Pazartesi, 2 Şub 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
GünlükManşet

Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
Son güncelleme: 2 Şubat 2026 07:51
Medya Günlüğü
Paylaş
Paylaş

‘İmamoğlu’nu kutlama davası’ böyle bitti-Barış Terkoğlu (Cumhuriyet)

“Tam 6 yıl sürdü.

Emniyet eski İstihbarat Dairesi Başkanı Sabri Uzun’un davasından söz ediyorum. Bilmeyenler için hatırlatayım. 45 yıllık polislik yaşamının 28 yılı istihbaratta geçti. Üç kez istihbarat daire başkanı olarak atandı. 1999 yılında Emniyet’teki Fethullahçılara karşı rapor hazırlanması talimatını veren isimdi. 14 Haziran 2001’de masasına FETÖ bağlantılı polis müdürü Recep Güven tarafından ilk kez Ergenekon kumpası şeması konduğunda reddetmişti. 2006 yılında aynı şema bir kez daha operasyon için geldiğinde yine kabul etmedi. Bir ay sonra tasfiye edildi. İçişleri Bakanlığı müfettişlerine 20 Eylül 2010 tarihinde verdiği ifadede, tasfiyesini şöyle anlattı: “Ben bu cemaatin (FETÖ) bir komutanla ilgili yaptığı yasadışı işi bizzat tespit edip ilgili bir makama, kişiye özel yazıyla bildirdim.” Kastettiği komutan Büyükanıt’tı.

Kısacası resmi olarak 1999’dan itibaren Uzun ile FETÖ karşı karşıya geldi. Nitekim Uzun, Ergenekon davası sürecinde de hedef alındı. Hakkında hazırlanan kumpas belgeleri dosyanın içerisine kondu. Süreç devam etse tutuklanacaktı.

Sonrasında da FETÖ mensupları tarafından hakkında tam 34 dava açıldı. 2015 yılı başında yayınlanan İN kitabı ile yapılanmayı deşifre etti. Örgütün hedefi olması nedeniyle hakkında koruma kararı vardı.

Ancak Uzun’un iktidarla da yıldızı barışık değildi. 17 Nisan 2019’da, İmamoğlu İBB seçimlerini kazandıktan sonra, şu mesajı paylaştı: “Sayın İmamoğlu, İBB başkanlığı görevin hayırlı olsun. İnşallah ‘Oğlum sıfırla’ demezsin. 750 milyon liralık saat takmazsın. 7 adet para kasan ve para sayma makinen olmaz. Allah şaşırtmasın. Terbiyeni hiç bozma. Annenizi ve eşinizi kutluyorum.”

Mesaj, İmamoğlu’na tavsiye niteliğindeydi. Belli ki bir gönderme de yapıyordu. “İma, kinaye, dolaylama suç değil ya” diyebilirsiniz. Ancak burası Türkiye! 34 kelimeden oluşan bu mesaj nedeniyle “terör örgütüne yardım etmek, terör örgütü propagandası yapmak ve cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla soruşturma başlatıldı. Uzun gözaltına alındı.

“Bir tweetle bunca suç olur mu” diye düşünülmüş olacak… Uzun’un karşısına eski bir ifade çıkarıldı. İfadenin sahibi eski bir Fethullahçı olan komiser Tamer Topsakal’dı. Örgütle ters düşmüş, 2004’te Emniyet’ten ihraç edilmişti. 25 Kasım 2014’te “müşteki” olarak ifade vermişti. Güya Uzun’un da adını söylemişti. O ifade 5 yıl rafta beklemiş, Uzun mesaj paylaşınca tutuklanmasına gerekçe yapılmıştı.

Sabri Uzun, sorgusunda şöyle konuştu: “Tamer Topsakal diye birini tanımıyorum. Böyle bir ifade varsa benim bu şahısla o tarihte yüzleştirilmem lazımdı.”

26 Nisan 2019’da tutuklandı. Tutuklayan hâkim, AKP’nin eski yöneticilerinden biri çıktı. Tarafsız olması gereken hâkimlik mesleğinde, partisinin genel başkanı aleyhinde konuşanlara cezayı kesiyordu!”

Altı Ok’u kim çizdi?-Aytunç Erkin (Nefes)

“Merhaba Aytunç Bey. Ben Yağız Üresin’in (Prof.) eşi Dr. Yeşin Üresin. En son size Altı Ok çizeri dedem Mahmut Akok’un kitabını getirmiştim. Bugün çok güzel bir gelişme oldu. CHP’den Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut aradı ve başvurumuz üzerine isim yanlışlığını fark ettiklerini, düzelttiklerini söyledi.”

19 Ocak’ta Dr. Yeşin Üresin’le bu yazışmamın ardından CHP’nin internet sitesine girdim. “Altı Oklu Bayrak” başlıklı bölümde şu ifadeler yer alıyordu: “CHP’nin altı oklu bayrağı 1933 yılında kullanılmaya başlanmıştır. Bayrağın nasıl kullanılacağı ve şekli CHF Bayrak Talimatı’nda açıklanmıştır. Altı oklu bayrağın tasarımı Mahmut Akok tarafından yapılmıştır. Cumhuriyetin 10. yılı kutlamalarından önce altı oklu bayraklar parti örgütlerine gönderilmiştir.”

Evet… Nereden çıktı bu “Altı Ok” diyebilirsiniz?

Altı Ok unutulmamalı.

Altı Ok, kuruluş ve kurtuluştur.

1927 yılında “Cumhuriyetçilik”, “Halkçılık”, “Milliyetçilik” ve “Laiklik” CHP’nin dört temel ilkesi olarak benimsendi. 1935 yılında “Devletçilik” ve “Devrimcilik” ilkeleri de eklenerek partinin ilkeleri altıya çıkarıldı. Partinin amblemi olan 6 ok bu ilkeleri simgelemekte. Uzun zamandır bir tartışma vardı. Altı Ok’u kim çizdi? Köy Enstitüleri’nin mimarı İsmail Hakkı Tonguç mu yoksa arkeolog Mahmut Akok mu?

Mahmut Akok’un 1977 yılında kaleme aldığı el yazılarını kitaplaştıran (Altı Oku Çizerken/Cumhuriyet Kitapları)” torunu Dr. Yeşin Üresin’in önsözüyle başlayalım:

“Bu kitapta dedem, CHP’nin simgesi haline gelmiş Altı Ok ambleminin tasarlanmasındaki rolünden de söz ediyor. Bu amblemin kimin tarafından çizildiği konusunda tarihsel tartışmalar var: Bazı kaynaklarda İsmail Hakkı Tonguç adı geçse de dedem, kendi el yazılı anılarında bu görevin kendisine verildiğini, Recep Peker’in talebiyle müzelerde ok biçimlerini incelediğini ve nihayet 16. yüzyıl tipi oklara dayanan, sembolik ve güçlü bir tasarımı oluşturduğunu anlatıyor.

“Bu konuda Işık Kansu’ya özel bir minnet borçluyum: Kendisiyle görüşmemiz, bu anıların gün yüzüne çıkmasına ve yayımlanmasına vesile oldu. Işık Kansu hem Cumhuriyet gazetesi yazarı olarak hem de bu konunun tarihini kamuoyuna taşıyan bir kalem olarak büyük bir adım attı. Onun emekleri olmasaydı, dedemin çizgilerinden ve sözlerinden doğan bu hikâye belki de kitaplaşmayacaktı. Işık Kansu aynı zamanda İsmail Hakkı Tonguç’un akrabası ve Tonguç Belgeliği Vakfı Başkanıdır. Örnek bir gazeteci olarak gerçeğin peşinde koşması ve dedemin amblem çizeri olduğunu belgelemek için çaba göstermesi ailemiz için çok anlamlıdır.

“Yakın tarihlere kadar CHP kaynaklarında da dedemin adı geçmekteydi ve CHP Tarihi Müzesinde adı ve fotoğrafı amblem çizeri olarak yer almaktaydı. Daha sonra partinin web sitesinde amblem çizeri olarak Tonguç’un adına yer verildiğini gördük. Bu kitabın CHP açısından da bu karışıklığın düzeltilmesi için bir vesile olmasını dilerim.”

Neyse ki 19 Ocak’ta CHP, resmi internet sitesinde bu durumu düzeltti ve Mahmut Akok’un adı tarihteki yerini aldı.”

Güvenlik kaynakları ne çok haber yazıyor!-Faruk Bildirici (T24)

“Tartışma, gazeteci Ferid Demirel’in, Nevzat Çiçek ve Yıldıray Oğur’un yazılarının görselini yan yana koyarak sormasıyla başladı:

“Aynı gün aynı anda Nevzat Çiçek ile Yıldıray Oğur’un aklına ‘Ankara’daki güvenlik kaynaklarına’ Suriye ve ‘süreci’ sormak gelir.”

Yıldıray Oğur da “Aynı off the record bilgilendirme toplantısına katıldığımız için olabilir mi? Sorularımızı sorduk, aldığımız cevapları da off the record toplantılarda kaynak gösterme usulüne göre kaynak göstererek yazdık” yanıtını verdi.

Tartışma sonra dallanıp budaklandı, ama ben hemen kavramsal karmaşayı gidereyim. Yıldıray Oğur, “Off the record” demiş, ama bu “kayıt dışı” anlamına gelir; hiç yazılamaz. “Deep background” (derin arka plan bilgisi) olsaydı da kaynağa atıfta bulunulmaması gerekirdi.

Oğur, yazısında “Ankara’daki güvenlik kaynaklarına” diye atıfta bulunduğuna göre bir grup gazeteciye “background” (arka plan bilgisi) brifing verilmiş. Bu, gazetecinin “yayımlanma koşullarını haber kaynağıyla müzakere ederek üzerinde anlaştığı” bir yöntemdir.  Tekli değil, böyle toplu bilgilendirmeler olduğunda gazetecilerin kaynağın açıklanması için ısrarlı olmaları, dayatmaya karşı çıkmaları doğru olur.

Maalesef Türkiye gazetecilik pratiğinde buna pek rastlanmıyor. Nitekim, Oğur’un yazısında “bilgilendirme toplantısı” olduğu bile belirtilmemişti. Halbuki toplantının niteliği ve katılanlarla ilgili bilgi olması haberin inandırıcılığını artırır; şeffaflığı sağlar.

Ayrıca kaynağı gizli haberlerde olgusal bilgi aktarılabilir; ama kanaat, düşünce, görüş yansıtılmamalıdır. Zira bilgi başka kaynaklardan teyit edilebilir, edilmelidir de. Ancak kaynağını açıklamadan düşünce aktarılınca gazeteci o sözlerin sorumluluğunu üzerine almış olur.

Oğur’un yazısında da gizli kaynağın görüşünün yansıtıldığı bölümler var. Örneğin, “Güvenlik kaynaklarına göre önce yasa çıkarılmalı” cümlesi, iktidar çevrelerinin bugüne değin ifade ettiğinden farklı bir yaklaşım. Bu sözlerin sahibini bilmeden bağlamını kavrayabilmek mümkün değil. Çünkü “güvenlik kaynakları”, MİT de olabilir, Genelkurmay ya da Emniyet de…

Bir de yazıda, “Ankara, Rojava’da katliam, soykırım ve açlık gibi iddiaların büyük mevzi ve toprak kaybeden örgütün bu yenilgiyi örtmek için ürettiği propagandalar olduğunu düşünüyor” cümlesi var.

Hadi “Ankara”nın kim olduğunu geçelim, ama “Rojava’da katliam, soykırım ve açlık olduğu gibi iddiaları” doğrulamak mümkün olamıyorsa da tek yanlı düşünce aktarmak yerine karşı tarafın görüşünü de birlikte vermek daha adil bir yaklaşım olurdu.

Nevzat Çiçek’in de “Güvenlik kaynakları ne diyor: 25 maddede Suriye’de yaşananlar-görüşmeler-beklentiler” yazısında da “güvenlik kaynakları”nın temennilerini içeren bölümler var. Örneğin, Çiçek, “Öcalan’ın ‘Umut Hakkı’ meselesinde bunun Öcalan tarafından da şu an dile getirilmediği, ama şartlarının iyileştirildiği belirtiliyor” yazmış.

Oysa bu yazıdan bir gün önce İmralı’daki görüşmenin tutanakları açıklandı; orada Öcalan’ın milletvekillerine “Bahçeli’nin boşuna umut hakkı ibaresini kullanmadığını, bu olmadan kendisinin çalışamayacağını” söylediği görülüyor. Açıkça istemiş, dile getirmiş umut hakkını. Bu durumda “güvenlik kaynakları”nın yanıltıcı bilgi verdiği çok açık değil mi? Üstelik yanlışın bütün yükü de gazetecinin omuzlarına bırakılmış durumda.

Kuşkusuz “güvenlik kaynakları”nın bilgilendirmeleri Oğur ve Çiçek’in katıldığı brifing ile sınırlı değil. Suriye’deki gelişmelerin tırmanmasıyla birlikte daha da arttı bu tür haberler…Kendi adlarına açıkça söyleyemediklerini, gazetecilere yazdırıyor, söyletiyorlar.”

Dolar/TL ne olmalı?-İbrahim Kahveci (Karar)

“Türkiye siyasi kaderini Trump liderliğindeki ABD ile eşgüdüm haline getirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan Gazze konusunda bile ABD ile birlikte hareket edileceğini açıkladı.

Siyasi bağını ABD ile eşleştiren ülkemiz ekonomik bağını ise AB ile sürdürüyor. İki ayrı güzergahta yol alırken çıkarlarımız ne olacak?

Bir örnek: Bir dönem demokrasiden uzaklaşırken Avrupa’dan da uzaklaştık ve yönümüzü Rusya ve Çin’e çevirdik. Hatırlayın o şaşalı Şanghay 5’lisi güzellemelerini. Oysa ekonomik olarak dış açığımızın neredeyse tamamını Rusya ve Çin’e veren bir ülkeydik.

O dönemdeki Rusya ve Çin aşkı bize çok pahalıya maloldu. Resmen kaybet kaybet dönemi yaşadık ve hala o kaybettiklerimizin telafisi için uğraşıyoruz.

Şimdi ne olacak?

Trump Avrupa konusunda büyük yanılgılar içerisinde. Avrupa’yı dışlayıcı ne varsa yaptı ve yapıyor. (Gerçi adam 2 dakika içinde az önce söylediğinden de dönebiliyor)

Avrupa ise kendisine yeni yön arayışı içerisinde. Önce Güney Amerika ve ardından Hindistan ile önemli ekonomik işbirliklerine gitti. Şimdi de Çin ile benzer adımlar atılıyor.

Ve o masalarda Türkiye yok.

Gümrük Birliği nedeniyle o ülkelerin ürünlerinin gümrüksüz girmesine izin vermek zorundayız. Ama bizim ürünlerin gümrüksüz gitmesi o ülkeler ile bizim masaya oturarak çözeceğimiz mesele.

Bunları bir önceki yazımda da kısaca ele almıştım. Şimdi ana konuya gelelim.

Avrupa yeni adımlar atıyor ve bizler ucuz işçiliğe dayalı ülke ürünlerinin istilası ile karşı karşıyayız. Ne yapacağız?

Burada kur sorununa değineceğim.

Nerede ise tüm iktisatçılar TL’nin değerinin bu şekilde yüksek tutulmasının imkansız olduğunu dile getiriyor.

Bunu şöyle anlatmaya çalışayım: Türk-İş Cuma günü “Açlık-Yoksulluk” seviyelerini açıkladı. Ocak ayında açlık sınırı 31.224 lira. Ocak ayında ortalama dolar kuru olan 43,20’ye bölündüğünde açlık sınırı 722,7 $ etmektedir.

Oysa daha Kasım 2021’de açlık sınırı 298,3 $ seviyesindeydi. 2000-2025 yani son 26 yılın açlık sınırı ortalaması 387 $ etmektedir. Eğer bugün açlık sınırı 387 $ etmesi gerekiyorsa dolar/TL’nin ocak ayı ortalamasının 80,0 lira olması gerekiyordu. (31.224/387=80,67)

Grafikte 2016 sonrası açlık sınırı dengesini yine yüksek tutarak 450 $ olarak belirledik. Basit ortalama 427 $ ama biz yine de 450 $ orta seviye aldık. Buna göre bugün açlık sınırı 450 dolar etmesi için dolar/TL’nin 70,0 lira olması gerekiyor demektir.

Kısaca Türk-İş’in açlık sınırının dolar bazında seyri bugün 722,7 zirvesi ile aşırı değerli bir TL ile karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor.

Bir de İTO’ya bakalım. İTO fiyatları dolar bazında henüz 2010 zirvesinin aşılmadığını gösteriyor. Ama hızla oraya yaklaşıyoruz.

2000 yılından bugüne İTO fiyatlarının dolar bazında seyrine baktığımızda da karşımıza 4.350 ortalama endeks değeri çıkıyor. Buna göre ise dolar/TL’nin ocak ayı ortalama değerinin 59,0 lira olması gerekiyordu.”

Fed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi?-Sevda Demiralp (Dünya)

“Başkan Trump geçtiğimiz cuma günü Fed’in yeni başkan ada­yının eski guvernörlerden Kevin Warsh olacağını açıkladı. Son bir yılda yaşananlara bakınca, bunun teknik bir atamadan çok bir siyasi tiyatroya dönüştüğünü görmek zor değil. Fed ile ilgili sert açıklamalar ve mevcut Fed Başkanı Powell’a yöneltilen kişisel eleştiriler sonra­sında son dakikada gelen temkinli tercih, Başkan Trump’ın Fed’i ve finansal istikrarı riske atamadığı­nı gösteriyor.

Warsh’ın adaylığını, piyasala­rın “TACO trade” diye adlandırdı­ğı, yani Trump Always Chickens Out refleksine bir diğer örnek ola­rak gösterebiliriz. Diğer adayla­ra bakıldığında Warsh’ın en uy­gun adaylardan biri olduğu net. Trump’ın açıkça adını andığı, “iki Kevin’den diğeri” olan Kevin Has­sett, güçlü bir akademik geçmişe sahip olsa da son yıllarda Beyaz Sa­ray’daki rolü nedeniyle net biçim­de partizan bir çizgide duruyordu. Vergi indirimlerinden tarifelere, hatta resmi istatistik kurumları­na yönelik tartışmalı çıkışlara ka­dar Trump ajandasını savunan bu profil, merkez bankacılığının gerektirdiği mesafeyle örtüşmü­yordu. Diğer adaylar ise ya Fed’in karar alma mekanizmalarına ve kurumsal hafızasına yeterince hâ­kim olmayan ya da piyasalar nez­dinde güçlü bir güven oluşturacak geçmişe sahip olmayan isimlerdi. Fed başkanlığı gibi kriz yönetimi­ni, iletişimi ve beklenti yönetimi­ni aynı anda yürütmeyi gerektiren, küresel finansal piyasaları doğru­dan etkileyen bir görev için bu cid­di bir riskti.

Burada altı çizilmesi gereken temel nokta şu: Merkez bankacı­lığında partizan olmamak bir er­dem değil, bir zorunluluktur. Pa­ra politikası ancak siyasi baskı­lardan arındırılmış bir çerçevede yürütüldüğünde beklentileri yö­netebilir. Bir merkez bankasının siyasi ajandaya göre hareket etti­ği algısının güçlendiği bir ortam­da, faiz silahı ne kadar sert kulla­nılırsa kullanılsın kalıcı sonuç al­mak zorlaşır.

Trump’ın Warsh tercihini bu çerçevede okumak mümkün. Ka­muoyuna dönük popülist söylem­ler sahnede kalırken, perde arka­sında finansal istikrarın ekonomik istikrar için ön koşul olduğunun farkında olan daha pragmatik bir refleks devreye girmiş görünüyor.

Warsh’ın eski bir guvernör ola­rak Fed’in kurumsal tecrübesine hâkim olması, çok iyi bir eğitim almış olması ve iş dünyası ile güç­lü bağlantıları onu Fed başkanlığı için uygun bir aday yapıyor, şüp­hesiz. Ancak ona bu kapının açıl­masında, son dönemde Fed’i sert­çe eleştiren açıklamaları ve düşük faiz politikasını savunan demeçle­rinin rolünü de yabana atmamak lazım.

Öte yandan, her ne kadar faizle­rin düşmesi gerektiği söylemi Baş­kan Trump’ın kulağına muhteme­len çok hoş geliyor olsa da Wars­h’ın düşük faiz takıntısı olan bir Fed başkanlığı sözü vermediği de oldukça net. Zira Warsh, faiz in­dirimi ile ilgili düşüncelerini bi­lanço daralmasını önceliklendiren bir planın parçası olarak sunuyor. Bir yandan politika faizinin düşü­rülmesini savunurken, diğer yan­dan küresel finansal krizden bu ya­na karşı çıktığı bilanço genişleme­sinin geri çevrilmesi gerektiğini vurguluyor. Yani faiz indiriminin yaratacağı gevşemenin, bilanço daralması yoluyla dengelenmesi­ni öneriyor.

Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

EtiketlendiMedya
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Önceki Makale Mehmet Şüküroğlu çiziyor
Sonraki Makale Bu bizim hikayemizdir ey insan!

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

EditörGünlük

Epstein belgelerinde kimler var?

Medya Günlüğü
2 Şubat 2026
Köşe YazılarıManşet

Gazze’de “yeniden inşa” ve sömürgeci mantık

Metin Duyar
2 Şubat 2026
ManşetSerbest Kürsü

Nüfusun gerilemesi kaygı verici

Gürsel Demirok
2 Şubat 2026
ManşetSerbest Kürsü

Bu bizim hikayemizdir ey insan!

Tijen Zeybek
2 Şubat 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?