Sen neymişsin be!-Barış Pehlivan (Cumhuriyet)
“Sahi, kim bu Mesut Özarslan” diye araştırırken milliyetçi camianın bilinen bir ismiyle konuştum. Duymuştum, hem Özarslan’ı hem de onun yakın çevresini tanıyordu.
Anlattı da anlattı; işte daha önce duymadıklarımdan bazı notlar…
– Trene en son binip en iyi koltuğu kapanlardandır. İYİ Parti’ye son anda adını “kurucu” diye yazdırıp beklenmemesine rağmen Ankara il başkanı oldu.
– Keşke bir hesapları incelense de iddia edildiği gibi “on milyonlarca doları var mıymış” görülse.
– MHP lideri Devlet Bahçeli’nin elini öpmeyi ve desteğini almayı çok istiyordu. “Bu arzusu gerçekleşti” diyenler var ama henüz böyle bir ziyaretin karesi ortaya çıkmadı.
– “Okul arkadaşım” diye Murat Kurum’u övüyor ya… Bir gün Murat Kurum tasfiye olur Mesut Özarslan da AKP’de bakan olursa, kimse şaşırmasın. Öyle bir siyasetçidir o.
– Kendi partisiyle flört etmesine rağmen Osman Gökçek’in bile “hırsız” diye şikâyet ettiği birinden bahsediyoruz. Bugün gelse beni bile kandırır, öyle biridir Mesut Özarslan.
Bahçeli’nin atıfı-Soner Yalçın (Nefes)
“Türkiye’de derinlikli siyasi tartışmaların giderek zayıfladığı süreçten geçiyoruz!
Bu bağlamda, Devlet Bahçeli’nin MHP’nin kuruluş yıldönümünde önceki gün yaptığı konuşmanın, söylemsel kodları, tarihsel göndermeleri ve siyasal anlam katmanları üzerinde hiç durulmadı.
Buna karşılık, siyasal alanın hızla yüzeysel polemiklere, kişiselleştirilmiş tartışmalara ve küfür eksenli gündemlere sıkışması, politik söylemin içerik yerine biçim üzerinden okunmasına yol açmakta ve böylece analitik değerlendirme ciddi biçimde daralmakta…
Bu yüzeyselleşmiş tartışma ortamı, siyasal aktörlerin bilinçli biçimde kurduğu, çoğu zaman gerçek gündemin görünmez kalmasına neden olmakta.
Nitekim Bahçeli’nin sembolik ve tarihsel referanslar içeren konuşmasında Nihâl Atsız’a yaptığı atıf, yalnızca bir ismi anma ya da nostaljik gönderme olamaz:
-“Merhum Hüseyin Nihâl Atsız bize şöyle seslenmiştir: Türk tarihi iki yanı kahramanlık, şan ve ahlâk heykelleriyle süslü uzun ve ulu bir yoldur; bu yolun her adımında Türk’ün göğsünü kabartacak, başını dikleştirecek ve üstünlüğünü belirtecek bir kahraman, Türklük için nöbet beklemektedir.”
Bu atıf; Türk milliyetçiliği düşüncesi içindeki tarihsel kırılmalara, ideolojik ayrışmalara ve bunların güncel siyasal konumlanışına işaret eden çok katmanlı söylem olarak değerlendirilmeli.”
İşte bunlar faşizmin ayak sesleri-Mehmet Y. Yılmaz (T24)
“Beşiktaş Kaymakamlığı, Zorlu PSM’de düzenlenmesi planlanan iki konseri yasakladı.
Bununla da kalmadı, gösteri merkezindeki tüm gösterileri iki gün süreyle yasakladı.
Sadece iki konseri verecek grupları değil, o merkezde performanslarını icra edecek tüm sanatçıları ve izleyicilerini de cezalandırdı.
Kaymakamlığın açıklamasına göre konserlerin yasaklanmasının nedeni konserlerin “Toplumsal değerlerimizle bağdaşmaması nedeniyle birçok toplum kesiminin gösterdiği tepki!”
Bu “birçok toplum kesimi” kimlermiş diye sormaya gerek yok, söylemiyorlar da zaten.
Bir konserin, tiyatro oyununun, kitabın ya da serginin “toplumsal değerlerle bağdaşmaması nedeniyle yasaklanması” yeni bir şey değil.
Neyin izlenip, neyin izlenemeyeceğine devlet otoritesinin karar verdiği rejimler, otoriter ya da düpedüz faşist diktatörlüklerdir.
Türkiye’ye de böyle bir rejim dayatılıyor.
“Toplumsal değerler” kavramı son derece muğlak ve kişinin siyasi ve ideolojik eğilimlerine göre sınırları ve tanımı değişebilecek bir kavram.
Otoriterlikten sıkılıp, biraz daha “totaliter” olmaya heves eden bizimki gibi rejimler için de son derece elverişli, kullanışlı bir kavram bu.
Buna dayanarak vatandaşların neyi düşünebileceğine, nasıl yaşamak zorunda olacağına karar verilebiliyor çünkü.
“Birçok toplum kesimi” gibi tanımlanması son derece muğlak bir grup insan da bu işin gerekçesi olabiliyor.
“Bir toplum kesimi” konseri kendi anlayışına uygun bulmuyorsa, sorunu çözmenin yolu yasaklamak değil, o “toplum kesiminin” gidip o konseri izlememesidir.
İnsanları silahla tehdit edip konserlere zorla götürmüyorlar ki.
“Bir grup insan” istemezse diye yola çıktığınızda oyunları, konserleri, sergileri vs. yasaklamak mümkün olabiliyor ve bu iş elbette orada da durmuyor.
Bunların saldırganlaşması bile LeMan idarehanesinin basılması olayında olduğu gibi hoş görülüyor hatta saldırganlıklarını polis koruması altında gerçekleştirebilmelerinin zemini yaratılıyor.
Bir grup insanın istemediği bir şeyi başka bir grup insanın isteyebileceği de umurlarında değil tabii.”
O telefon kumpas için mi kapıya bırakıldı?-İsmail Saymaz (halktv.com.tr)
“Ayhan Bora Kaplan (ABK) hem tanığı hem de gizli tanığı olan Serdar Sertçelik, Türkiye’den kaçtıktan 26 ay sonra, iltica ettiği Macaristan’dan 31 Ocak’ta döndü ve tutuklandı.
Sertçelik, sınır dışı edilmediğini, kendi isteğiyle geldiğini ifade ediyor.
Dönme sebebi belli değil.
Belki de ileride daha net anlayabileceğiz.
Sertçelik, geldiği gün hürriyeti kısıtlama, iftira ve gizliliği ihlal suçlamasıyla gözaltına alındı. Bu soruşturma, Sertçelik’in ait olduğu iddia edilen bir cep telefonunun 12 Eylül 2025’te dönemin Ankara Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdür Yardımcısı Şevket Demircan’ın avukatı Recep Öksüz’ün ofisinin kapısına bırakılmasıyla başladı. Telefonda ele geçirildiği iddia edilen WhatsApp yazışmalarında ABK’nın, avukatı Cengiz Haliç üzerinden soruşturmaya müdahale ettiği, polisleri yönlendirdiği, Sertçelik’e talimat verdiği ileri sürülüyor.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nda, iddialara ilişkin olarak 7 Şubat’ta ifade vereceğini anlatan Sertçelik, tutuklandı ve Sincan 1 No’lu F Tipi Cezaevi’ne kondu.
Sertçelik, 7 Şubat’ta Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında ifade verdi.
İfadesinde, Macaristan’da iki kez lehinde karar verildiği halde 26 Ocak’ta dilekçe vererek, Türkiye’ye döndüğünü söylüyor.
ABK soruşturmasında hakkında Eylül 2023’te yakalama kararı çıkarıldığında KKTC’de olduğunu anlatıyor.
Dönemin Ankara İl Emniyet Müdür Yardımcısı Murat Çelik’in bizzat arayıp “Dosyada seninle ilgili birşey yok. Birkaç soru soracağız” demesi üzerine ülkeye geldiğini kaydediyor. Ancak baskı ve işkenceye maruz kaldığını ve 19 sayfalık gizli tanık ifadesine parmağının bastırıldığını ileri sürüyor.
Sertçelik, M7 kod adıyla gizli tanık olarak bildiklerini anlattığı 19 sayfalık ifade tutanağı için “İmza atıp atmadığımı hatırlamıyorum. Parmak bastım” diye konuşuyor.
Ev hapsindeyken, kasten öldürme iddiasıyla operasyon yapılacağı tarihte Organize Suçlarla Mücadele Şubesi’nden Komiser Ufuk Gülteki’nin evine gelerek, “Yurt dışına git” diye telkinde bulunduğunu iddia ediyor.
Murat Çelik’in 27 Kasım 2023’te Facetime’den “Kaç” dediğini ileri sürerek, “Çelik’in azmettirmesiyle yurt dışına çıkma kararı almıştım. Buna dair polisler hakkımda etkin bir araştırma yapmışlardır” diyor.”
Milletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız-Mehmet Ocaktan (Karar)
“Köklü değişimlerin yaşandığı günümüz dünyasında, ne yazık ki Türkiye, zamanını ve enerjisini iç meseleleriyle uğraşarak heba ediyor.
Açıkçası şu anda yaşadıklarımıza bakarak hayıflanmamak mümkün değil. Bunca tecrübeye rağmen, ‘hukuk devleti’ anlayışını dikkate almadığımız, temel hak ve özgürlükleri askıya aldığımız için, toplumumuzun refah düzeyini yükseltemediğimiz gibi uluslararası piyasalarda rekabet edecek üretim kapasitesine de bir türlü ulaşamıyoruz.
Maalesef ‘bugün neden bu haldeyiz’ sorusuyla yüzleşmeye cesaretimiz yok. Lafı hiç dolandırmadan söyleyelim, yola çıkarken ‘millet iradesi’ni ve ahlaki ilkeleri temel norm olarak belirleyen AK Parti, bugün milletin vicdanıyla aynı hizada durmaktan vazgeçmiş bulunuyor.
Doğal olarak ilkeli siyasetin buharlaştığı bir ortamda, ahlaki çürüme ve yozlaşmanın giderek derinleşmesi kaçınılmaz hale geliyor.
Tıpkı 23 yıl önce AK Parti’nin haklı olarak yaptığı tespitte olduğu gibi: “Siyasette ilkeli yaklaşımların yerini günü birlik çıkar ilişkilerine bıraktığı bir donemde ‘ahlak’ en önemli değer olarak öne çıkmıştır. Devlet ve toplum hayatını tahrip eden rüşvet, yolsuzluk, usulsüzlük ve partizanlık gibi yozlaşmaların yaygınlaşması, siyasetin kurum olarak itibar kaybetmesine ve halkın siyaset kurumuna olan güveninin sarsılmasına sebep olmuştur.”
Evet AK Parti, millet vicdanıyla aynı hizada durmayı terk ettiği için, millet iradesine güvenerek değil, artık devlet gücünü arkasına alarak siyaset yapıyor.
Oysa bu AK Parti, millet iradesinin her şeyin üzerinde olduğunu söyleyerek ve geniş halk kitleleriyle gönül bağlarını güçlendirerek milletin teveccühüne mazhar olmuş bir partidir. Ama şimdi millet iradesiyle bağlarını kopardığı için, herkesi yargı marifetiyle hizaya sokan bir görüntü sergiliyor.”
Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
