Pazar, 19 Tem 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Günlük

Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
Son güncelleme: 29 Haziran 2026 19:31
Medya Günlüğü
Paylaş
Paylaş

Elveda Televole!-Barış Terkoğlu (Cumhuriyet)

“Garip, anlamakta güçlük çektiğimiz için gariptir. Biliyorum, haberi okuyunca “Ne alaka” dediniz. Bir süredir muhalif siyasetçileri ve ailelerini özel yaşamları üzerinden hedef alan, bu videolarıyla da ünlenen Tamar Tanrıyar hakkında verilen gözaltı kararından bahsediyorum. Tanrıyar’ın önce Turkuvaz Medya’yı ve onu yöneten Serhat Albayrak’ı hedef aldığı video cumartesi gündem oldu. Ardından hakkında jet hızıyla yakalama kararı çıktı. Tüm bu süreçte de iktidarın çeşitli isimlerinin Tanrıyar üzerinden çeşitli imalarda bulunduğu mesajlar birbirini takip etti.

İşte ne oluyor dedirten hadise bu. Dedim ya, garip sayılması, anlaşılamamasından kaynaklanıyor. Zira eleştirel medya; iktidar içi hizip kavgalarını, itişmelerini pek de takip etmiyor. Bakmayınca görmüyor, görmeyince körleşiyor.

Anlatayım.

Tamar Tanrıyar, Can Tanrıyar’ın eşi. Can Tanrıyar’ı 90’lı yıllarda siyasetten uzak “Merhaba Televole” magazini seven kuşak hatırlar. Neredeyse 50 yıldır topçuların ve popçuların özel yaşam haberlerini yapıyor. Politikadan uzak bir figür. Hatta cumhurbaşkanının Saray’da ağırladığı “politik olarak sakıncasız” şarkıcılarla, oyuncularla birlikte zaman zaman poz verdi.

Gelgelelim, yargı ve siyasetin ortasına düşüşü, hatta tutuklanıp hapis yatması bir anda oldu. Tanrıyar’ın şaşaalı magazin medyasından elinde son olarak Uçankuş televizyonu kalmıştı. Kanal ekonomik olarak da zordaydı. İş dünyasında “asfaltçı” olarak bilinen ve son yıllarda medya yatırımları yapan Metin Güneş ile ortak oldu. Ancak ortaklık kanlı bitti. İki isim birbirine düşman oldu. Çatışma öyle bir noktaya geldi ki… Can Tanrıyar, Güneş’i kanalının kurşunlanmasıyla, adam yollayıp darp ettirmekle suçladı. Metin Güneş ise Tanrıyar’ı kendisini yağmalamakla, parasını çakmakla itham etti. Olay yargıya taşındı.

O günkü denklem olmasa satır arasında kaybolup gidebilirdi. Ancak… Güneş’in avukatı aynı zamanda kirvesi ve arkadaşı olan Mustafa Doğan İnal’dı. İnal, o dönem Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı mahkemelerde temsil etmesiyle biliniyordu. Olay, Tanrıyar-Güneş kavgası olmaktan çıktı. Tamar Tanrıyar, davetli oldukları Saray’da Erdoğan’ı yakalayıp avukatını şikâyet etti. Yetmedi, sosyal medyadan İnal’ı çeşitli imalarla hedef aldı.

Bu olaylar yaşanırken Can Tanrıyar’a yönelik yargı hamlesi geldi. O dönem Çağlayan’daki İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın başında Şaban Yılmaz vardı. Tanrıyar, “yağmaya teşebbüs” suçlamasıyla gözaltına alınıp tutuklandı. İstanbul 38. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. Dosya, beş ay hareketsiz kaldıktan sonra yetkisizlikle Anadolu Adliyesi’ne yollandı.

Gündeme bomba gibi bir olay düştü. Dönemin İstanbul Anadolu Başsavcısı İsmail Uçar, HSK’ye bir dilekçe yazarak kendi yönettiği adliyede olan biteni şikâyet etti. Timur Soykan’ın BirGün’de haberleştirdiği dilekçede, kimi uyuşturucu davalarında para ile tahliyelerin yapıldığını, kimi erişim engellemelerin bedeline mukabil alındığı anlatılıyordu. Cumhuriyet tarihinde örneği olmayan hadisede bu yazıyı ilgilendiren bir kısım da vardı. Uçar, Tanrıyar dosyasının yargı içinde bir ekibin yukarıdan müdahalesiyle yönlendirildiğini söylüyor ve ekliyordu: “Duruşma tarihi itibarıyla sekiz aydır tutuklu bulunan sanığın henüz ifadesi bile alınmamıştır.”

Kılıçdaroğlu Erdoğan’ın sözlerini nasıl sindiriyor?-Deniz Zeyrek (Nefes)

“Çok güvendiğim bir kaynağım, Kemal Kılıçdaroğlu ekibinden birinin kendilerine söylediklerini aktardı.

Duyunca şok oldum.

Şöyle diyormuş:

“Yargı tamamen arkamızda. Hepsinin (Özgür Özel ekibinin) haddini bildireceğiz (burada daha argo bir cümle kurdu ama ben size aktaramadığımdan ‘haddini bildireceğiz’ diye yazdım). Ağızlarıyla kuş tutsalar hiçbir şey elde edemeyecekler. Bütün kapılar yüzlerine kapanacak. Mehmet Uçum süreçte yaşanacak her detayı planlamış ve süreç tıkır tıkır işliyor.”

Mehmet Uçum’un kendini “CHP’yi butlanlama” işine bu kadar çok vakfettiği iddiasını fazla iddialı bulsam da kaynağımın söz ettiği kişinin bu tür cümleler kurmasına şaşırmadım.

Neticede Özel ekibine nasıl bir kinle ve öfkeyle baktıklarını biliyorum.

Bir grup insan, her hamleleriyle CHP’yi paramparça edip, hatta köküne kibrit suyu döktüklerini bile bile Özel ve ekibinden intikam almak için ellerinden geleni yapıyor.

Kemal Kılıçdaroğlu da etrafındaki ekibin kişisel kinleriyle planladığı her hamleye itiraz etmeyerek yol veriyor.

“Arkadaşlar tamam, rakiplerimizi etkisiz hale getirelim ama partiyi de bitirmeyelim” demek yerine, önüne her konulan kâğıdı imzalıyor.

Zira onun kini ve nefreti de etrafındakilerden az değil. O da intikam hırsıyla yanıp tutuşuyor.

Onun gözü de işin sonunda olanın CHP’ye olacağını göremeyecek kadar kararmış.

Baksanıza, şu anda attığı her adım Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın işine geliyor ve Erdoğan da CHP’de yaşananlar için “Çamur Güreşi”, “Kayıkçı kavgası” ve “Koltuk kavgası” gibi tamlamalar yapıyor. Kılıçdaroğlu’nu da çamura batmış, kayıkçı kavgasına tutuşmuş, koltuk için kavga eden biri olarak gösterdiği halde Kılıçdaroğlu çıkıp “Hayır arkadaş, ben çamur siyaseti, kayıkçı kavgası ve koltuk kavgası içinde değilim” diyemiyor. Erdoğan’ın bu ithamlarını içine sindiriyor ve sessiz kalıyor.”

Prof. Dr. İlter Turan: Hükümetimiz NATO’ya sadakatini kanıtlamak için büyük bir uğraş içinde-Cansu Çamlıbel (T24)

Senelerdir dünyanın pek çok ülkesinde NATO zirveleri izledim. Hatta NATO’nun merkezinin bulunduğu Brüksel’de yaşadım. Ankara’da 7-8 Temmuz tarihlerinde yapılacak zirveden haftalar önce alınan türde bir sıkı yönetim rejimine hiç denk gelmedim ki zirvelerin yapıldığı diğer şehirlerde de konjonktüre göre irili ufaklı protestolar hep olmuştur. Adalet Kalkınma Partisi hükümetinin başkentte yapılacak NATO zirvesini küresel denklemdeki pozisyonunu tahkim etmek için bir vesile olarak gördüğünü anlatan çok şey var. ABD Başkanı Donald Trump’ın zirveye sırf Cumhurbaşkanı Erdoğan için geldiğini ilan etmesinin uzun vadede ne kadar pozitif bir etkisi olacak izleyeceğiz.

Türk-Amerikan ilişkilerinin Türkiye’deki geleneksel dostlarından Prof. Dr. İlter Turan, zirveye iki hafta kala Ekonomi Gazetesi’ndeki köşesinde dikkat çeken bir yazı kaleme aldı. “Türkiye’ye hakiki bir büyükelçi gönderiniz; işler iyi yürümüyor!” başlıklı yazıda Turan, ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Thomas Barrack’ı doğrudan hedef adı. Kendisini tanıyanlar bilir, İlter Hoca köşeli üslubu olan biri değildir, ekseriyetle lafını diplomatik olarak zarflayarak söyler. Belli ki Barrack’ın Türkiye’nin idari yapısına gönderme yapan yorumları pek çok kimse gibi onu da çileden çıkartmış. İlter Turan’a göre hükümet Barrack’ı “persona non grata” (istenmeyen kişi) ilan etmek yerine Trump’tan onu değiştirmesini istemeli. Bu yapılmadığı sürece Barrack’ın “sömürge valisi” gibi algılanmasının önüne geçmenin mümkün olmadığını düşünüyor. Dahası bu durumun sadece Türkiye’ye değil Amerika Birleşik Devletleri’ne de zarar verdiğine inanıyor.

Tarsus’ta okurken American Field Service bursunu kazanıp ABD’ye giden Turan liseyi Kaliforniya’da bitirdikten sonra Oberlin Koleji’nden Siyasal Bilimler Lisansı, 1964 yılında Columbia Üniversitesi’nden Siyasal Bilimler Yüksek Lisansı almış. Eğitim hayatının büyük bölümünü ABD’de geçirmesine rağmen vatandaşlık almayı hiç düşünmemiş. Doçentliğini, profesörlüğünü İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde almış. Son dönemde kapatılıp tekrar açılmasıyla gündeme gelen Bilgi Üniversitesi’nin ikinci rektörü. Uluslararası saygınlığı nedeniyle “Emeritus Profesör” unvanı da almış bir hoca. Tüm bu detayları neden verme gereği hissettiğimi söyleşiyi okurken anlayacaksınız.

Bir not olarak da 2002’de dönemin ABD Başkanı George W. Bush’un Türkiye’ye ziyareti öncesinde kendisiyle NTV adına mülakat yapmak için davet edilen kişinin İlter Turan olduğunu hatırlatmak isterim. Ezcümle İlter Turan, Amerikalıların sözüne itimat ettiği Türklerden biri oldu hep. Bugün 85 yaşında bu kadar açık konuşma noktasına geldiğine göre işlerin içyüzü hakikaten de Trump-Erdoğan hattından dinlediğimiz gibi olmayabilir.

-Sizin çifte vatandaşlığınız var mı, yani aynı zamanda ABD vatandaşı mısınız?

-Vatandaşlığım yok ve herhangi bir noktada da böyle bir girişimim olmadı. Çünkü bizim kuşak yurt dışında tahsil ettikten sonra dahi Türkiye’ye dönüp memlekete hizmet etme düşüncesinde olan bir kuşaktı. Ben de o çerçeve içerisinde İktisat Fakültesi’nde çalışmaya başladım. Fakültemiz çok anlayışlı davrandı bana. Her zaman yurt dışında hocalık yapmam için de izin verdi ama ben hep onu bir geçici görev olarak gördüm. Yani benim esas öğretim üyesi olarak bulunduğum kurum hep İstanbul Üniversitesi oldu. Özel eğitim kurumları gelişmeye başladığında benim yaşım hayli ilerlemişti. Önce Koç Üniversitesi’nin açılışında rol aldım, beş yıl orada çalıştım. Ondan sonra da Bilgi Üniversitesi’ne rektör oldum. Rektörlükten sonra da Bilgi Üniversitesi’nde çalışmaya devam ettim. On yılı aşkındır artık emekliyim ama her noktada siyaseti izlemeye çalışıyorum. Tabii ki muhtelif sebeplerden Amerikan siyasetini birçok diğer ülkenin siyasetine nazaran daha yakından tanıyorum.”

Sıkıyönetim ama “gibi”si eksik-Faruk Bildirici (BirGün)

“NATO Zirvesi öncesinde Ankara’da alınan önlemler, erişim engelleri, yasaklar ve gözaltıları, “sıkıyönetim” ve “olağanüstü hal” olarak nitelendiren medya kuruluşlarından biri de Aydınlık’tı. Manşetin altında “NATO için Ankara’da sıkıyönetim ilan edildi” ve “Olağanüstü hal önlemleri gibi” diye yazmışlardı.

Fakat Aydınlık, ertesi gün bu tanımlamalar nedeniyle birinci sayfadan “Düzeltme ve Özür” yayımladı: “Sıkıyönetim hukuki bir düzenlemedir ve bugünkü durumu yansıtmamaktadır.”

Elbette Ankara’da resmen ilan edilmiş bir sıkıyönetim yok. Kaldı ki, sıkıyönetim 2018’de yasalardan çıkarıldı, “olağanüstü hal” uygulaması getirildi. Ancak Ankara’daki uygulamaların “sıkıyönetim” ve “olağanüstü hal” benzetmelerini hak ettiği de ortada. O nedenle Aydınlık, o manşette “gibi” sözcüğünü kullanmış olsa benzetme olduğu daha rahat anlaşılır, düzeltmeye gerek kalmazdı. Nitekim Cumhuriyet, “sıkıyönetim gibi” başlığı kullandı.

Hakikaten de yapılanlar, tek parti dönemindeki sıkıyönetim uygulamalarını andırıyor. O yıllarda da insanlar 1 Mayıs’lar öncesinde suç uydurularak evlerinden gece baskınlarıyla toplanırdı. NATO Zirvesi öncesinde de öyle oldu, kapılar kırıldı, evler basıldı; 209 kişi gözaltına alındı. KAOS GL Genel Yayın Yönetmeni Yıldız Tar, Doç. Dr. Emel Memiş, ÇHD üyesi avukatlar ile TEMA gezisine katılan gönüllülerin de aralarında olduğu 178 kişi “terör eylemleri gerçekleştirebilecekleri” varsayımıyla ve kanıtsız yaftalamalarla tutuklandı.

Ayrıca İnsan Hakları Derneği, Fikir Kulüpleri Federasyonu ve Muzır.org’un da aralarında olduğu onlarca X hesabı ile “NATO Defol Platformu” web sitesinin erişimi engellendi.

Tabii iktidar medyası, bu engellemeler, gözaltı ve baskınları görmezden geldi. Hürriyet ve Sabah gibi gazetelerin, “Zirveyi 3 bine yakın gazetecinin izleyeceği” haberlerinde akreditasyon yasaklarına değinilmiyordu. Akreditasyon başvurusu reddedilenler arasında iktidar yanlısı medyadan Aydınlık, Ulusal Medya, TV NET, Yeni Şafak’tan Ersin Çelik ve Mücerret.com’dan İsmail Halis de vardı. Fakat akredite edilmeyenlerin çoğu muhalif medyadandı.

Üstelik NATO yetkilileri, akreditasyon başvurusunu reddettikleri ANKA Haber Ajansı, BirGün, Cumhuriyet, Evrensel, Halk TV, Nefes, NOW TV, İlke TV, Medyascope, Sözcü, T24 ve YetkinReport’a yasağın gerekçesini de bildirmediler; tepkiler üzerine “ev sahibi ülkenin değerlendirmeleri”ne dayandıklarını açıklamak zorunda kaldılar.

Gazetecilik meslek örgütlerinin tepkilerinin ardından NATO, küçük bir geri adımla Murat Yetkin ve birkaç gazetecinin akreditasyon yasağını kaldırdı.

Bu arada yasaklanan medya kuruluşlarından olan Cumhuriyet’in tutumu da dikkat çekiciydi. “NATO’dan Türkiye’nin en köklü gazetesinin akreditasyon talebine ret: Cumhuriyet’e ambargo” başlıklı haber, sadece Cumhuriyet’e yasak uygulanmış gibiydi. “Akreditasyon talebi reddedilenlerin çoğunluğu muhalif medya kuruluşlarından oluştu” denilmekle yetinilen haberde, yasaklanan medya kuruluşlarının adları yoktu. Haber eksikti, yeterli bilgi vermiyordu okura…

Zirvede olup bitenleri çeşili ülkelerden gelecek gazetecilerden öğreneceğiz artık. Siyasi iktidar, yasaklar, tutuklamalar ve engellemelerle Türkiye’deki rejimle ilgili olarak o gazetecilere yeterince fikir verdi. Umarım bu uygulamaları da sorarlar muhataplarına…”

Piyasalarda rotayı enflasyon ve İran çizecek-Ufuk Korcan (Dünya)

“Piyasalar yine gündemi yoğun bir haf­taya hazırlanıyor. Hafta sonu ABD ile İran arasında tansiyonun yeniden artması ve yaşanan sıcak çatışma açılış öncesi mo­ralleri bozdu. Cuma günü açıklanacak hazi­ran ayı enflasyon rakamları piyasaların ta­kip edeceği bir diğer kritik gündem madde­si olarak öne çıkıyor.

Önceki haftayı ABD ile İran arasındaki barış anlaşmasının yarattığı olumlu hava ile geçiren piyasalar, geçen hafta soluklanma­yı tercih etti. Borsa İstanbul, haftalık baz­da yüzde 3.18 gerilerken dolar kuru haftayı 46.60 TL seviyelerinden kapadı. Petrol fi­yatlarında gerileme devam etti ve brent tü­rü ham petrolün varili 72 dolara kadar geri­ledi. Ancak petrol fiyatlarında barış haber­leriyle yaşanan hızlı geri çekilme savaştan olumsuz etkilenen hisse senetlerine ay­nı oranda olumlu katkı yapamadı. Hürmüz Boğazı’nın ‘sınırlı’ da olsa gemi geçişlerine açılmasının yanında ABD’nin İran’a petro­lünü uluslararası piyasada satmasına izin veren 60 günlük bir lisans yayımlaması pet­rol fiyatlarındaki düşüşü destekledi.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan’ın Londra’da yabancı yatırımcılarla yaptığı top­lantıya yönelik haber akışı yurtiçi piyasalar tarafından yakından takip edildi. Başkan Ka­rahan’ın temmuz ayında yapılacak Para Po­litikası Kurulu (PPK) toplantısı öncesinde haftalık repo ihalelerine başlamak için ace­leci olmayacaklarını ve enflasyon verileri­ni görmek istediklerini ifade ettiğine yöne­lik gelen haberler, faiz indirimi beklentile­rini ötelemişe benziyor. Bu haberin etkisiyle borsada özellikle bankacılık sektörü hissele­rine satışların geldiği görüldü. ABD Başkanı Donald Trump’ın Ankara’da düzenlenecek NATO Zirvesi öncesinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı “çok mutlu edecek” bir adım atabileceğini belirterek Türkiye’ye F-35 ve jet motoru satışı konusunda olum­lu mesajlar vermesi haftanın öne çıkan gün­dem maddelerinden oldu.

Hafta sonu ABD-İran cephesinden gelen haberler, tansiyonu yeniden artıran türden. İran’ın petrol taşıyan bazı tankerlere yönelik saldırıda bulunduğu iddialarının ardından ABD, İran’da bazı noktalara yönelik saldırıda bulundu. Trump, ateşkesi ihlal ettiği gerek­çesiyle İran’a yapılan saldırılara ilişkin, “Ar­tık makul olamayacağımız bir nokta gelebilir ve başarıyla başlattığımız işi askeri olarak ta­mamlamak zorunda kalabiliriz. Bu olursa ar­tık İran var olmaz” açıklaması tansiyonu ye­niden yükseltti. Yeni haftada ABD-İran ara­sında yaşanacak gelişmeler piyasaların takip edeceği konuların başında geliyor. Sıcak ça­tışmanın şiddetini artırması ve petrol fiyat­larında yaşanacak olası yükselişler piyasa­larda moralleri yeniden bozabilir.”

Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

EtiketlendiMedya
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Önceki Makale Bir “kurultay mühendisliği” ve Deniz Baykal sonrası CHP
Sonraki Makale Bayramoğlu görevden alındı

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

GünlükManşet

Dünya Kupası’nda son “düello”

Medya Günlüğü
19 Temmuz 2026
EditörGünlük

AFP çalışanları kazandı

Medya Günlüğü
19 Temmuz 2026
EditörGünlük

Bir hanedanın dramı

Medya Günlüğü
19 Temmuz 2026
EditörGünlük

Son sözü onlar söyleyecek

Medya Günlüğü
19 Temmuz 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?