Cuma, 30 Oca 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Günlük

Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
Son güncelleme: 15 Ocak 2026 19:34
Medya Günlüğü
Paylaş
Paylaş

Masonik FETÖ’CÜ Marksist cephe!-Barış Terkoğlu (Cumhuriyet)

“Bir iki değil. Dünya listelerinde Türkiye’deki üniversiteler hep geriliyor. Bu yokuş aşağı gidiş tesadüf olabilir mi?

Önümde, Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nde yaşananları anlatan ve cevap verebilecek bir dosya duruyor. Geçmişini haberlerde gördünüz. Ama sonu ilginç!

Şöyle anlatayım…

Her şey, 2018 yılının aralık ayında, Anadolu Üniversitesi’ne Ertan Çomaklı’nın rektör olarak atanmasıyla başladı. Hemen hemen aynı tarihlerde, üniversitenin hukuk fakültesine Prof. Dr. Hüseyin Özcan ve Dr. Öğr. Üyesi Ferhat Uslu başka üniversitelerden getirildi. 2019 yılının şubat ayında, Özcan, hukuk fakültesi dekan vekili, Uslu ise dekan yardımcısı olarak görevlendirildi. Üniversitede “güvenlik” adı altında bambaşka bir rüzgâr esmeye başladı. “Üniversiteye format atacağız”, “Elimizde atılacaklar listesi var”, “Herkes ayağını denk alsın” lafları havada uçuştu. İlk hedef, okulda solcu olduğu düşünülen hocalardı.

Aynı yılın ağustos-eylül aylarında, hukuk fakültesindeki hocalar hakkında soruşturmalar başladı. Soruşturmacı olarak Doç. Dr. Mesut Aygün atanmıştı.

Soruşturmada, hocanın ifadesinin alınacağı gün, üniversitenin koruma müdürlüğüne yazılan, Mesut Aygün imzalı yazı önümde:

“PKK/KCK/YPG/PYD ile DHKPC terör örgütleri işbirlikçisi veya üyesi şüphelisi B.I’nın savunması alınacaktır. (…) Mekânın kapısında bekleyecek, yakın koruma becerisi ve tecrübesi olan, teçhizatlı 1 özel güvenlik personelinin görevlendirilmesi, mekânın yaklaşık 200 metre yakınında 30 kişilik acil müdahale timi görevlendirilmesi ve kolluk kuvvetleriyle koordine edilmesi…”

Bir kişi bu kadar terör örgütüne nasıl aynı anda üye olabilir? Hakkında bir mahkeme kararı olmadan üniversitenin hocası nasıl terörist ilan edilir? Burası nasıl hukuk fakültesi? Bu soruları kimse sormadı tabii…

Okulun 4 hocası ile yolları ayrıldı. Kararın gerekçesi ancak karara karşı açılan davalar sırasında anlaşıldı. Soruşturmacı Mesut Aygün, hukuk fakültesinde Masonik-FETÖ’cü-Marksist cephe diye gizli bir örgüt olduğunu, hocaların ise kilit figürler olduğunu söylüyordu. Ne Türkiye’de ne de dünya tarihinde böyle “renkli” bir örgüt vardı.”

Solcu gazetecilikten istihbaratçılığa-Soner Yalçın (Nefes)

“Konuyu CHP/Özgür Özel’e getireceğim.

Ancak, ne demek istediğimi bir gazeteci üzerinden örnekleyim:

Paul Mason (d. 1960) İngiliz solcu gazeteci. Özellikle 2010’larda BBC ve Channel 4’da çalışırken Syriza, Indignados, Occupy, Podemos gibi sol ittifak hareketlere oldukça umut bağladı.

Mesela, Yunan sol parti Syriza için 2012-2015 yılları arasında şu değerlendirmeyi yaptı:

-“Neoliberal düzene karşı devrimci bir meydan okuma”…

-“Yeni bir sol modelin başlangıcı”…

Paul Mason, 6 Ocak 2015 günü Syriza’nın seçim zaferi ardından arkadaşlarına mesaj attı; “Burada devrim oluyor, Atina’ya gelin!”

Sonra ne oldu?

Syriza iktidara geldikten sonra AB ile uzlaştı. Kemer sıkma politikalarının büyük bölümünü uyguladı. Radikal vaatlerinden geri adım attı…

Hayal kırıklığına uğrayan Paul Mason, artık “sistem dışı kopuştan” değil, “istikrardan”, “kurumların korunmasından” söz etmeye başladı. Ve bu kırılma onu, İngiliz istihbaratına “radikal sol hareketlerin yaratabileceği riskler” üzerine raporlar yazmaya kadar götürdü!

Bu “döneklik” üzerinde durmayacağım sebebi belli çünkü; sol popülizm, ideolojik derinlikten çok, duygu/ruh haline dayanır ve ilk kırılmada savrulur…

CHP/Özgür Özel’e geleceğim:

Özgür Özel için şunu teslim etmek gerek:

Hep sahada, hep enerjik; yorulmuyor, usanmıyor.

İtiraz, teşhir, eleştiri, ahlaki üstünlük ile muhalefeti diri tutuyor.

AKP/Erdoğan karşıtlığı, adalet vurgusu, demokrasi söylemi,

toplumsal moral üretme takdir görüyor.

Söyleminde sıkça gördüğümüz şu:

-“Bu düzen böyle gitmez…”

-“Saraya karşı millet…”

-“Birlik olursak kazanırız…”

Kuşkusuz bunlar yanlış değil; ama bunlar tek başına siyaset değil.”

Delilden sanığa gitmeyi unutan bir adliye!-Mehmet Y. Yılmaz (T24)

“Yalanlanmayan bir iddiaya göre Bebek Oteli’ne arama yapmak üzere gelen jandarmalardan biri kapıdaki görevlilere “içeride ünlü biri olup olmadığını” sormuş.

Niye sorduğunu tahmin edebiliyorum çünkü bu operasyon özellikle tanınmış kişileri hedefliyor gibi bir görüntü oluştu.

Sahne, tiyatro, film, sosyal medya ünlüsü fark etmiyor, yeter ki kamuoyunda tanınmış biri olsun.

Baskın sırasında üstü iki kere aranan, herhangi bir madde bulunmamasına rağmen yine de derdest edilip karakola götürülen Can Yaman örneğinde olduğu gibi.

Zaten sadece Can Yaman örneği bile bu operasyonda temel bir kuralın ihmal edildiğini gösteriyor:

Delilden sanığa gidilmiyor, önce sanık bulunup ardından delil aranıyor!

Ardı ardına operasyonlar yapılmasındaki amaç da bu gibi görünüyor: İtirafçı olabilecek kişilerden yeni isimler elde ederek, soruşturmayı genişletmek!

Bu arada hayatı boyunca uyuşturucu ya da uyarıcı maddelerden uzak durmuş kişiler bile bu amaçla gözaltına alınıyor, kan ve saç örnekleri toplanıyor vs.

Demokratik hukuk düzeninde ceza yargılamasında, masumiyet karinesi, delillerin hukuka uygun olarak elde edilmesi ve savcının iddiasını şüpheye yer bırakmayan deliller ile ispatlamak zorunda olması beklenir. Şüphe varsa, bundan da sanık yararlanır.

Oysa her gün beş altı kişilik şöhretli grubuyla genişleyen bu soruşturmada masumiyet karinesi çoktan unutulmuş durumda.

Herkes bir sabah vakti evinden polis ya da jandarma tarafından toplanıyor, teşhir edilerek adli tıp muayenesine götürülüyor, teşhir edilerek savcılığa ve mahkemeye çıkarılıyor.

Hazırlık soruşturmasının gizliliği diye bir şey tamamen unutulmuş durumda.

Sanık kapıdan çıkıyor, ifadesi ve telefonundaki mesajlara kadar bütün özel hayatı medyaya servis ediliyor.

Kimin tutuklanacağı, kimin adli kontrol ile serbest kalacağı da bir tür piyango gibi.

“Adli kontrol ile serbest bırakılmanın” da tutuklamaya benzer şekilde kişinin özgürlüğünü kısıtladığı gerçeğini de tamamen unutmuş görünüyoruz.

“Yaşasın adli kontrolle serbest bırakıldı” diye neredeyse havai fişek atılacak, davul zurna çalınacak.

Operasyonlar ile ilgili haberleri özellikle havuz medyasından takip ediyorum çünkü belli ki oralara Adliye’den direk hat bağlanmış.

“Fuhuş” suçlaması ile ilgili maddi bir delil elde edildiğini görmedim.

Hatta insanların birbirleriyle sevişmeleri bile “fuhuş” diye tanımlanıyor gibi bir görüntü yaratılıyor.”

Nasıl atlayacağız bu badireyi?-Ali Bayramoğlu (Karar)

“Ahmet İnsel uzunca bir süredir Türkiye’ye gelmiyor. Türkiye’den uzak kalmanın insani götürüleri olduğu kadar, işiniz siyasi analizse, bazen kimi getirileri de olabilir. Sizi gündelik siyasetin iç gerginliğinden uzak tutar, geniş açıyla bakmanıza imkan verir, baktığınız yeri dünya koşulları içinde düşünmemize zemin hazırlar.

İnsel, Birikim dergisine böyle yazılar yolluyor. Son yazısını yayınlanmadan önce göndermişti bana. “Çok beğendim, dergi çıkınca haber ver, kullanmak isterim” dedim. Bugün mesaj geldi dergi yayınlanmış.

“Yitirileni değil yeniyi ararken” başlığını taşıyor bu çok katmanlı bir yazı bu. Bugün onu misafir etmek istiyorum.

Dünya halini kısaca tarif etmiş:

“Trump, Putin, Orban, Modi ve elbette Erdoğan vb. muktedirler, hükmettikleri toplumların tarihî ve sosyo-ekonomik farkları içinde aynı dilden konuşuyorlar. Ve sadece konuşmuyorlar. Bu söylenenlerin tahrifat ve düpedüz yalan olduğunu düşünüp söyleyenlerin hayret ve çaresizlik içinde bakışları karşısında, söyledikleri şeyleri yapıyorlar da. Hepsinin ortak amacı, güçler ayrılığını kağıt üzerinde muhafaza ederken, pratikte etkisizleştirip işlevsiz hale getirmek. Putin ya da Tayyip Erdoğan gibi, bu dönüşümü gerçekleştirmek için uzun süreli iktidar avantajına sahip olanlar, lider-parti-devlet bütünleşmesini hayata geçirebiliyorlar. Böylece yeni otokratlara da birer örnek oluşturuyorlar. Düşman ceza hukukunu ülke içinde muhaliflere, potansiyel siyasal rakiplerine karşı fütursuzca uygulayabiliyorlar. İç düşmanlar yaratıp, onlarla mücadeleyi olağanüstü hal devletinin sürekliliği için bir bahane olarak kullanıyorlar. Dinî-etnik bir milliyetçiliği körüklüyorlar. Ekonomide bunu bir ahbap-çavuş kapitalizmi tamamlıyor…”

Halep-Suriye virajı: Süreç başladığı yerde tıkandı mı?-Berkant Gültekin (BirGün)

“Suriye’de Esad sonrası dönemin en gerilimli günleri yaşanıyor. Kürtlerin sisteme entegrasyonu konusundaki belirsizlik sürerken Halep’te silahlar patladı. HTŞ/Şam yönetiminin SDG’yi bölgeden çıkarmak için kentteki Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerine dönük saldırıları nedeniyle onlarca kişi yaşamını yitirdi. 100 binden fazla insan da göç etmek zorunda kaldı.

Halep’teki çatışma ve Suriye’nin farklı yerlerine yansıyacağı tahmin edilen anlaşmazlık, Türkiye’deki “süreci” de yakından ilgilendiriyor. Çünkü artık Suriye’den izole bir Kürt meselesi düşünülemez. Hatta Suriye’de daha Esad görevdeyken oluşan ve Kürtleri net bir aktör haline getiren “de facto” siyasi durumun, Türkiye’deki sürecin başat nedeni olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Kürtlerin, 2011’de başlayan iç savaşın sonunda Suriye’de düşmanlaştırılması riskli ve maliyetli bir güç haline gelmesi, Bahçeli’yi (ve onun temsil ettiği kanadı) 2024’ün sonlarına yaklaşırken malum manevrayı yapmaya iten temel kuvvetti. Kürtler, aradan geçen yıllarda sadece ülkenin kuzeydoğusundaki Rojava bölgesinde hâkimiyet kurmakla kalmadı, askeri kapasitelerini de hayli büyüttü. Bugün Türkiye’nin güneyinde kalan bölgeyi kontrol eden ve 50-60 bin civarında savaşçısı olduğu tahmin edilen SDG’nin envanterinde ABD’nin desteğiyle temin ettiği çok sayıda ağır silah bulunuyor. Bu, bilhassa devlet otoritelerinin ve merkezi yönetimlerin çökertildiği bir bölgede çok büyük bir güç demek.

Türkiye’de Ekim 2024’te başlayan yeni süreç, ülkedeki tarihsel Kürt sorununu demokrasi ve hukuk çerçevesinde çözmeyi değil, Suriye’nin yeni gerçekliğine uygun bir jeopolitik konsept kurgusu yapmayı hedefledi. Tam da bu nedenle sürecin taraflarca farklı şekilde isimlendirilmesi (“Terörsüz Türkiye” vs “Barış ve Demokratik Toplum Süreci”) basit bir terminolojik ayrımdan çok, perspektif ve amaç uyuşmazlığını yansıtıyordu.

Kürt hareketi süreci “demokrasi” başlığıyla sunmak istese de iktidar/devlet tarafı bu yola güvenlikçi bir akılla; “İsrail ve farklı güçler tarafından Kürtlerin kendisine karşı kullanılmasının önüne geçmek” amacıyla girdi. Burada çalışılacak muhatap ise Öcalan olarak belirlendi. Öcalan’ın çizgisi, iç ve dış politikadaki ihtiyaçlarla uyumlu görüldü. Öcalan, işlevini yitirdiğini söylediği PKK’ye Şubat 2025’te fesih ve silah bırakma çağrısı yaptı. Örgüt Mayıs’ta kendisini feshetti ve Temmuz’da silahların yakıldığı bir tören gerçekleştirdi. Bu sürecin “radikal ve tarihi” ama aynı zamanda kendi iç dinamikleri bakımından “en kolay” aşamasıydı.”

Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

EtiketlendiMedya
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Önceki Makale “Kemalizm’den adalet istiyorum”
Sonraki Makale Mehmet Şüküroğlu çiziyor

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

GünlükManşet

Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
30 Ocak 2026
GünlükManşet

Kadınlara Taliban işkencesi

Medya Günlüğü
30 Ocak 2026
GünlükManşet

Medyanın “ahlak bekçisi”

Medya Günlüğü
30 Ocak 2026
EditörGünlük

Savaşta 2 milyon kayıp

Medya Günlüğü
30 Ocak 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?