“Medya, müzik, moda dünyasından göz önünde olan kişilere yönelik operasyonlar, verilen ifadeler, iddialar ekonomik sıkıntı içindeki insanlara adeta bir uyuşturucu gibi haberler aracılığıyla şırınga ediliyor. Uyuşturucu, fuhuş iddialarının muhafazakâr isimlerle anılması üzerine AKP’den ilginç yansımalar oldu. Örneğin, “Masaya, kasaya, nisaya yenildik” deniyor.
Burada masa ile makam kastediliyor. İslamcı kadroların geldikleri makamın çekiciliğine kapıldıkları ve manevi değerlerinden uzaklaştıkları yoğun olarak muhafazakâr kesimde eleştiri konusu.
Kasa ise maddiyat, para anlamında kullanılıyor. Artık iktidarın ayrıcalıklı bir kitle yarattığını herkes biliyor. Dünya batsa umrunda olmayacak, iş, para sorunu olmayan bir kitle sokaklara taşmış durumda.
Nisa ise kadın anlamında kullanılıyor. AKP’ye yönelik çokça gündeme getirilen, “Zinayı suç olmaktan çıkardı” suçlamalarının yanı sıra kadroların makam ve paraya doymalarıyla aile yaşamlarından uzaklaştıkları, yasak ilişkiler yaşadıkları yönünde eleştiriler sohbetlerin konusu.
Son operasyonlar özellikle muhafazakâr kesimde bu konudaki bozulmaya ışık tutmuş gibi…
Ama durun durun… Bu konu sadece bu boyutuyla geçiştirilecek bir şey değil. İddialar, gözaltılar tam geri plana düşmüştü ki yenileri yapıldı ve şapkadan bir tavşan daha çıkarıldı. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun adı bu sefer de pahalı partiler, uçak gezileri, sevgili gibi iddialarla bir araya getirildi. Haberleri duyunca insan gülümsemeden edemiyor. Demek ki casusluk iddiası da boşa çıktı. Bu sefer magazin, özel yaşam. Peki sırada ne var? Vallahi bizim hayal gücümüz tükendi. Tahmini olan beri gelsin.”
Yabancı güçler masalı ve halkın gerçek acısı-Memduh Bayraktaroğlu (Nefes)
“İran’ın ruhanî lideri Hamaney’in 9 Ocak konuşması, aslında sadece İran’a özgü bir tabloyu değil, geniş bir coğrafyanın ortak zihniyetini gösteriyordu…
Sokakta yoksul ve ezilmiş halkın protestoları devam ediyor…
Gelecek karanlık ama, mollalara göre sorumlu rejim değil: dış güçlerdir…
Tabii ki en çok da (Bizde de oluğu gibi) ABD ve Trump’tır…
Bu söylem tanıdıktır…
Sadece İran’da değil…
Birçok İslâm ülkesinde (Türkiye de onlardan biri) ve az gelişmiş ülkede, iktidarlar aynı dili konuşur:
Ekonomi çökerse dış güçlerin işidir… Sokak hareketlenirse ajanlar yapmıştır… İtirazlar yükselirse provokatörler suçludur…
Ve… Bunlar bir tesadüf değildir zira bu bir, yönetim tekniğidir…
Çünkü başarısızlığı kabul etmek zordur…
Hesap vermek zordur…
Yanlış yaptığını söylemek medenî cesaret ister…
Oysa “dış düşman” demek kolaydır… Hem halkı korkutur… Hem iktidarı sorgulanmaz yapar…
Hem de muhalifi hain ilân etmeye yarar…
Bu söylemin üç temel işlevi vardır:
Birincisi, halkın öfkesini yanlış adrese yönlendirir…
İkincisi, eleştiriyi kriminalize eder…
Üçüncüsü, iktidarı hesap vermekten kurtarır…
Oysa tarih şunu gösteriyor:
Bir ülkeyi yabancılar ancak içeriden zayıflamışsa etkileyebilir…”
Yağcılığın Erdoğan’a verdiği zarar-Mehmet Y. Yılmaz (T24)
“Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’nin 100 yıldır beklediği lider olduğunu söylemiş.
Söyleyeli bir hafta kadar oluyor, benim dikkatimden kaçmış; Ertuğrul Özkök’ün yazısında fark ettim.
Fidan şöyle diyor:
“Erdoğan diye bir lider çıkmış, bu topraklardan, 100 yıldır beklediğimiz ve masaya yumruğunu vurmuş ve demiş ki, ‘kardeşim, artık haddinizi bilin, yeter. Gerçekten adalete, hikmete, insan haklarına, insan onuruna dayalı bir sistem olacaksa olsun, onun dışında artık bu topraklarda, bu coğrafyalarda bu kadar eşkiyavari, insanların gözünü boyayarak politika ilerletme, gündem ilerletme dönemi bitmiştir kardeşim, benimle beraber bu dönem bitmiştir.”
Yağcılığın bu kadarı biraz fazla ama yine de insanın tebessüm etmesine katkıda bulunduğu için Hakan Fidan’ı kutluyorum.
Öbür yağcılardan daha başarılı bulduğumu da belirteyim ama bu gelecekte Erdoğan tarafından “halef” ilan edilmesine yeter mi, zannetmiyorum.
İşe yaraması zor çünkü maddi verilerle desteklenebilecek bir yağlama yıkama konuşması değil.
Erdoğan elini masaya niye vurmuş, karşısında kim varmış da onlara “haddinizi bilin yeter artık” demiş meçhul.
Ayrıca böyle konuştuğunu iddia ettiği insanın tek başına yönettiği bir ülkede insan hakları, adalet filan yerlerde sürünüyor.
Yani diyeceğim o ki biraz ham bir yağcılık olmuş. Beslenme bilimi jargonuyla söyleyecek olursam “doymamış yağ oranı çok yüksek!”
Ayrıca bu ülkenin tarihi liderlerine ayıp kaçmıyor mu?
Erdoğan “ülkenin tarihi liderlerini bir kalemde silen adam bana yarın neler yapmaz” diye aklından geçirmez mi sanıyor, anlamadım.
Erdoğan’ın temel sorunu bu aslında: Etrafının bir yağcılar ve evet efendimciler ordusuyla çevrilmiş olması.
Onun için ayakları bir türlü yere basmıyor, hata üzerine hata yapıyor ve hata yaptığının bile farkına varmıyor.
Ekrem İmamoğlu seçimde karşısına çıkmasın diye bütün hukuk düzenimizi altüst etti mesela.
Çevresinden birisi de çıkıp “efendim yanlış yapıyoruz, seçimi kazanmanın yolu bu değil” diyemedi.
Bu kadar savcı, şu kadar hâkim seferber olmuş, onu tutukla, bunu hapse tık, şunu itirafçı yap diye çabalıyor ama kimseyi ikna edemiyorlar.
Vatandaşın ezici çoğunluğu bu işin neden yapıldığını biliyor.
Bunun seçimde bir sonucu olmayacağını mı düşünüyorlar, çok merak ediyorum.
Erdoğan kendisini iktisatçı, damadını da maliyeci zannedip, ekonomik dengeleri altüst ederken hiçbiri çıkıp “aman efendim, böyle giderse batacağız” diyemedi.”
Emekli Ramazan Bayramı’nda ne kadar ikramiye alacak?-Mehmet Akif Cenkci (halktv.com.tr)
“Ocak zammı daha cebimize girmeden, ülkenin gündemi yine “bayram ikramiyesi” oldu.
Emekli artık ne bayramı bayram gibi yaşıyor, ne de günü gün gibi çıkarabiliyor. Emekli için takvim ilerlemiyor; emekli için zaman, market kasasında duruyor. Etiketin önünde, eczanenin rafında, faturanın son ödeme tarihinde duruyor.
Ve asıl acı olan şu:
Biz daha emeklinin enflasyonla ezilen emekli aylığını, yetersiz kalan zammını konuşmayı bitirmeden, bir anda gündem değiştiriliyor. Daha ocak ayının yarısında, sanki emeklinin sorunu çözülmüş gibi, “martta ikramiye 4 bin mi olacak 5 bin mi olacak” tartışması başlatılıyor.
Bu bir ihtiyaç tartışması değil.
Bu bir gündem değiştirme yöntemidir.
Emeklinin asıl meselesi ikramiye değil.
Emeklinin asıl meselesi emekli aylığıdır.
Emekli aylığı dediğiniz şey, bir insanın hayatını kurduğu zemindir. Kirasını, mutfağını, ilacını, ulaşımını, torununa harçlığını onunla hesaplar. Ama bugün emekli aylığı, ayın ortasında tükenen bir rakama dönüştü. Emekli, zam açıklamalarını “nefes olur” diye bekliyor; fakat daha zam masaya yatırılmadan, daha hayat pahalılığıyla gerçek bir yüzleşme olmadan, emeklinin önüne yeni bir “müjde” konuyor: İkramiye…
Şunu açıkça söyleyelim:
Bayram ikramiyesi elbette olmalı. Bu yanlış değil. Ama ikramiye, emekliyi yaşatacak bir düzenin yerine geçemez. İkramiye, emekli aylığındaki erimeyi kapatacak bir pansuman gibi sunuluyor. Oysa emeklinin yarası pansumanla değil, adaletle kapanır.
4 bin lira… 5 bin lira…
Bu rakamlar bugün kaç gün ediyor?
İki market poşeti.
Bir iki faturayı kapatıp diğerini açık bırakma ihtimali.
Bir eczane alışverişi.
Bir ayın yükü değil, birkaç günün tesellisi…
Emekli bayramda zengin olmak istemiyor.
Emekli bayramda mahcup olmamak istiyor.”
“Fevkaladenin fevkinde…” bir siyasi süreç-Ahmet Taşgetiren (Karar)
“İBB Başkanı ve CHP’nin tutuklu Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu bir X mesajında “Ekrem İmamoğlu’nun katılamadığı, özgür bir şekilde yarışamadığı bir seçim, Cumhurbaşkanı’nın meşruiyetinin bittiği bir seçim olur” dedi.
Bu ifadeler, bir noktadan bakıldığında bir siyasetçinin “aşırı benlik gösterisi – narsizm” olarak okunabilir. İktidar cenahından bu tür yorumlar gelmesi de tabiidir.
Ancak Türkiye’nin Ekrem İmamoğlu ismi etrafında olağandışı bir siyasi süreç yaşadığı da bir vakıadır.
“Erken öten horoz” nitelemesi yapılsa da İmamoğlu, ana muhalefet partisi tarafından Cumhurbaşkanı adayı olarak ilan edilmiş ve konulan sandıkta 15.5 milyon insan, özgür iradesiyle, onun adaylığını desteklediğini ortaya koymuştur.
Bunda, iktidarın İmamoğlu’na yönelik baskılarının etkisi var mıdır, tabii ki vardır. Ama siyaset de böyle etkilenmelerle oluşur.
İmamoğlu, Beylikdüzü’nden yola çıkarak, üçü İstanbul Büyük Şehir olmak üzere dört seçimde Erdoğan’ın da katıldığı seçim kampanyalarına rağmen, üstelik oyunu artırarak kazanan bir isimdir.
Bir kere Erdoğan cenahında “İmamoğlu hassasiyeti” bu karşılaşmalarda ortaya çıkmıştır.
Erdoğan’ın 2028’de de cumhurbaşkanı adayı olma ihtimali -kendisi çok net talep ifade etmese de- baskındır.
İlginç olan şu ki, bütün kamuoyu araştırmalarında İmamoğlu, Erdoğan’ı ciddi oy farklarıyla geçmektedir.
İmamoğlu’na yönelik yargı operasyonları tam da bu sebeplerle mi devreye girmiştir?
Bu ihtimali reddetmek, kabul etmekten çok daha zordur. Evet, İmamoğlu’na yönelik iddialar vardır ama Türkiye’de, rakip siyasetçilerin yargı yoluyla devre dışı bırakılması uygulamaları da vardır ve “karine”ler, İmamoğlu operasyonlarında bu ihtimali daha çok ortaya koymaktadır.
Zaten iç kamuoyu da ağırlıkla bu yargı süreçlerinin “siyasi maksatlı” olduğunu ortaya koymaktadır. Bu algının, Türkiye’nin yaşadığı olağanüstü dönem algılarıyla paralel seyrettiği de bir vakıadır.
Algının özeti net olarak şudur: “İmamoğlu yargı yoluyla tasfiye edilmek istenmektedir.”
İmamoğlu’na yönelik operasyona, yine yargı üstünden, ana muhalefet partisine yönelik operasyonlar eşlik etmiştir, etmektedir.
Bunlar da “siyasetin normali” değildir.”
Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
