi böylesine kök­lü bir değişiklik ancak para politikasının esaslı biçimde gevşetilmesi, kamu harcama­larında gaza basılması ve üc­retlere reel zam yapılması ile gerçekleşir. Bu da halen öngö­rülen dezenflasyondan vazge­çilmesini gerektirir. Bu olası mı?”

Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram 

EtiketlendiMedya
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Önceki Makale Elif Eralp kimdir?
Sonraki Makale Rus seçiminde sürpriz yok

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

EditörGünlük

Rus seçiminde sürpriz yok

Medya Günlüğü
21 Eylül 2026
GünlükManşet

Elif Eralp kimdir?

Medya Günlüğü
21 Eylül 2026
ManşetSerbest Kürsü

BM’nin güçlü yönleri

Gürsel Demirok
21 Eylül 2026
ManşetSerbest Kürsü

AB’nin “2030’ta savaş” planı

Andrew Korybko
21 Eylül 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

imunify-bot-check
Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?