Salı, 10 Mar 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Günlük

Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
Son güncelleme: 12 Ocak 2026 15:48
Medya Günlüğü
Paylaş
Paylaş

Can Yaman meselesini konuşalım mı?-Barış Terkoğlu (Cumhuriyet)

“Nasıl çabuk kanıksıyor, nasıl hemen kabul ediyoruz. Yandaşı, muhalifi, iktidar seveni sevmeyeni… Hemen hizaya geliyor. Dalgada sürükleniyor. Öyle ya, memleketin herhangi bir konusunda uzlaşamayanlar, bu konuda aynı dili kullanıyor. “Ünlülere uyuşturucu operasyonu” başlığıyla manşetlere taşınan olaydan söz ediyorum. Çünkü mesele uyuşturucuyla mücadelenin sınırını aşıyor gibi.

Önce kısa not…

Uyuşturucu, büyük bir illet. İnsanı yok ediyor. Devlet, uyuşturucuyla mücadele etmeli. Elbette büyük balığı işin ticaretini yapanlar. Tabii ki kullanmak da suç. Ancak kullanıcı hem zincirin son halkası hem de aslında mağduru. Zira herhangi bir merkeze gidip “Bu bağımlılıktan kurtulmak istiyorum” dediğinizde, sizi tedavi etmeye çalışıyorlar. Hukukta böyle. Kullanmanın cezasının alt sınırı, TCK 191. maddeye göre 2 yıl. Genelde yatarı yok. Uyuşturucu satan, büyük bir cezayla ağır ceza mahkemesinde yargılanırken içici asliye cezada yargılanıyor. En önemlisi, 191. maddenin 2. fıkrası içeni cezalandırmayı değil, tedavi etmeyi öncelemiş. Uygulamada, içen kişinin ilk kez yakalanması şartıyla, “beş yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesi” şeklinde uygulanıyor.

Hukukçu olmanıza gerek yok, okuyunca anlıyorsunuz. Ancak günlerdir gördüğümüz uygulama, kanunun ruhuna da işin maksadına da ters. Savcılık talimatıyla polis içenlerin peşinden koşuyor. Evlere gidip kişileri gözaltına alıyor. Eğlence mekânları basılıp götürülüyor. Adli Tıp’ta saç ve kan örneği alınıp bakalım içiyor musun içmiyor musun diye bekleniyor. Bu sırada, yandaş ya da karşıtı medyada, boy boy fotoğrafları basılıp manşetlerde hedef oluyorlar.

Gelelim Can Yaman meselesine…

Can Yaman 1989 doğumlu bir oyuncu. Alameti farikası yakışıklı olması. Çok hayranı var. Türk dizilerinde popüler olduktan sonra, 5 sene önce İtalya’ya yerleşti. Burada filmlerde, dizilerde oynamaya başladı. Halihazırda uluslararası platformlarda yayında olan iki dizide başrolde. Yılda bir iki kez Türkiye’ye geliyor. Ben de yeni öğrendim. Hukuk mezunu. Oyunculuktan önce 2 yıl avukatlık yapmış.

Anlatılana göre, şu sıra İspanya’da çekilen bir filmde rol alıyor. Çekimlere, 21 Aralık-12 Ocak aralığında Noel-yılbaşı tatili verildi. Bu nedenle tatilini ailesinin de yaşadığı İstanbul’da geçirmeye karar verdi.

9 Ocak Cuma akşamı, İstanbul’da arkadaşlarıyla eğlenmeye çıktı. O gece polis, savcılık talimatıyla, dokuz ayrı gece kulübünde, uyuşturucu araması yapıyordu. Yaman’ın eğlendiği ünlü mekâna da geldi.

İşte her şey bundan sonra başladı.

Yandaş ya da karşıt… Haber, medyada, “Can Yaman’ın üzerinden uyuşturucu madde çıktığı öğrenildi, gözaltına alındı” şeklinde verildi.

Teyit ettiğim bilgiye göre…

Polis mekân girişinde arama kararını gösterdi. Girmeden önce de ünlü bir ismin olup olmadığını sordu. İçeri girdi. Arama yaptı. Can Yaman’ı tanıdı. Yaman’ı bir değil tam iki kez aradı. İkisinde de uyuşturucu madde bulunmadı. Altını çiziyorum: Uyuşturucu madde bulunmadı. Söylediğim olay, polisin resmi tutanağına da “Üzerinde bulunmuş herhangi bir uyuşturucu madde yoktur” şeklinde geçti. Ancak medyada aksi şekilde servis edildi, böyle manşetler atıldı.”

Her şeyi milletten beklemeyin!-Deniz Zeyrek (Nefes)

“Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, MÜSİAD üyeleriyle buluşmasında “Her şeyi devletten beklemeyin” dedi.

Söylediği şeyin komik olduğunu kendisi de fark etmiş olacak ki cümleyi kurarken kendisi de müstehzi müstehzi gülüyordu.

O gülüyordu ama ben onu izlerken öfkeleniyordum.

Kendi kendime “Allah’ım biz ne günah işledik de bu adamların yönetici olduğu bir döneme denk geldik” diyordum.

Kişi başına milli gelirimizin 18 bin liraya çıktığını söylüyor mesela…

Bu ne demek biliyor musunuz?

Bu topraklarda yaşayan her bir bireyin 783 bin liralık bir geliri var demek.

Bunu 12 aya bölersek bakın ne çıkıyor?

65 bin 250 lira

Bir daha yazıyorum: 65 bin 250 lira…

Şimdi bir düşünün:

-Ülkede asgari ücret daha Şubat’ta 28 bin 75 lira olacak.

-En düşük emekli aylığı daha yeni, zor bela 20 bin liraya çıkacak.

-Geri kalan SGK ve Bağ Kur emeklilerinin aylıklarına yüzde 12,8 zam yapılacak ve onlar da en düşük emekli maaşı sınırına yaklaşacak.

-Asgari ücret ortalama ücret, en düşük emekli maaşı ortalama emekli maaşı oldu olacak.

-2026 boyunca 65 yaş üstündekilere aylık olarak sadece verilecek.

-Dul yetim engelli aylıkları felaket.

-Sosyal yardımlar kırpıldıkça kırpılıyor.”

Ekrem İmamoğlu: Cumhurbaşkanlığı adaylığım kesin biçimde devam etmektedir-Cansu Çamlıbel (T24)

“Geride bıraktığımız 2025’in Türkiye açısından en dramatik siyasi gelişmelerinden biri kuşkusuz İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanarak görevinden uzaklaştırılmasıydı. Dokuz ayı aşkındır Silivri’de… İstanbul’daki billboardlardan fotoğrafları indirildi, sosyal medya hesabına birçok kez Türkiye’den erişim engeli getirildi, unutulsun diye ne gerekiyorsa yapıldı, hâlâ yapılıyor. İktidar, CHP’ye dönük siyasi mühendislik hesaplarının bir unsurunun İmamoğlu’nun parti yönetimi tarafından kaderine terk edilmesi olduğunu gizleme gereği dahi duymadı çoğu kez. CHP Genel Başkanı Özgür Özel ise son kurultayda, ‘Gölge Kabine’sini Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi’ne bağlayarak meydan okudu bir nevi.  

Bütün bunlar olurken İmamoğlu, bütün başat kamusal tartışmalarda sözünü söylemeye devam etti. Geri plana çekilmeye niyeti olmadığını adeta her gün yeniden bir biçimde ortaya koyuyor. Günlük bazda söz söyleyen siyasetçilere mülakat teklifiyle gitmek çok sık tercih ettiğim bir şey değil. Ancak tam da bu zaman aralığında, yani duruşmalar başlamadan, Ekrem İmamoğlu ile belki daha sonra daha az konuşmaya fırsat bulacağı dış politika ve Kürt sorunu konusunda derinlemesine bir mülakat yapmanın arşive değerli bir metin bırakacağını düşündüm. Nitekim öyle de oldu. 

Ekrem Bey’e yazarken (çünkü bu koşullar altında başka türlüsü mümkün değil), hayatımda kendisiyle ne dışardayken ne de içeri girdikten sonra hiç söyleşmediğimi fark ettim. Yüz yüze konuşabilseydik mutlaka ki bambaşka bir şey okurdunuz. Ancak kendisiyle bu ilk mülakatımda fark edeceksiniz ki kalemi de belagati kadar kuvvetli.  

Yanıtlasa da aslında yanıtsız bıraktığı birkaç soru da olduğunu yakalar dikkatli okur. Zaten o konularda asıl yanıtları mahkemede vermek için hazırlık yaptığını kendisi de satır aralarında söylüyor.   

Küresel düzenin geldiği yeri analiz ederken siyaset bilimci Samuel Huntington’ın ‘demokratikleşme dalgaları’ tezine yaptığı atıf dikkate değer. İmamoğlu’nun “Tarih bir sarkaç gibidir. Bugün bu sarkaç insan doğasının karanlık taraflarının ön planda olduğu bir yere doğru gidiyor. Biz ve bizim gibi düşünenler sayesinde sarkaç yakın bir zamanda mutlaka yön değiştirecek” sözleri sadece bir temenninin değil bir iddianın da tezahürü.  

Özgür Özel ile yoldaşlığını tarif ederken İsmet Özel’in ‘Mataramda Tuzlu Su’ şiirine atıfta bulunmasını, karşı mahalleye taş olarak da yorumlayabiliriz pekâlâ. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a benzetilmesine yekten karşı çıkmasa da Erdoğan’ın kendisine tahammül edememesine -ki o da bunun böyle olduğuna inanıyor- aralarındaki benzerliklerin değil farklılıkların sebep olduğunu düşünüyor.  

Çok manşet verdiği için arada kaynasın istemem. Kürt sorununun çözümü için kurduğu şu değerli cümle kendisine de partisine de yeri geldiğinde hatırlatılacaktır sanırım:  

“Her vatandaşımızın dilinden kültürüne, inancından geleneklerine kadar eşit yurttaşlığı hissedeceği bir süreç, Türkiye’ye en büyük sıçramayı yaşatacaktır.”   

–CHP Genel Başkanı Özgür Özel dokuz aydır sizin partinin cumhurbaşkanı adayı olduğunuzu ısrarla söylemeye devam ediyor ancak bazı açıklamaları hukuken bunun mümkün olamayabileceğini gördüğünü ele veriyor. Alternatif senaryolara değindiği açıklamalardan birinde şunu söylemişti: “Ekrem İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanı adayı olamaması durumunda en kuvvetli aday olarak Mansur Yavaş görülüyor; anketlerde Erdoğan’ı geçiyor.” Siz de artık bir sonraki seçim için adaylığınızın zora girdiğini kabul etme noktasında mısınız? Bu soruyu siyasi bir dava örneği olarak Ergenekon davasının 6 yıl sürdüğünü hatırlatarak sormak isterim. 

-Öncelikle bir meselenin altını çizerek başlamak isterim: Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye’deki en şeffaf, gördüklerini söyleyen, söylediklerini hisseden ve milletimize karşı en açık olan siyasi partidir. Yani biz hiçbir şeyi “ele vermeyiz”, ülkemiz için bildiğimizi ve gördüğümüzü milletimizle her daim paylaşırız.”

  Suriye’nin paylaşılması-Fikret Bila (halktv.com.tr)

“ABD ve İsrail, Beşar Esad yönetiminin devrilmesinden sonra Suriye’yi yeniden yapılandırıyorlar.

ABD, Şam yönetimine, desteklediği şeriatçı, cihatçı bir terör örgütü olan HTŞ’yi (Heyet-i Tahriru’ş Şam) getirdi. HTŞ’nin lideri Ahmet eş-Şara’yı Suriye’nin devlet başkanı oldu.

ABD, Suriye’nin kuzeydoğusunu da PKK’nın kolu olan Suriye Demokratik Güçleri SDG’ye (YPG-PYD) verdi. SDG Lideri Mazlum Abdi de bu bölgenin lideri konumuna geldi.

İsrail de Suriye’nin Golan tepelerini işgal etti, Şam’a yakın bir bölgeye askeri gücünü yerleştirdi.

Böylece Suriye, İŞİD’in devamı olan HTŞ ile PKK’nın devamı olan SDG arasında paylaştırıldı.

Tabii güneyde İsrail’in desteklediği Dürziler de üçüncü bir yönetim oluşturmaya çalışıyorlar.

ABD, Irak’tan sonra diğer komşumuz Suriye’yi de bölmüş oldu.

SDG ile HTŞ arasında imzalanan 10 Mart mutabakatıyla Suriye’nin yönetimini birlikte oluşturma anlaşmasının uygulanması konusunda ise bir ilerleme sağlanamadı.

SDG’ye bağlı askeri güçlerin Suriye ordusuna katılması konusunda uzlaşmaya varıldığı açıklansa da bu katılım gerçekleşmedi.

Suriye’deki yayın organlarında YPG-SDG’nin, Suriye ordusundan bağımsız üç tümenle ülkenin kuzeydoğunu kontrol edeceği haberi yeraldı.

HTŞ ile SDG’nin uzlaşması beklenirken aralarında çatışma başladı.

HTŞ güçleri Halep’te SDG güçlerine operasyon yaptı. İki örgüt arasında çatışmalar yaşandı.

HTŞ’nin, bu operasyonu ABD’nin bilgisi dahilinde yaptığı ve operasyonun amacının SDG güçlerini tümüyle Fırat’ın doğusuna göndermek olduğu da Suriye’den gelen haberler arasında yer aldı.

ABD’nin SDG güçlerinin tümüyle Fırat’ın doğusunda kalmasını istediği yorumları yapıldı.

Bütün bu gelişmeler yaşanırken SDG lideri Mazlum Abdi’nin “10 Mart mutabakatının süresinin bitmesi önemli değil, 2026 bizim için dört parçada ulusal kongreler yapacağımız bir başlangıç” ifadesi de dikkati çekti.

Abdi’nin sözünü ettiği “dört parça”nin biri Türkiye’nin güneydoğusu.”

İran için bu kez neden farklı?-Vali Nasr (Karar)

“İranlılar, ülkenin para biriminin çöküşünü ve hızla yükselen enflasyonu protesto etmek için sokaklara çıktı ve pek çoğu İslam Cumhuriyeti’nin sona ermesini talep etti. Ancak hükümetin tepkisi, önceki protesto dalgalarından farklı oldu. İran yönetimi 2009’daki Yeşil Hareket’i ve 2022’deki “Kadın, Yaşam, Özgürlük” ayaklanmasını hızla bastırmışken, bu kez protestolar şiddetlenirken güvenlik güçlerinin tepkisi görece yavaş kaldı. Sert bir baskı uygulamak yerine, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan başlangıçta yoksullara yönelik sübvansiyonlar için kaynak yaratmayı amaçlayan kemer sıkma reformlarıyla karşılık verdi.

Ancak bu geçici önlem işe yaramadı. Yoksullar kısmen yatıştırılmış olsa da, toplumun orta kesimleri bedeli ödemek zorunda kaldı ve protestolara daha yoğun biçimde katıldı. Ekonomik hoşnutsuzlukla başlayan hareket kısa sürede siyasi bir ayaklanmaya dönüştü. Rejim ancak 8 Ocak’ta protestolar ülke geneline patlak verdikten sonra ciddi bir baskı uygulamaya başladı.

Peki bu kez siyasi muhalefete verilen tepki neden bu kadar farklıydı? Mevcut protestolar, geçen Haziran ayında İran’ın İsrail ile 12 gün süren savaşının gölgesinde gerçekleşiyor. İranlı yetkililer hâlâ bu çatışmanın sarsıntısını yaşıyor ve her an yeniden başlayabileceği varsayımıyla hareket ediyor. Bu tehdit, iç siyasi huzursuzluktan daha ağır basıyor; çünkü İsrail’in Hizbullah’a yönelik saldırıları ve Suriye’de Beşar Esad rejiminin çökmesi, İran’ı dış müdahaleye karşı caydırıcılıktan büyük ölçüde yoksun bıraktı.

Durumu daha da kötüleştiren bir diğer faktör ise, İran’ın artık dış aktörlerin ülkedeki halkın hoşnutsuzluğunu artırmasını engelleyememesi. Haziran 2025’teki savaş sırasında İranlılar bayrağın etrafında birleşti ve rejim, özellikle başörtüsü konusunda dini kuralların uygulanmasını gevşeterek cevap verdi. Ancak mevcut protestolar bir ikilem yaratıyor: çok sert önlemler almak, savaştan sonra rejimin halkla kurduğu kırılgan uzlaşıyı bozabilirken, protestoların büyümesine izin vermek dış müdahaleyi davet edebilir.”

2026’da büyüme ve enflasyon-Seyfettin Gürsel (Dünya)

“Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimle­ri yaklaştıkça ekonomik büyüme ve enf­lasyon performansının siyasete izdüşümü gi­derek ön plana çıkacaktır. Türkiye’de seçimle­rin 2027 sonbaharında yapılacağına dair genel bir görüş birliği mevcut. İktidar da böyle düşü­nüyorsa 2027 makroekonomik dengeler bakı­mından sonuçları göz ardı edip ekonomide ga­za basılan yıl olacak demektir. Dolayısıyla 2026 enflasyonla mücadelede sıkı para ve maliye po­litikalarının gerektiğinde daha da sertleştirile­ceği son yıl.

Bu noktada kritik soru ekonomik büyüme­den ne kadar taviz verilebileceği. Daha doğrusu Cumhurbaşkanlığının ekonomik durgunluğu (Türkiye özelinde yüzde 2 civarında bir büyü­me durgunluk sayılır) dezenflasyonun devamı için göz ardı edip etmeyeceği. Ekonomi yöneti­minin başa geçtiği, TCMB’nin yönetiminde ve politikasında da köklü bir değişimin gerçekleş­tiği günden beri büyüme-enflasyon ikilemi hep gündemdeydi. Büyüme 2024 yılında ve 2025’in ilk 3 çeyreğinde yüzde 3,5 civarında gerçekleş­ti. Yüksek enflasyonla mücadele koşullarında oldukça yüksek ama en azından siyasal iktidar için kabul edilebilir bir büyümeydi. Buna kar­şılık iç talebe, özellikle özel tüketime dayandı­ğından bu büyüme TCMB’yi hep rahatsız etti. Gerçi dezenflasyon sürecinde 19 Mart süreci­nin neden olduğu geçici şok hariç bir aksama olmadı ama dezenflasyon TCMB’nin öngördü­ğünden çok daha yavaş gerçekleşti. Düşen enf­lasyon politika faizinin her PPK toplantısında düşürülmesine izin verdiğinden, ekonomik bü­yüme de durgunluk sınırının üzerinde seyretti­ğinden TCMB’nin eli rahat bırakıldı.

Bu son iki yılın kısa öyküsü. Tahminler ve kritik göstergelerin yakın geçmişteki seyri 2026’nın farklı olabileceğini söylüyor. Önce ekonomik büyümeye bir göz atalım. Bugün ya­yınlanan 2025 4. çeyrek büyüme tahmininde Betam oldukça kötümser bir tablo ortaya koy­du. Betam son üç ayda 2024’ün son üç ayına kıyasla yıllık ekonomik büyümeyi – yüzde 0,6 tahmin ediyor. Büyümede Betam’ın nokta atış tahminleri çoğu zaman gerçekleşmeden farklı olabiliyor ama genelde gidişatın yönünün tah­mini doğru çıkıyor. Bu kez yön ekonomide ciddi bir yavaşlamaya işaret ediyor.”

Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

EtiketlendiMedya
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Önceki Makale Dijital feodalizme hoş geldiniz
Sonraki Makale Uyuşturucu bahane petrol şahane

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

*Günlük

“Sudan ucuz” İran kamikazeleri

Medya Günlüğü
10 Mart 2026
GünlükManşet

Türkçe âşığı İsveçli ordinaryüs

Medya Günlüğü
10 Mart 2026
GünlükManşet

Tarihi değiştiren adam

Medya Günlüğü
10 Mart 2026
GünlükManşet

9 soruda Tahran

Medya Günlüğü
10 Mart 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?