Çarşamba, 14 Oca 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Günlük

Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
Son güncelleme: 14 Ocak 2026 06:25
Medya Günlüğü
Paylaş
Paylaş

İBB 2026’ya sıfır borçla giriyor-Mustafa Balbay (Cumhuriyet)

“7 Ocak Çarşamba günü Ekrem İmamoğlu ile Silivri’deki görüşmemizin ana konusu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin 2025-2026 yılı bütçesiydi. Sunum yapar gibi sayıları art arda sıraladı. Yapılanlar, 2026’da yapılacak olanlar… 2027 hedefleri!

İmamoğlu ile genel başkan Özgür Özel’le birlikte çalışma sürecini, Türkiye’nin durumunu, Trump’ın dünyayı sürüklediği noktayı da konuştuk. Özel’le haftada bir çarşamba görüşmelerinin yanı sıra en az 4-5 kez mektuplaştıklarını, karşılıklı görüş alışverişinde bulunduklarını anlattı. Şöyle dedi:

“Göreceksiniz, tarih bu mücadele ortaklığını yazacak. Özgür Özel’in genel başkanlığı geleceğe yürüyüşümüzün sıklet merkezidir.”

Bugünü İmamoğlu’nun verdiği sayılarla İBB’nin mali durumuna ve icraatına ayıralım. Şöyle:

-Şunu övünçle belirtmek isterim; Şubat 2026 itibarıyla devlete olan borcumuzun tamamını ödemiş oluyoruz. SGK primleri, vergiler, her şey…

-2020 yılında İstanbul’un dört metro hattının yapımı için 580 milyon dolarlık Eurobond finansmanı sağlamıştık. 9 Mart 2025 itibarıyla bu borcun tümünü, kuruşu kuruşuna ödedik. İstesek taksit ertelemeleri yapabilirdik.

-Sadece bu iki durum İBB’nin nasıl yönetildiğini anlatmaya yeter. “Yönetemezler, İBB’yi batıracaklar” diyorlardı. 2025’te merkezi yönetim, payımızdan 39 milyar TL kesti. 2025 bütçe gerçekleşmelerinde 32 milyar TL gelir fazlası öngörülüyor.

-Bunları yaparken yatırımlardan ve sosyal faaliyetlerden vazgeçmedik. Hem başlattıklarımızı sürdürdük hem büyüttük. -2026’da üç büyük metro hattı daha İstanbulluların hizmetine sunulacak: Çekmeköy-Sancaktepe-Sultanbeyli hattının ikinci etabında fiziksel gerçekleşme yüzde 93, ÜmraniyeAtaşehir-Göztepe hattında yüzde 92, Kaynarca-Pendik-Tuzla hattında yüzde 87.5 seviyelerine ulaşıldı.

-Bu dev ulaşım hamlelerinin yanında Beyoğlu’nda da büyük bir gurur tablosu yükseldi. İlk etabı 17 Mart 2024’te hizmete alınan Kabataş Transfer Merkezi, çalışmaların tamamlanmasıyla birlikte tam kapasiteyle İstanbulluların hizmetine sunuldu. Toplam 17 bin 243 metrekarelik kullanım alanına sahip olan merkez; otoparkı, sergi salonları, kafeteryaları, ticari alanları, ofisleri ve yolcu salonları ile İstanbul’un kalbinde yepyeni bir yaşam alanı oldu.”

Bebek Otel kördüğümü-Aytunç Erkin (Nefes)

“Tarih 28 Aralık 2025.

İstanbul’da yürütülen uyuşturucu soruşturmasında 34 ayrı mekana operasyon düzenlendi. Operasyonlarda, Bebek Otel’de 2 parça halinde yaklaşık 2 gram kokain, 3 parça halinde likit esrar olduğu değerlendirilen madde, çeşitli uyuşturucu kullanma aparatları ile uyuşturucu bulaşığı olduğu değerlendirilen materyaller; “Amaya” adlı işletmede yaklaşık 1 gram kokain; Taksim Club IQ’da 1 adet ruhsatsız tabanca, bu tabancaya ait 2 şarjör ve 19 fişek, Kastel Elektro Müzik’te iş yerinde 100 adet tabanca fişeği ile yaklaşık 1 gram skunk, Suma Han’da ise satışa hazır halde 4 parça halinde yaklaşık 4 gram kokain bulunduğu iddia edildi. Beşiktaş Kaymakamlığı, Kütüphane, Bebek Otel ve Amaya adlı işletmeleri 1 ay süreyle kapattı.

Ancak…

6 Ocak’ta, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının talimatıyla Jandarma ekipleri bir operasyon daha düzenledi ve aralarında Bebek Otel’in sahibi Muzaffer Yıldırım ve otelin Genel Müdürü Arif Altunbulak’ın da bulunduğu 24 kişi gözaltına alındı. Çağlayan Adliyesi’ne çıkarılan Muzaffer Yıldırım ve Arif Altunbulak 19 şüpheli ile birlikte 7 Ocak’ta tutuklandı. Bu iki isme Bebek Otel’de “kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurmak”, “uyuşturucu kullanılmasını kolaylaştırmak” ve “bir kimseyi fuhuşa teşvik etmek, bunun yolunu kolaylaştırmak ya da fuhuş için yer temin etmek / aracılık etmek” suçlamaları yöneltildi.

Operasyonlar devam etti.

Bebek Otel’e savcılığın talimatıyla 10 Ocak Cuma gecesi 200’e yakın jandarma ile bir baskın daha düzenledi ve geniş kapsamlı arama yaptı. İddiaya göre bu arama sırasında otelde “gizli bir oda” bulundu. Ekipler aramalarda özellikle uyuşturucu bulmaya çalıştı.

Bebek Otel’in işletme müdürü Arif Altunbulak ifadesinde operasyon gününü anlattı.

Altunbulak, “Kim tarafından otelde uyuşturucunun kullanıldığını bilmiyorum. Bu uyuşturucunun otele nasıl girdiğine dair bilgim yoktur. Ancak otelde x-ray cihazı bulunmamaktadır. Gelen kişilerin üzerini aramadığımız için içeri girmiş olabilirler” dedi.

Arif Altunbulak’ın ifadesi şu şekilde:

“Ben 5 yıldır Beşiktaş ilçesinde bulunan Bebek Otel’in otel müdürüyüm, mesul müdür değilim. Mesul müdür arkadaş Hakan Tunçbilek’tir. Otelimiz 6 kattan oluşmaktadır. En üst katta bulunan roof alanı Mayıs ve Ekim ayları arasında açıktır. Katın tamamında kameralar mevcuttur. Yazın burada faaliyetler ve organizasyonlar düzenlenir. Kışın ise alt katta bulunan giriş teras restoranında bu şekil organizasyon ve faaliyetler olur. Söz konusu faaliyetlere birçok katılımcı gelir. Her hafta sonu canlı müzik bu alanda mevcuttur. Bana sormuş olduğunuz etkinliklerin müzik kısmının yetkilisi Emir Sağıroğlu ve Ulaş Yağmur’dur. Dj ve sanatçıları bu arkadaşlarımız organize eder. Bu etkinliklerde bazı kişilerin sürekli tuvalete gittiklerinde şüphelendiğimiz anlar oluyordu.

“Ben herhangi bir şekilde insanları farklı isimlerle oteldeki odalara kayıt ettirmedim. Otelde bulunan arkadaşlarım da bu şekil kayıtlar yapmadığını düşünüyorum. 28 Aralık 2025 tarihinde otel mühürlendikten sonra nasıl açıldığına dair bir bilgim yoktur. Muzaffer Yıldırım otelin sahibidir. Bu konuyu o daha iyi anlatır.

“Aramadan önce Ali Koç, Yıldırım Demirören, Nihat Özdemir, Okan Buruk, Erdoğan Demirören otelden ayrıldılar. Ali Koç tekneyle 00:00 – 00:30 arasında ayrıldı. Bunlarla ilgili kamera kayıtları da mevcuttur. Okan Buruk 04:00 civarında aramadan sonra ayrıldı. Yıldırım Demirören ve Nihat Özdemir ise aramadan 45 dakika önce ayrıldı. Bu şahıslar giriş kattaki terasın sol tarafında oturuyorlardı. Okan Buruk, Fatih Demircan ve Bedri Güntay ile beraberdi. Bu kişilerin aramadan 45 dakika önce nasıl ayrıldıklarını ben de bilmiyorum. Kendileriyle herhangi bir şekilde iletişimim olmamıştır. Yıldırım Demirören ve Nihat Özdemir ön kapıdan, Ali Koç ise tekneyle ayrıldı.”

Dindarlar ile ilgili yargı neden zayıfladı?-Mehmet Y. Yılmaz (T24)

“Cumhurbaşkanı’nın oğlu Bilal Erdoğan, “yeniden bu toplumda ‘dindar olan insan iyidir’ yargısını güçlendirmek zorundayız” dedi.

“Yargı” düşünme, kavrama, karşılaştırma, değerlendirme gibi yollara başvurularak, kişi, durum ya da nesnelerin eleştirel bir biçimde değerlendirilmesi anlamına gelir.

Duygular değil, somut, elle tutulur, kanıtlanabilir bilgi öne çıkar.

“Algı”, psikoloji ve bilişsel bilimlerde duyusal bilginin alınması, yorumlanması, seçilmesi ve düzenlenmesi anlamına gelir.

Bireylerin, duyguları hedef alınır, durum ya da nesnelerin istenilen şekilde anlamlandırılmasını sağlamayı hedefler.

Türklerin ruh dünyasında “dindar insanlar iyidir” diye genel kabul gören bir yargı var mıydı, yoksa bu zaman içinde yaratılmaya çalışılan bir algı mıydı?

Kişisel kanaatim bunun bir yargıdan da çok yaratılmış bir algı olduğu.

Toplumlar bileşik kaplar gibidir, bir kaptaki suyun bileşimi neyse, diğerindeki de onun gibidir.

Bir toplumda bir kesim mutlak iyi, bir kesim mutlak kötü olmaz. Her kesimde iyiler de vardır, kötüler de vardır.

Kötülerin topluma egemen olmasını önleyecek şey, düzgün işleyen, öngörülebilir bir hukuk sistemi, liyakate dayanan bir yönetim anlayışıdır.

Ancak bu genel bir yargı mıydı, algı mıydı tartışması bir “köşe yazısının” çapını aşar. Bu tartışmaya girmeyeceğim.

Bilal Bey, bu cümleyi kurmadan önce bu konuyu ne kadar düşündü bilemiyorum tabii ama kendisine şu soruyu sormuş olsaydı, muhtemelen bu konuya girme fikrinden vazgeçerdi:

Bu toplumda “dindar insan iyidir yargısı” neden eskisi kadar güçlü değil?

Ne oldu da Türkler bu yargının artık yanlış olduğuna karar verip, fikir değiştirdiler?

Bu sorulara vereceğimiz yanıt Bilal Bey’in babasının da hoşuna hiç gitmeyecektir.

Çünkü toplumumuzun böyle bir yargıya varabilmesini sağlamak için bugünkü rejimin ters yüz edilmesi gerekiyor.

İki müteahhidin cebini doldurmak için binlerce köylünün tarlasının, bahçesinin hatta köyünün ellerinden alınmaması gerek mesela.

Suçsuz insanları, siyasi nedenlerle hapse atmaktan, hapiste tutmaktan vazgeçmek gerek.

Hepsi fakir ailelerden gelen bazı politikacıların çocuklarının, babalarının siyasette yükselişlerine paralel zenginleşmeleri halkın dikkatinden kaçıyor mu zannediyorsunuz?

Adliye dedikodularının, durduk yerde zenginleşenlerin fısıltı gazetesiyle yayılan öykülerinin bu işteki rolü nedir?”

Ankara’nın İran hazırlıkları-Uğur Ergan (halktv.com.tr)

“Ankara şu sıralar, güneyinde Suriye, doğusunda da İran’da yaşanan gelişmeleri anbean izliyor.

Şu aşamada Halep’te, Suriye Ordusu’nun SDG’ye yönelik operasyonları bitmiş gibi gözüküyor. Bundan önceki yazımızda, Suriye Ordusu’nun Halep’te SDG güçlerine yönelik harekatında Türkiye’nin 10 yıl önce Güneydoğu’da terör örgütü PKK’ya karşı yaptığı hendek operasyonlarındaki tecrübelerinden yararlandığını belirtmiştik.

Suriye Ordusu’na tecrübe aktarımını, Suriye sahasında oldukça etkin olan MİT’in yaptığında herkes hemfikir. Başkentte konuşulanlara bakılırsa, SDG’nin Halep’ten kısa sürede çıkarılmasında tecrübe aktarımının yanı sıra, MİT’in kimi zaman fiziki desteği de önemli rol oynamış.

Gelelim başlıktaki konuya, yani İran’a.

Ankara’daki hakim görüş, “ABD ve İsrail’in doğrudan müdahalesi halinde bunun İran halkının ve bölgenin yararına olmayacağı, işleri daha da karmaşık ve içinden çıkılamaz hale getireceği” yönünde.

Her ne kadar İran resmi kaynakları olayların kontrol altına alındığını söyleseler de, rejimin gösterilere son derece sert yöntemlerle karşılık verdiğini ortaya koyan görüntüler endişe verici.

Bölgesindeki ateş çemberi bir türlü sönmeyen Türkiye, Irak’la başlayan, daha sonra Suriye ile devam eden göç tehlikesi ve ülke güvenliğini tehdit edebilecek gelişmelerin bu kez İran tarafından gelebilmesi senaryolarına karşı ne gibi önlemler alınır, bunları konuşuyor.

Devletin ilgili birimleri, İran’daki gelişmelerin seyrine ve ABD’nin olası müdahalesine göre her türlü olumsuz senaryoyu değerlendiriyor. Ankara’da özellikle Dışişleri, Milli Savunma ve İçişleri bakanlıkları ile MİT’in koridorlarında İran hareketliliğinin arttığını söylemek mümkün.

AFAD, Göç İdaresi Başkanlığı, Kızılay ve Emniyet birimleri, ABD’nin olası müdahalesinde yoğunlaşabilecek kargaşanın neden olacağı göç tehdidini sınırın İran tarafında durdurabilmek ve insani yardımı orada yapabilmek için kafa yoruyor. Bu durumda uluslararası insani yardım teşkilatlarıyla ortak nelerin yapılabileceği de planlamaların bir parçası.

İki ülke arasındaki sınırın uzunluğu yaklaşık 534 kilometre. Türkiye, İran üzerinden gelen Afgan göçünü önlemek, kaçakçılık ve terör sızmalarına karşı bir süredir yoğun güvenlik önlemleri alıyor. Sınır boyunca güvenlik duvarının uzunluğu 363 kilometre. Duvarın en uzun kesimi 209 kilometreyle Van hattında.”

DEM rol kargaşası yaşıyor-Ahmet Taşgetiren (Karar)

“Süreç “Suriye hendeği”ni atlatmaya çalışıyor. Bir bakalım:

Türkiye SDG’yi bir “dış mesele” olarak görmüyor.

DEM Parti de son aldığı tavırla SDG’yi “dış mesele” olarak görmediğini ortaya koymuş bulunuyor.

Türkiye SDG’yi PKK’nın devamı bir silâhlı örgüt olarak değerlendiriyor. PKK terör örgütü idi, Türkiye onu tasfiye etmek için büyük mücadele verdi, Türkler’den – Kürtlerden binlerce kişi can verdi, şimdi, PKK’nın kendini feshiyle başladığı ifade edilen bir süreç sonrasında Suriye’de, Türkiye’nin hemen burnunun dibinde yeni bir silahlı örgüt yapılanmasını “Türkiye’ye tehdit” olarak değerlendiriyor.

DEM’in geldiği siyasi çizgi, hiçbir zaman PKK’yı terör örgütü olarak nitelemedi, tamam, kendisi meşru siyaset ortamında çalışıyordu ama, terör örgütüne de mesafe koymuyordu. Onun için de “terör örgütünün siyasi uzantısı” olarak tanımlandı. “Meşruiyet ile yasa dışılık” arasında bir yerlerde muamele gördü. “Kayyımlık” vs. oralardan çıktı.

DEM çizgisi şimdi de Suriye’deki silâhlı yapıyı, SDG’yi “Terör örgütü” olarak görmüyor, içerdekine benzer bir pozisyon içinde SDG’yi savunuyor.

Ankara’nın geldiği “SDG’nin en azından silâhlı yapısının tasfiyesi” talebine karşı mücadele veriyor.

Ankara bu tavrını yakın zamana kadar Dışişleri Bakanı Fidan ve MSB Bakanı Güler tarafından seslendiriyordu, DEM bu iki ismi “süreci baltalama rolü üstlenmek” ile itham ediyordu, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Bahçeli, muhtemelen içerdeki sürecin nezaketi sebebiyle sessiz kalıyorlardı, en son Erdoğan da Bahçeli de, SDG’nin silâhlı yapısının tasfiyesini seslendirmeye başladılar, DEM de bu tavrı “tehdit dili” olarak niteleme noktasına geldi.

En son Halep olayları.

Belli ki SDG oraya silâhlı bir yapı ikame etmiş. Kuzeydoğu’daki silâhlı yapının uzantısını, şehirlere taşımış. Şam da, muhtemelen Türkiye’nin bilgisi dahilinde öncelikle Halep’ten bu silahlı depolanmayı tasfiye etmek istedi. İşte o zaman, Suriye’de’de bizdeki 6-8 Ekim’e gelirken yaşananlara benzer görüntüler ortaya çıktı.”

Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

EtiketlendiMedya
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Önceki Makale Siyasete yön verenler
Sonraki Makale Sömürge şirketleri, “muz cumhuriyetleri” ve Venezuela

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

GünlükManşet

Rusya-Fener “çatışması”

Medya Günlüğü
14 Ocak 2026
GünlükManşet

Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
14 Ocak 2026
GünlükManşet

İran’ın “ideolojik bekçisi”

Medya Günlüğü
14 Ocak 2026
EditörGünlük

“Eski yeni yıl” geleneği

Medya Günlüğü
14 Ocak 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?