İktidar uğruna-Sertaç Eş (Cumhuriyet)
“Türkiye’de son 30 yılda iktidar sahiplerinin “iktidar tutkuları” uğruna neler yaptığına bir bakın. Başarısız olmasına karşın iktidarda kalmayı zorlayanlar neler yapar? Cumhur iktidarının iki ortağı Erdoğan ve Bahçeli, iktidarlarını sürdürebilmenin yollarını arıyorlar.
Ekonomiden başlayalım. Artık iktidar partisini savunan gazeteciler bile durumdan umudunu kesti. Nüfusun yüzde 40’ı acılar içinde kıvranıyor. Milyonlarca “ev genci”, işsizlik nedeniyle evde oturuyor, iktidar bilinçsizce nüfus artışı sağlamaya çalışıyor. İşadamları zaman zaman ziyaret ettikleri bakanlara TL’nin değerinin en az yüzde 50 düşürülmesi gerektiğini söylüyor. Duyduğumuza göre tartışmalar artık sert boyutlara ulaşıyor. Yakınmalara verilen yanıtlar, “Siyaset yapmayın. Sizin ne durumda olduğunu biz de biliyoruz. Yıl sonuna kadar sabredin sonra her şey değişecek biliyorsunuz” şeklinde. Bu yanıtlara itiraz edenlere sopa gösteriliyor, “kırmızı liste” uyarısı açıktan yapılıyor.
İlk saptama: Ekonomi batık. Birkaç yıl önce iktidarda kalmak uğruna öyle faizlerle Hazine tahvil ihraç etmişti ki. Ocaktaki faiz ödemesi herkesi sarstı. Devalüasyon ne kadar ertelenir bilinmez ama eninde sonunda gerçekleşeceğine herkes inanıyor. Nüfus yapısı bozuluyor; Tunceli’den, Ağrı’dan, Elbistan’dan on binlerce 18-30 yaş arası yetişkin başta Kanada olmak üzere dışarı kaçıyor. Kimsenin umrunda değil. İktidar tarımda, gıdada oluşan sorunu nasıl çözemiyorsa, nüfus artışı için de anlamsız konuşmaların ötesine geçemiyor.
Dış politikaya geçelim. Güney Kıbrıs, 2004’te AB’ye tam üye oldu. Şu an dönem başkanı. Hatırlıyoruz, Rum Kesimi’nin tam üyeliği sırasında AKP hiçbir uyarıyı dinlemedi. Rumlar sırtını AB’ye dayar, Türklerin eşitliğini kabul etmez, AB kaynaklarını, adanın kaynaklarını kullanır. Biz artık karşımızda Rum Kesimi-Yunanistan’ı değil, AB’yi buluruz. Geldiğimiz noktada Kıbrıs Türk Cumhuriyeti inanılmaz bir dışlanma, yalnızlık yaşıyor. Rumların umrunda değil.”
Acele kamulaştırma ya da mülksüzleştirme politikası-Çiğdem Toker (T24)
“Bağdamları, Çakıralan, Çamköy, İkizköy, Karacaağaç, Karacahisar, Kayaderesi.
Bu 7 köyün adı, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla yayımlanmış acele kamulaştırma kararında geçiyor.
Karar ile Erdoğan, Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’ne acele kamulaştırma için yetki veriyor.
Başka bir anlatımla, Limak ile İçtaş Enerji’nin ortak şirketi YK Enerji, açık kömür madenciliği yapabilsin diye bu 7 köyde yaşayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları mülksüzleştiriliyor. (Kararda şirketin adı yazmıyor elbette ama kararın kimin için çıkarıldığı malûm.)
10 Ocak 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 10848 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı, tam 17 sayfadan oluşuyor.
Karar birinci sayfada anlatılıp bitiyor. Peki ekli 16 sayfada ne var?
16 sayfa boyunca, yazının girişinde andığım 7 köydeki parseller listeleniyor. Öyle uzun….
CHP Genel Başkanı Özgür Özel geçen haftaki Muğla mitinginde bu konuya geniş yer ayırdı. Cumhurbaşkanı’nın kendisine savaş ve olağanüstü durumlar için yasayla tanınan “acele kamulaştırma” yetkisini Akbelen Ormanı için kullandığını anlattı. Doğru. Ama aması var. Kalanını, o ince detayı ile anlatalım:
-Savaş ve yurt savunması gibi olağanüstü durumlar dışında, Kamulaştırma Kanunu’nda anılan bir durum daha söz konusu:
Şu ifadedeki sonsuz/sınırsız takdir yetkisini görüyor musunuz? Bakanlar Kurulu, size bana hiç de acele görünmeyen herhangi bir durumun acele olduğuna karar verebilecek ve acele kamulaştırma kararı alabilecek.
Şimdi gelelim bugüne.
Şaibeli 2017 referandumunda çıkan tartışmalı sonuca bağlı olarak, 2018 yılında yönetim sistemi değişti bildiğimiz gibi.
Bakanlar Kurulu bir erk olarak rahmetlik oldu. Bakanlar Kurulu’nun yetkili olduğu bütün alanlar Cumhurbaşkanı’nın yetki alanına taşındı. Dolayısıyla, o günden beri, sayısız yetkide olduğu gibi acele kamulaştırma konusunda da tek yetkili, Cumhurbaşkanı.
Dolayısıyla güncel durumda, Akbelen ormanlık alanında, Milas’a bağlı 7 köyde acele kamulaştırmanın gerekli olduğuna, tek başına Cumhurbaşkanı karar verebiliyor. Nitekim öyle yaptı. Dahasını söyleyelim, böyle olacağı geçen sene Limak ile İçtaş için çıkarılan o kanun görüşülürken belliydi.”
Devlet bütçesinin verdiği sinyaller-Prof. Dr. İbrahim Ünalmış (Dünya)
Kamu dengesi incelenirken baktığımız ilk gösterge gelir-gider farkı olur. Bütçe açığı ya da fazlası olarak adlandırdığımız bu dengeyi günümüzü anlamak adına tarihsel olarak incelemekte fayda var. Aşağıdaki grafik gelirlerinin bütçe harcamalarına oranını 2007 yılından günümüze gösteriyor. Görüldüğü gibi, 2008 küresel krizine iyi bir bütçe performansı ile girmişiz.
100 TL’lik harcamaya karşılık 95 TL civarında gelir sağlanmış. Tahmin edileceği gibi, aradaki 5 TL’lik fark borçlanılmış. Küresel kriz sırasında bütçe gelirlerinin azalması ve giderlerin artması sonucu bütçe dengesi bozulmuş. Krizin derinleştiği sıralarda 100 TL’lik harcamaya karşılık ancak 80 TL’lik gelir elde edilebilmiş. Dolayısıyla kamu yüksek bir bütçe açığı vererek, dolayısıyla daha fazla borçlanarak ekonomik aktiviteye destek olmuş.
Kriz sonrasında hızla toparlanan ekonomik aktivite sayesinde gelir-gider dengesi 2011-2017 yılları arasında oldukça dengeli bir performans sergilemiş. 2017 yılı sonrasında ise bütçe dengesinin giderek bozulduğunu gözlemliyoruz. Pandemi ile birlikte gelirlerin giderleri karşılama oranı %82 seviyelerine geriliyor. Pandemi sonrasında hızla toparlanan gelirler sayesinde bütçe performansının tekrar iyileştiğini görüyoruz. 2022 yılı ortalarında gelirlerin giderleri karşılama oranı tekrar %96 seviyesine çıkıyor.
Fakat sonrasında gerçekleşen deprem felaketi ile birlikte bütçe performansının tekrar bozulduğunu görüyoruz. 202 yılı boyunca gelirlerin giderleri karşılama oranı %80’in altına düşüyor. Bir başka deyişle, 100 TL’lik harcamaya karşılık sadece 80 TL gelir yaratabiliyor kamu kesimi. Dengenin bu şekilde bozulması kamu kesimi borçlanma gereğini bu dönemde artırıyor. Nitekim, 2023 yılında iç borç çevirme oranı %139, 2024 yılında %133, 2025 yılında yine %133 olarak gerçekleşti.
2025 yılının ilk çeyreğinden sonra denge tekrar toparlanmaya başlıyor. Görüldüğü üzere, 2026 yılı ocak ayı verilerine göre gelir-gider oranı %87’ye çıktı. Burada bir toparlanma olduğu açıkça görülüyor. Deprem bölgesine yapılan harcamaların azalmasının bütçe dengesinde iyileşmede ana faktör olduğu anlaşılıyor. Ekonomi yönetiminin yaptığı açıklamalara göre bütçe dengesinde iyileşme sürecek.”
Füzeler İran’a faturalar Türkiye’ye-Murat Muratoğlu (Nefes)
“Yine davullar çalıyor, yine barut kokusu genzimize kaçıyor. Oysa biz burada kendi halimizde “enflasyon düştü düşecek, faiz indi inecek” diye papatya falı açıp tatlı tatlı takılırken, ABD uçak gemilerini Basra’nın kapısına park etti.
Dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald R. Ford orada turistik geziye gitmedi. Vuracak belli ki!
ABD “Ellerini kaldır ve yat yere” diyor, İran içeriden “Yaklaşma yakarım” diye bağırıyor. Peki, biz ne yapıyoruz? Bu devasa kör dövüşünün ortasında hem enerji güvenliğini sağlamaya hem de üç kuruşluk ihracat pazarımızı korumaya çalışıyoruz.
Çok açık söyleyeyim, eğer o gerilim gerçekten sıcak çatışmaya dönerse, 2026 yılının kabustan farkı kalmaz bizim için…
Türkiye’nin en yumuşak karnı neresi? Tabii ki enerji! Var mı ötesi? Geçin o Gabar petrolü, Karadeniz gazı dolduruşlarını… Biz dışarıdan petrol ve gaz almadan kontağı bile çeviremiyoruz.
Sanayiden geçtim, evde çay demleyemezsin! Eğer ABD bu hamlesine devam eder, İran da kalkıp Hürmüz Boğazı’nı kapatırsa, dünyada petrol fiyatını kimse tutamaz. Al başına bela!
Ha vuruş sınırlı mı kaldı? Petrol şak diye 75 doları geçer. Cari açık tırmanır, cebindeki yangın büyür. Çatışma genişledi mi? Geçmiş olsun! Petrol 100 doları aşar, biz de arkasından el sallarız.
Turizm meselesi ise tam bir dram… Türkiye savaşın tarafı olmasa bile “bölge” algısı her şeyi bitirir. Bu iş matematik değil, düpedüz psikolojidir!
Turiste “Orta Doğu yanıyor” dediği an rezervasyonu iptal eder. “Ben tatile mi gidiyorum, haber bültenine mi?” der. Hikâyenin kaç gün sürdüğü, hikâyenin ne olduğundan daha önemlidir.
Lojistik tarafı zaten apayrı… Deniz ticaretinde gecikme, savaş riski sigortası, navlun artışı derken ithal girdi ateş pahası olur.
Kimya, plastik, gübre, taşımacılık… Hepsi yukarı! Reel sektör ne yapacak? Ya fiyata yansıtacak ya taklaya gelecek… Genelde ikisi birden olur.”
Kimse kusura bakmasın: Fenerbahçe sadece rakibe yenilmedi-Sedat Kaya (halktv.com.tr)
“Bu ağır yenilgi tabelaya yazmadı sadece.
Önce Tedesco’ya, sonra Fenerbahçe yönetimine yazdı.
Hatta kazındı.
Arkadaş, Sidiki Cherif kim?
Avrupa’yı hangi haritada gördü?
Nottingham Forest gibi Premier Lig’in sertliğini iliklerine kadar yaşamış bir takıma karşı sahaya sürülecek santrfor mu bu çocuk?
Futbol bazen cesaret ister, bazen akıl.
Bu gece ikisi de yoktu.
Üç gün önce Trabzon’da tıkır tıkır işleyen bir makine vardı.
Üç gol atan, diri, diri olduğu kadar diri oynayan bir takım.
Saat gibi işliyordu.
Tedesco bey, saatin dişlileriyle neden oynarsın?
Neden kendi ritmini bozarsın?
Diyeceksiniz ki:
“Tedesco ne yapsın? Elinde santrfor mu var?”
Doğru.
Ama işte mesele tam da burada.
Elinde yoksa, ya sezon başında, ya devre arasında koyacaksın.
Koymadıysan, bunun adı teknik tercih değil; yönetim beceriksizliğidir.
Türkiye’de rakibin Galatasaray’ın iki süper santforu var; Biri Osimhen, biri Icardi.
Biri koşuyor, biri kokluyor.
Biri yıkıyor, biri bitiriyor.
Sen de kim var?
Acemi bir çocuk..
Avrupa akşamına bir çocukla çıkıyorsun.
Bu romantizm değil, bu resmen ihmaldir.
Çünkü Avrupa, affetmez.
Avrupa, eksik kadroyu bağışlamaz.
Avrupa’da “idare eder” diye bir kavram yok.
Böyle gecelerde yenilgi sadece skor değil, yetersizliğin aynasıdır.
Fenerbahçe büyük kulüp.
Ama büyük kulüp olmak, büyük düşünmeyi gerektiriyor.
Aksi halde Avrupa’da söz sahibi olamazsın; ancak böyle kendi sahanda averaj takımı olursun.
Bu ağır yenilginin tek nedeni elbette Sidiki Cherif’in oynaması olamaz.
Futbol bir kişiyi suçlayarak temize çıkılacak bir oyun değil.
Sahandan çıkamıyorsan…
Orta sahada topu saklayamıyorsan…
Top sana geldiğinde panik, rakibe gittiğinde S.O.S veriyorsa…
Orada mesele isim değil, sistemdir.
Orta saha dediğin yer kalptir.
Kalp yavaş atarsa, ayaklar koşamaz.
Bu gece Fenerbahçe’nin kalbi ritim tutmadı.”
Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
