Vize soygunu!-Zülal Kalkandelen (Cumhuriyet)
“Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının vize sorunu yine gündemde. Medyadaki haberlere göre, 2010’da yüzde 3 olan Schengen vize ret oranı, geçen yıl yüzde 17’ye yükselmiş. Son 10 yılda 1.5 milyon Türk vatandaşının başvurusu reddedilmiş, başvurular için ödenen toplam 511 milyon Avro (yaklaşık 27 milyar TL) boşa gitmiş!
“Avrupa bizi kıskanıyor!” diyerek böbürlenenler ne der bilmem ama tek başına bu bile Türkiye’nin ne kadar kötü yönetildiğinin göstergesi olabilir. Ülkemizin sınırları kevgire dönmüş bir haldeyken bizim yurttaşlarımız vize için hem zaman açısından hem de ekonomik bakımdan mağdur ediliyor.
Sosyal medyada yaşadığı mağduriyeti anlatan bir vatandaş, yalnızca vize randevusu alabilmek için vize ofisine 550 Avro (yaklaşık 29 bin TL) ödediğini ve neden kendilerinin randevu alamadığını sorduğunda “Bot hesaplar üzerinden alınıyor” dendiğini yazmış.
Avrupa’ya seyahat edecekseniz Schengen vizesi almanız gerekiyor. Vize işlemleri, özel şirketlere devredilmiş olduğundan randevu almak için o şirketlere başvuruyorsunuz. Onlara bu işlem için yüklü bir para ödense de size aylar sonraya randevu alabileceklerini söylüyorlar. Çünkü vize randevusunu belirleyen konsoloslukların takvimleri aylar öncesinden dolmuş durumda.
Acil bir iş için ya da günü belli bir etkinliğe katılmak için seyahat etmeniz gerekiyorsa yandınız! Bu durumu fırsat bilen bazı uyanıkların eline düşmeniz büyük olasılık. Çünkü birileri, daha erken randevu bulunabilmesi için şirketlerin randevu takvim sistemlerini anbean izleyen yazılımlar geliştirmiş ve bu uygulamadan yararlanabilmeniz için ayrıca ücret alıyorlar.
Önce sisteme dahil olmak için e-posta gönderip hangi ilde hangi vize ofisine başvuracağınızı yazıyorsunuz, size bir şahsa ait hesabın IBAN numarası bildiriliyor, oraya belli bir ücret yatırıyorsunuz, ödemeyi alınca size bir bağlantı iletiyorlar, ona tıkladığınızda bu iş için özel olarak kurulan bir Telegram grubuna giriyorsunuz.
Ancak şirketin farklı ofislerinde açılan randevuları takip etmek istiyorsanız, her ofisin Telegram grubu için ayrı ödeme yapmanız gerekiyor.
Yazılım, randevu takviminde bir boşluk belirirse gruba anında bildirimde bulunuyor. Siz de grubu sürekli takip ediyorsanız, o anda vize şirketinin sitesine girip soruları hızla yanıtlayıp randevu almaya çalışıyorsunuz.
Ama aynı anda çok sayıda insan giriş yaptığından sistem genellikle kilitleniyor ve yalnızca bir iki dakikalık sürede birkaç kişi randevu alabiliyor, diğerleri aynı döngüyü yaşamaya devam ediyor.
Bu arada sisteme giriş için ilk başta size iletilen bağlantı yalnızca bir ay geçerli oluyor. Bir ay içinde randevu açılmazsa açılana kadar ücretsiz uzatıyorlar.
Gruptan bildirim gelir de yakalayamazsam endişesiyle telefonunuzu ve kredi kartınızı elinizden hiç düşürmeden yaşamanız gerekiyor. Çünkü işlemleri yapmak için çok kısa bir zamanınız oluyor.
Bunun en önemli nedeni ise tur şirketlerinin birey gibi görünüp gizlice gruplara sızması ve bildirim gelince randevuları anında kendi müşterileri için kapatması!”
Açılımda bahar sancısı-Nuray Babacan (Nefes)
“Bir süreden beri patinaj yapan açılım süreci konusunda, kapalı kapılar ardında konuşulan çok şey var. Herkes karşı tarafın iyi niyetini sorguluyor. İşin ilginci bu kez mekanizmanın bürokrasi değil de siyasiler yüzünden engellendiğini dile getirenler bulunuyor.
İktidarın ‘Terörsüz Türkiye’ olarak lanse ettiği çalışmalar konusunda AKP içinde farklı görüşler var. Terör örgütü lideri Abdullah Öcalan’a fazla avans verildiğini, mağaralardaki boşaltmaların onun talimatıyla durduğunu söyleyenlerin yanı sıra, “Bu noktadan sonra dönemeyiz, aleyhimize olur” diyenler bulunuyor. Süreçle ilgili bilgi ve analizlere geçmeden önce, bazı parti kurmaylarının ilginç ifadelerini aktaralım:
– “Bu süreç bizim aleyhimize işliyor. Eninde sonunda karar noktasına geleceğiz. Bir yıl sonra erken seçim yapmaktan söz ediyoruz. Peki bu seçim kararını kiminle çıkaracağız? DEM’in desteği olmadan sonuç alamayız.
– Bir grup, ‘güvenlik mekanizması karar versin silahların tam bırakıldığı onayı verilmeden yasaları yapmayalım’ diyor. Normalde bunların güvenlik bürokrasisi ve devlet olmasını beklersin, bu sefer tam tersi siyasette direnenler var.
– Bazı siyasiler ve bürokratlar olarak biz de ‘yasayı yapalım içine silahların teslim şartını koyalım. Güvenlik mekanizması da ona göre işlesin’ diyoruz. Sonunda bir karar verilecek, bundan geri dönüş yok. Geri dönülürse bir daha bu yol alınamaz…”
Kulislerde, geçtiğimiz sonbahardan beri mağara boşaltma faaliyetlerinin durduğuna ilişkin bilgiler var. ‘Silahların teslimi tamamlanmadan adım atmayız’ diyenlerin yaklaşımı bundan kaynaklanıyor. Farklı düşünenler, boşaltma süreci ile yasa faaliyetlerinin eş zamanlı sürmesine gerektiğini savunuyor.
Şimdi, MİT-MSB-Saray üçgeninde verilecek karara göre bundan sonrası şekillenecek. Çünkü AKP üst yönetimi bu konuda karar verici değil. Taslak çalışmalar olsa bile, ‘başlatın’ demeden hiçbir konuda inisiyatif alamazlar.
PKK’nın yasal düzenlemeler konusunda hükümette bir hareketlilik olmadığı için silah teslimini askıya aldığı biliniyor.. Ayrıca Öcalan’ın statüsü konusundaki ısrarı sürüyor. Bu iki konuda hükümet tarafı bir adım atmazsa tıkanıklık devam edecek gibi.
Öcalan’ın yapılan yeni konuta geçmemesi ve son olarak medyada yer alan açıklamalarındaki ‘tehditvari sözler’ buna yorumlanıyor. Kendisini birkaç aydın ve gazetecinin ziyaretine izin verilmesinin bile tıkanıklığı açacağını söyleyenler var.
Kapalı kapılar ardında, ‘Öcalan’a nasıl bir garantörlük verilmişse, oldukça keyfi davranıyor. Sanki Öcalan kendisine açılan yolun tadını çıkarıyor gibi…” yorumları da unutmamak gerekir.”
Avukat Pehlivan’ın iyi çalışılmış savunması ve Lawfare-Çiğdem Toker (T24)
“İBB’nin görevden uzaklaştırılan tutuklu Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında yer aldığı 414 sanıklı davanın, Silivri’de görülen duruşmasında altı hafta geride kaldı.
Yedinci haftaya giren duruşma pazartesi günü devam edecek.
Geçen bir buçuk ay boyunca; Türkiye’de eğitimden asayişe, kadın cinayetlerinden, okullarda katliama kadar ne alt üst edici olay ve gelişme yaşandı. Bunları bir çırpıda saymak bile kolay değilken, bir davadaki tek bir duruşmada yedinci haftaya giriliyor olması, tüm bir ülkenin siyasal ve toplumsal kaderinin can yakıcı bir gündemin içinde şekillendiğini de göstermekte.
Duruşmanın 26. Oturumunda İmamoğlu’nun 10 aydır tutuklu bulunan avukatı Mehmet Pehlivan’ın yapacağı savunma, davayı izleyenlerce merak ediliyordu.
Merak edildiği kadar varmış.
Pehlivan’ın duruşma sonrası okuduğum 50 sayfaya yaklaşan savunmasında, sadece uzak ve yakın tarihteki siyasal yargılamalar ile benzerlikleri aktarmıyor. İddianamedeki kendisiyle ilgili birçok suçlamanın dayanaksızlığını somut olgularla geçersizleştiren anekdotları içeren anlatısıyla da iyi çalışılmış güçlü bir metin.
10 aydır yüksek güvenlikli bir hapishanede “kapatılmış durumda” olduğunu söyleyen Pehlivan, “kapatılma”yı, “İnsan zihninde sarsıcı bir eşik olarak” tarif ediyor.
“Bizim durumumuza tutukluluk denemez” diyor.
Tarihin doğru tarafında durduğu için, başına iş alan ilk avukat olmadığını bildiğini, ama buna rağmen “Neden buradayız” sorusunun cevabını vermenin kendisi için kolay olmadığını belirtiyor. Ve zaman zaman kafalardan geçen o fikri O da ifade ediyor:
“Vicdani ve insani açıdan harikulade insanlar, yargıçlar ve savcılar olsanız dahi, kapatılmayı anlayamazsınız. Anlayabilmeniz mümkün değil. İşte bu yüzden hukuk icracılarının, uygulayıcılarının, bir süreliğine de olsa bunu staj etmeleri pek kötü bir fikir gibi görünmüyor bana.”
“Delil ve bahane” ayrımından söz ediyor avukat Mehmet Pehlivan. Normal koşullarda tutukluluk tedbiri için delil gerektiğini ancak bazı davalarda delile ihtiyaç olmadığını belirterek, şöyle diyor:
“Madem tarihe not düşüyoruz, madem buradayız; sözlük anlamıyla aktarıyorum: Bahane, bir şeyin gerçek sebebi gizlenerek, ileri sürdüren uydurma sebep anlamına gelir. Kapatılmamızın gerçek sebebi ne? Benim kapatılmamın da bu salonda bulunan herkesin de kapatılmasının gerçek sebebinin ne olduğunu milyonlar biliyor. Ortada bir delil olmadığı için de kapatılmamıza bahane aranıyor. Bu bahaneler demeti içinden, benim payıma da tak-çıkar bir alet gibi kullanılan Adem’in iftiraları düştü! Buna üzüldüm Yaptığım avukatlık faaliyetinin niteliği uyarınca daha kaliteli bir bahane beklerdim.”
Niye bu ifadeleri kullandığını Adem Soytekin’in bir anlatımındaki tarih tutarsızlığını aktararak açıyor. Adem Soytekin’in ifadesinde ‘Mehmet Pehlivan’la 7 Mart tarihinde buluştuk, benim yanımda telefonla konuştu, Ali Nuhoğlu’na tedbir geldi” dediğini, Savcı’nın tutanağa geçirdiğini, ancak gerçek tedbir kararının 25 Mart tarihli olduğunu söylüyor.
Pehlivan’ın Adem Soytekin ifadesinden aktardığı ikinci tutarsızlık; 10 yıldır çalıştığı avukatını kendisinin ayarladığı iddiasıyla ilgili. Avukat Mehmet Pehlivan, 10 yıl önce kendisinin üniversite öğrencisi olduğunu söyleyerek, “Makul düşünen herkes için, duyan kulaklar için bu söz duyar duymaz anlaşılabilirdi” diyor.”
200’lük banknot bibere yetmiyor-Uğur Ergan (halkyv.com.tr)
““Bugünlere manşetlerle çarpışa çarpışa geldik” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e manşetlerden yüklenen iktidar destekçisi Albayrak Grubu’na ait Yeni Şafak gazetesine nedense ses çıkarmadı.
Anlaşılan Saray’dan beklediği desteği bulamayan Şimşek de, bu gruba yanıtını bir diğer iktidar destekçisi Karaman ailesine ait Kanal 7 tarafından düzenlenen “Yükselen Türkiye Zirveleri”nde yaptığı konuşmayla verdi.
Şimşek konuşmasında, eleştirilen uygulamaları sayesinde Türkiye’yi ekonomik şoklardan koruduğunu savunarak, “Bu program olmasaydı enflasyon nereye giderdi?” diye sordu.
Yeni Şafak’ı savunacak halimiz yok ancak Şimşek’e yanıtı dün Türkiye’nin en yaygın süpermarket zincirinde gördüğüm kapya biberin 1 kilogram fiyatı üzerinden vereyim:
“Türkiye’de tedavülde olan en büyük para 200 liralık banknotla bir kilo kapya biber alamazsınız, çünkü kilosu 230 lira.”
Bir türlü önlenemeyen gıda enflasyonuna örnek olarak daha önce salatalığın, yani bildiğiniz hıyarın kilosunun 200 lira olması gösteriliyordu.
Anlayacağınız kapya biber hıyarı geçmiş durumda.
Kime sorsanız Türkiye’de halkın en büyük sıkıntısı her gün artan gıda enflasyonu, önlenemeyen kira artışları, işsizlik.
Ama unutmayalım ki, yukarıda saydıklarımız başta olmak üzere tüm olumsuz gelişmelerin anası, ADALETSİZLİK, HUKUKSUZLUK, KAYIRMACILIK.
Hukukun ve adaletin işlemediği bir ülkede ne toplumsal huzur olur, ne de ekonomik istikrar.
Şimşek ekonomide yapısal reformlardan bahsedip duruyor ama şimdiye kadar ekonomiyi düze çıkaracak somut nelerin yapıldığını bir türlü anlatamıyor.
Hukuk işlemediği sürece, kamuda devleti sürekli zarara sokan uygulamalar ortadan kaldırılmadıkça, bütçedeki kara delik asla küçülmez, daha da büyüyerek ülkeyi kendi içine daha da çeker.
İnternete kısa bir göz atın, Türkiye’de neredeyse her sektörden ya konkordato ya da iflas haberlerine rastlıyorsunuz.
Yapısal reformlar harfiyen uygulanmış olsa, hukuk ve adalet demokratik ülkelerde olduğu gibi işlese, Türkiye çoktan ekonomik krizden çıkmış olurdu.”
TCMB temkinli duruş vurgusu yaptı-Prof. Dr. İbrahim Ünalmış (Dünya)
“TCMB Nisan ayı PPK toplantısını gerçekleştirdi. Toplantı öncesinde beklentiler iki gruba ayrılmıştı. İlk grup politika faizinin %37’den %40’a yükseltilip haftalık fonlama kanalının tekrar kullanılmaya başlanmasını bekliyordu. Bu senaryonun mevcut fonlama faizinin (gecelik repo) zaten %40 seviyesinde olması nedeniyle piyasa faizlerine etkisi olmayacaktı.
Fakat üst bandın %43’e yükselmesi nedeniyle TCMB kendine 300 baz puanlık bir alan yaratacaktı. Yerel ve küresel belirsizliklerin yüksek olduğu bir ortamda bu seçenek makul kabul edilebilir. Diğer görüş mevcut durumda bir değişiklik yapılmamasıydı. PPK üyeleri ikinci seçeneği tercih ettiler.
Kurul, faizleri sabit bırakırken ekonomik aktivite ve enflasyon konusunda beklentilerini de paylaşmış oldu. Mart ayında enflasyonun ana eğiliminin gerilediğini vurgulayan Kurul Nisan ayında eğilimde artış beklentisini dile getirmiş.
Öncü göstergelerin ekonomik aktivitede yavaşalamaya işaret ettiği vurgulanırken, son dönem gelişmelerin enflasyon üzerindeki ikincil etkilerinin takip edileceği dile getirilmiş. Enflasyonun tek hanede seyrettiği 2004-2018 döneminde nisan ayı enflasyonu ortalaması %1,05. 2018-2025 dönemi ortalaması ise %2,86. Son iki yılda %3,18 ve %3 olarak gerçekleşmiş. Internet üzerinden toplanan fiyatlar ile hesaplanan WEBTÜFE* Nisan ayı için %3,35’lik bir artış öngörüyor.
Bu tahmin gerçeleşirse yıllık enflasyon %30,87’den %31,3’e yükselecek. Artan enerji fiyatları, yönetilen ve yönlendirilen fiyatlarda yapılan artışlar ve giyim ve ayakkabıda yeni sezona geçiliyor olması Nisan enflasyonunu yüksek tutacak. TCMB bu gelişmeleri öngörerek Nisan ayına dair yukarı yönlü riske değinmiş. Buna ek olarak ikincil etkilerin takip edileceğinden bahsedilmiş.”
Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
