CHP’nin tek seçeneği!-Mustafa Balbay (Cumhuriyet)
“Dün yayımlanan yazımızı gazetelerin zaman akışı gereği önceki gün akşam saatlerinde kaleme almıştık. Yazıda, iktidarın CHP’yi aşağı çekme hamlelerinde her yönteme başvurduğunu ancak başaramadığını vurgulamış, şöyle demiştik:
“…İktidarın kafasında bugüne kadar yaptıklarının iki katı var!”
Daha bu yazı okura ulaşmadan adalet bakanı ve içişleri bakanı değişti. Türkiye iyi-kötü demokrasiyle yönetilirken her iki bakanlığa da seçimlere üç ay kala tarafsız kişiler atanırdı. Bunlara bir de ulaştırma bakanı eklenirdi. Bu üç bakanlığın seçimlerde olabildiğince iktidara ve muhalefete eşit mesafede olması hedeflenirdi.
Şimdi iktidar “seçim dönemi” bakanlarını atadı.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın siyasal bir makam haline getirildiği ancak bu kadar net anlatılabilirdi!
2017’de bugünkü sistem topluma anlatılırken şu tür cümleler kuruluyordu:
“Bakanlar milletvekili kökenli olmayacak. Yani siyasetten gelmeyecek. Böylece tarafsız bir şekilde görevini yapacak!”
Bu aşamadan sonra ne olacak?
Daha sert bir sürecin başlayacağı anlaşılıyor.
İktidarın topluma verebileceği bir şey kalmadı. Elde sadece korku salmak var! Bunun için de yeni hamlelerin geleceğini vurgulamak bile gereksiz.
Olağanüstü bir “teyakkuz” halinden söz ediliyor! Başta CHP olmak üzere muhalefet temsilcilerinin her şeyi didik didik. Bu bağlamda CHP’lilerin yaşadıkları her yerin, akla neresi geliyorsa, her yerin camdan olduğunu düşünerek hareket etmesi gerekiyor!
Adı Fatih Sultan Mehmet olan, adı 15 Temmuz Şehitler Köprüsü olan boğazdaki geçit kalelerinin satışının söz konusu olduğu bir ortamda, iktidarın tek seçeneği CHP’yi konuşturmak!
Emeklilerin tepkisinin dinmediği, “Yeni çalışma yapıyoruz” diyerek oyalanmaya çalışıldığı bir ortamda, iktidarin tek seçeneği CHP’yi konuşturmak!
Dünya gıda fiyatlarının son bir yılda yüzde 1 düştüğü ama Türkiye’de yüzde 32 arttığı bir ortamda, iktidarın tek seçeneği CHP’yi konuşturmak!”
Gürlek ve Çiftçi neden şimdi atandı?-Aytunç Erkin (Nefes)
““Akın Gürlek’in Adalet Bakanlığı’na ve Mustafa Çiftçi’nin İçişleri Bakanlığı’na atanmasına sadece ‘iki bakanlıkta da sıkıntı vardı ve bu yüzden değişim oldu’ diye bakmak eksik kalır. Önümüzdeki günlerde ‘Terörsüz Türkiye’ süreciyle ilgili geçiş süreci kanunu gündeme gelecek ve iki bakanlığa da bu konuda önemli görevli düşüyor. Bu nedenden dolayı da Gürlek ve Çiftçi atamaları önemli.”
Ankara koridorlarını yakından takip eden bir dostum iki atamanın ardından bu bilgiyi paylaştı benimle. İki atamanın da önümüzdeki günlerde geçiş süreci kanunun meclisten geçişiyle girilecek sürece yönelik görevlendirmeler olduğu dikkatten kaçmamalı!
Meclis’te komisyonunun çalışmalarının bitimiyle birlikte görüşülecek kanunun, terör örgütü üyelerinin toplumsal ve ekonomik hayata katılım, ceza ve infaz hukuku, sosyal hukuk alanlarını kapsayacağı konuşuluyor.
Peki Akın Gürlek ve Mustafa Çiftçi atamalarıyla ilgili ne bekleniyor?
Akın Gürlek’in Adalet Bakanlığı’na atanmasına ilk tepki CHP lideri Özgür Özel’den geldi: “Partiye operasyon yapmak için İstanbul’a Cumhuriyet Başsavcısı olarak görevlendirilen birisi, bugünün ilk saatlerinde Adalet Bakanlığına atanabilmiştir. İki siyasi görev arasında Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurumsal kimliğine de saldıracak.”
Bu noktada CHP kaynakları, Özel’in dokunulmazlık dosyalarıyla ilgili gelişmelere odaklanmış durumda. (Bir not: Siyasi parti liderleri arasında en fazla fezleke CHP Genel Başkanı Özgür Özel hakkında hazırlandı. Özel’in dokunulmazlığına ilişkin 37 dosya bulunuyor. Bunların 14’ü, 19 Mart 2025’te İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından iktidar ve kamu görevlilerine yönelik açıklamaları nedeniyle Meclis’e taşındı.)
Gürlek’e “muhalefetin” bakışı böyle ama Ankara’da koridorlarında yargı içinde yaşanacaklarının altı çiziliyor.
İstanbul Başsavcısı iken görev alanı sınırlı olan Akın Gürlek’in daha geniş yetkilere sahip olmasının ve yargı içinde “belirleyici” duruma gelmesinin altı çiziliyor. AKP içinde de bir grubun, Gürlek ve arkadaşlarının “sertliğinden” rahatsız olduğu iddia edilenler arasında. Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu atamasıyla “rahatsız grubun” da sessizliğe bürüneceği ve “dengenin” sağlanacağı ifade ediliyor. Bir de Gürlek’ten boşalan koltuk meselesi var. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na vekaleten atanan isim Başsavcı Vekili Can Tuncay oldu. Tuncay, Gürlek’in “A Takımı”nda ve kritik operasyonlara imza atan bir isim. Can Tuncay’ın etkili bir göreve getirilme ihtimali yüksek. Yine “A Takım” içinde olan İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcısı Fatih Dönmez ve Bakırköy Başsavcısı Barış Duman da yeni dönemde önemli rol alabilirler.”
Türkiye Başsavcılığı modeli: Artık ağırlık Adalet Bakanlığı’nda-Gökçer Tahincioğlu (T24)
“Geçmişte de eleştirilecek bin bir yönü bulunan ve ağır biçimde de eleştirilen yargı ve emniyet pratikleri Türkiye’nin siyasal rejiminde özel bir yere sahiptir.
Elbette bütün ülkelerde yargı ve güvenlik başlı başına bir öneme sahip ama Türkiye’de aynı zamanda neredeyse bütün iktidarlar tarafından araçsallaştırıldıkları için önemi bambaşkadır.
Cezasızlık pratikleri, uluslararası kararları uygulama direnci, 28 Şubat gibi kritik dönemlerde rejime sıkı sıkıya eklemlenmesi, işkence ve kötü muamele ile mücadeledeki negatif tavrı… Bütün bunlar eskiden bu yana eleştirildi, eleştiriliyor.
Ancak eleştirdiğimiz o eski düzende bile, en azından seçimlere gölge düşmemesi için Adalet, İçişleri ve Ulaştırma bakanları görevlerinden ayrılıyor, seçimden üç ay önce yerlerine bağımsız bakanlar atanıyordu. Zira bakanların seçimlere etki edebilmesi muhtemeldi.
Seçim kurulları, iletişim olanakları, serbest miting yapılabilmesine olanak sağlama, tamamı bu bakanlıklarla yakından ilgiliydi ve elbette bugün de öyle…
Önce OHAL dönemi ardından da başkanlık sistemiyle, Türkiye, özgürlük-güvenlik dengesi konusundaki tercihini net biçimde kullandı. Ankara’nın AB’yi tamamen mazide bırakması, AB’nin de artık Türkiye’de olan bitene bütünüyle kayıtsız kalması, göçmenleri Avrupa’ya göndermediği sürece ne olup bittiğiyle ilgilenmemesi, buna ek olarak yine aynı nedenlerle Türkiye’yi kızdırmak da istememesi, bu konseptin yavaş yavaş yerleşik bir biçim almasına yol açtı.
Gülen cemaatinin yargıda etkin olduğu dönemde, İstanbul Başsavcılığı’nın neredeyse Türkiye Başsavcılığı gibi davrandığını, başta firari savcı Zekeriya Öz olmak üzere, bazı savcıların ve mahkemelerin uygulamada özel yetkilerle donatıldığını, bu isimlerin ve mahkemelerin etrafında bir koruma zırhı oluşturulduğunu görmüş, yaşamıştık.
OHAL döneminden hemen önce ve sonra da buna benzer örnekleri gördük.
Ancak Akın Gürlek’in İstanbul Başsavcılığı’na atanmasıyla bambaşka bir dönem başladı. Başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere iktidar kanadındaki bazı isimlerin pasif bulduğu İstanbul Başsavcılığı, ardı ardına CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkındaki dosyaları açtı.
Öncesinde bu konunun çok tartışıldığı, iktidarın savcıların harekete geçmesini beklediği ancak bu adımların atılmadığı iddiaları da Ankara’da sürekli konuşuluyordu.
Gürlek ise zaten mahkeme başkanlığı, hakimlik sürecinde ortaya koyduğu “şahin” çizgisini, başsavcılığı döneminde de sürdürdü.
Türkiye gündemine damga vuran soruşturmaların neredeyse tamamını başlattı. Bugün hala İstanbul Başsavcılığı’nın hazırladığı iddianameler, gündemin en önemli başlığı…”
Bilal’in koltuğu kasımda hazır-Yaşar Aydın (BirGün)
“Ülke siyasetinde “esasa” dokunmadan her gün yeni bir gündem oluşturuluyor. Bakanlar değişiyor, muhalefet partisinden belediye başkanları istifa ediyor, belediye başkanları ile genel başkanın konuşmaları ortalıkta dolaşıyor, ittifaklar kuruluyor, veliahtlar tayin ediliyor. Aksiyon bitmiyor.
Suriye’de savaş çıktı çıkacak derken antlaşma imzalandı. Ülkede “Terörsüz Türkiye” ismi verilen süreç, hiçbir şey yaşanmamış gibi devam ediyor. DEM Parti İmralı Heyeti, dün Erdoğan’la bir görüşme gerçekleştirdi. Bu kadar kötü yönetilen, halkın öfkeden deliye döndüğü ülkede siyasetin gündeminin bu çerçeveye sıkışması gerçekten hayret verici. Hiç kuşkusuz bu, aynı zamanda bir iktidar başarısı.
Erdoğan’ın ortağı Bahçeli ile birlikte seçim takvimini başlattığını görebiliyoruz. Seçim öncesi yapması gerekenler aciliyet sırasına göre düzenlendi. Son günlerde netleştiği gibi Bilal Erdoğan da “yapılacaklar listesi” içine dahil oldu. Geçen süre içinde Bilal Erdoğan için düşünülen koltuk konusu artık açıklığa kavuştu. Bilal Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi AKP Genel Başkanı olması konusunda büyük oranda uzlaşmaya varıldı. Uzlaşma arayışının parti içinden çok iktidar ortağıyla yapıldığını söylemeye bile gerek yok.
AKP, Bilal Erdoğan kararıyla birkaç meseleyi çözmüş oldu:
Birincisi: Ailenin “Erdoğan sonrası”na dair dayatmasına pozitif yanıt verilmiş oldu.
İkincisi: Erdoğan sonrasına dair parti ve ittifak içinde başlayan kavgayı soğutmak ve ötelemek için zaman kazanılmış oldu.
Üçüncüsü: Rejimin işleyişinde “cumhurbaşkanının bazı yetkilerinden feragat etmesi” şeklinde formüle edilen değişikliği karşılamak için adım atılmış olacak.
AKP, Bilal Erdoğan’ın başkanlık takvimini erken seçim tercihine bağlı olarak belirleyecek. Parti içinden aldığımız duyumlar, “Kasım 2026” itibarıyla Erdoğan’ın genel başkanlığı bırakacağı yönünde.
Kulislere göre Bilal Erdoğan’ın parti başkanlığına ne AKP’den ne MHP’den yüksek sesle itiraz eden oldu. Ama endişe beyan edenlerin sayısı az değil. Parti içi dengeler, alışkanlıklar ve “saltanat” çağrıştırma ihtimali gibi nedenlerden dolayı seçim öncesi bunun “riskli olacağı” endişesini duyanlar da var. Bu endişelere rağmen Bilal Erdoğan tercihinin hayata geçmesine kesin gözüyle bakılıyor. Parti örgütü büyük oranda Bilal Erdoğan’a göre düzenlenmişti. Son rötuşun olağanüstü kongrede yapılması bekleniyor.”
Gözü kara tayinler-Ahmet Taşgetiren (Karar)
“İki kritik bakanlığa iki yeni isim.
Süleyman Soylu’dan, Ali Yerlikaya’dan sonra İçişleri Bakanlığına Mustafa Çiftçi geldi. Mülkiye kökenli ama onunla ilgili en çarpıcı not “Hafızlık yarışmasında Türkiye birincisi” olması. Galiba operasyonlarla dolu, Emniyet’teki yapılanmanın her zaman tartışmalı olduğu bir bakanlıkta bir süre “Hafız” bir bakanın ne yapabileceğini merak etmekle ilgilenecek Türkiye. Tabii ki İçişleri Bakanlığı’nın “Devlet tarafsızlığı” ekseninde icra edilmesi de ayrıca hayati önem taşıyor, bir sınav niteliği arz ediyor. Göreceğiz, diyelim.
Ali Yerlikaya ilgili bir not daha paylaşmak gerekirse, bir kısmı “şov merakı” ile ilintilense de epey bir yasadışı oluşuma operasyon yaptırdığı söylenebilir. Bu süreçte MHP camiasının ayağına bastığı da iddialar arasında. Görevden alınmada bunun etkisi var mı, konuşulacak.
Akın Gürlek… Adalet Bakan Yardımcılığından, yani siyasetin içinden, İstanbul Başsavcılığına geldi, getirildi, şimdi de Başsavcılıktan yine siyasetin içine, Adalet Bakanlığına döndü, döndürüldü. Tabii ki Cumhurbaşkanlığı kararı ile.
Yerlikaya ve Tunç’un bakanlıktan af talebi olmuş, af talepleri kabul edilmiş. Cumhurbaşkanlığı açıklaması böyle.
Akın Gürlek’in “İstanbul Operasyonu” Türkiye siyasi tarihine geçecek nitelik arz ediyor.
İstanbul Operasyonu, hiç şüphesiz yargı eliyle bir siyaset dizaynı niteliği taşıyor. Kendisine Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından “Git İstanbul’a, İmamoğlu’na, CHP’nin muhtemel Cumhurbaşkanı adayına operasyon yap, istikbalini karart, dolayısıyla benim Cumhurbaşkanlığı hedefimdeki ana engeli ortadan kaldır” yönünde bir talimat verilmiş midir, bunu bilemeyiz. Böyle bir iddiada da bulunamayız. Ancak siyasi vasatın bu istikamette geliştiğini okumak, elifba sökmekten daha zor değildir.”
Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
