Grönland ve NATO gerçeği-Mehmet Ali Güller (Cumhuriyet)
“Trump yönetimi, Batı yarımküreyi Çin’e kapatabilmek için yeni Monroe Doktrini ilan etti. Gerçi bölgenin en kuzeyindeki Grönland’a çökmek istemesinin de temel nedeni Çin ve sonra Rusya ama mesele haliyle bir ABD-AB sorununa, hatta NATO içinde bir krize dönüşüyor. Zira ABD’nin çökmek istediği Grönland Danimarka toprağı ve Danimarka hem AB hem NATO üyesi.
Emperyalist ABD’nin Venezüella’ya saldırıp devlet başkanı Maduro’yu kaçırması, Danimarka toprağı Grönland için “Ya bana verin ya da zorla alırım” demesi, Panama Kanalı’na el koymaya çalışması, Kanada’yı 51. eyalet yapmak istemesi, bir nevi “ABD’nin kendi kurduğu düzeni kendisinin yıkması” olarak değerlendiriliyor. Şu farkla:
Aslında “Amerikan düzeni” de bir ölçüde böyleydi: ABD’nin Vietnam’dan Afganistan’a, Irak’tan Libya’ya saldırması Amerikan düzeniydi; Güney Amerika ülkelerinden Ortadoğu ülkelerine darbeler yapması Amerikan düzeniydi; dünyanın pek çok ülkesinde siyasilere suikastlar yapması Amerikan düzeniydi.
Trump’ın Venezüella ve Grönland operasyonları ise çözülmekte olan düzenden kalanlar üzerine oturma saldırılarıdır. Dolayısıyla bu hamleleri kıdemli meslektaşım Hasan Bögün’ün ifadesiyle, “ABD’nin yeniden paylaşma talebi” diye de yorumlayabiliriz.
ABD hegemonyası artarken “Amerikan düzeni” operasyonları ABD’nin müttefiklerini de olumlu etkiledi, ABD hegemonyası gerilerken “Amerikan düzeninden kalanları koruma ve yeniden paylaşma talepli yeni düzen” operasyonları ise doğrudan ABD müttefiklerini de hedef almaya başladı. İşte Grönland krizi budur.
Geleceğin güç mücadelesi Arktik Okyanusu’nda. Buzulların erimesi yeni rezervler ortaya çıkarıyor. Yeni teknoloji için gereken nadir elementler var bölgede. Ayrıca ortaya çıkmaya başlayan kuzey rotasının kısalığı ve daha ekonomik olması da Arktik’i önemli yapıyor.
Emperyalist ABD bu nedenle Grönland’a çökmek istiyor ve bunu da “Grönland’ın etrafında Çin ve Rus gemileri kabul edilemez” diyerek gerekçelendirmeye çalışıyor.”
İçimizdeki Amerikancılar sevinmesin, Bolivar kazandı-Aytunç Erkin (Nefes)
“Prof. Dr. Esat Arslan. Gazi tuğgeneral. 1967’de Kara Harp Okulu’nu, 1979’da Kara Harp Akademisi’ni, 1984’te Silahlı Kuvvetler Akademisi’ni Ankara’da tamamladı. 1994 yılında Güneydoğu Anadolu’da bir operasyonu yönetirken yaralanan Arslan, tuğgeneral rütbesindeyken 15 Kasım 1995 tarihinde sağlık nedeniyle emekliye sevk edildi. Sonra akademisyen oldu. Çevre ülkeler, dış politika, tarih ve güvenlik konularında yayınlanmış yüzlerce İngilizce ve Türkçe makale ve bildirisi var. Amerika’yı, İran’ı, Latin Amerika’yı iyi bilen bir isim.
Geçen hafta Habertürk’teki bir yayında beraber konuktuk ve harita başına geçtiğinde su gibi akıp giden ders vermişti. “Hocam sizden ara ara yararlanmak isterim” dedim o da bana “Her an yararlanabilirsin” demişti. Prof. Esat Arslan’dan “yararlanma vakti” Venezuela’da yaşanan ABD darbesi sonrasında geldi. Arslan Hoca’nın şu tespitiyle başlayalım:
“İçimizdeki Amerikancılar sevinmesin. Aman Aytunç. Şak şak nedir anlayamadım bazılarını. Bunlara ne anlatacaksın? Bolivarcılık’ı mı anlatacaksın? Bolivarcılarla mücadele görünüyor ama muhalefeti iktidar yapamadı Amerika. ABD yine Bolivarcılarla süreci götürmek zorunda. Ancak Bolivarcılar yönetebilir ülkeyi. Devlet başkanını kaçırdığı ülkede bile iktidarı belirleyemedi Amerika.”
Hemen araya gireyim. Simon Bolivar, Kolombiya, Venezuela, Ekvador, Peru, Panama ve Bolivya olarak bilinen ülkelerin İspanyol İmparatorluğu’ndan bağımsızlıklarını kazanmalarına öncülük eden Venezuelalı askeri ve siyasi lider. Halk arasında El Libertador ya da Amerika’nın Kurtarıcısı olarak bilinir.
Esat Arslan’la yaptığım sohbete devam edelim.
Emekli Tuğgeneral Arslan, “Dört yıla yaklaşan Rusya- Ukrayna savaşı var. Klasik yöntemlerle yapılan bir savaş. Diğer tarafta da 2 saatlik 20 dakikalık bir operasyon yaşadık. Şunu gördük: Amerika durdurulamaz değil durdurulmak zorunda. Dehşet ve vahşet ortaklığı. Küresel haydutluğu okumaya ve anlamaya çalışıyorum. Bilimsel bakmaya çalışıyorum; neo realist ama olmuyor. Bu bir vaka ve Maduro vakası” diye konuştu.
Esat Arslan, “Ne kadar başarılı oldu Trump göreceğiz. Yıl sonunda Amerikan kongresinde yapılacak seçimlerde göreceğiz. Son senelerinde ABD başkanlar topal ördek oluyor” dedi ve şöyle devam etti:
“Yapılan harekat çok başarılı. Bunun üzerine söylenecek çok şey yok. Şunu söylememiz lazım: Dışişleri Bakanlığımızın taraflara itidal çağrısı vardı. Ama tarafların olmadığı bir olguyu yaşadık. Tecavüz eden ve edilen var. ‘Maduro muteber değildi ama meşru olmayan yollarla indirilmesi kapı aralar’ bakışı da yanlış.”
İncitici belki ama sosyolojik gerçek bu-Mehmet Y. Yılmaz (T24)
“AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Zaman zaman ‘gençler iş beğenmiyor’ diyorlar. Bu tarz gençlerimize haksızlık eden genellemelerin yapıldığını görüyoruz. Bunun da ötesinde ‘ev genci’ gibi incitici ifadelerle gençlerimizin hedef alındığına şahit oluyoruz. Bu ülkenin aydınlık yüzlerini edilgen bir konuma iten, onların potansiyelini yok sayan hiçbir yaklaşımı bugüne kadar kabul etmedik ve etmeyeceğiz” dedi.
Bu sözleri okuduğumda “işte Türkiye’nin aradığı muhalefet lideri” diye göz yaşlarıma hâkim olamadım.
“Analar ne aslanlar doğuruyor” diye kükreyecektim ki o anda hatırladım, bu sözleri söyleyen kişi muhalefet lideri değil, Türkiye’yi 24 yıldır tek başına yönetiyor!
Üzüldüm tabii.
Cumhurbaşkanı’ndan Türkiye’de ne olup bittiğine ilişkin bilgileri saklıyorlar mı acaba diye merak ettim.
Saklıyor olmalılar ki Cumhurbaşkanı “ev genci” kavramını “incitici” buluyor.
Research İstanbul’un 26 ilde, 18 – 30 yaş arası 2 bin gençle yaptığı Nesil Künyesi 2025 araştırmasına göre, her 10 gençten 7’si aile evinde yaşıyor.
Bu yaş grubunda 17 milyonun biraz üstünde genç var. Demek ki bunların yaklaşık 12 milyonu ailesinin evinde yaşamak zorunda.
Cumhurbaşkanı bunu “incitici” de bulsa, bu gençlere “ev genci” deniliyor; üzgünüm ama sosyolojik gerçek bu.
Aynı araştırmanın sonuçları gösteriyor ki her 10 gençten 6’sı ailesinden düzenli destek almadan yaşayamıyor.
Yani yuvarlak hesapla 10 milyon genç, ailesinden “harçlık” almak durumunda.
Düzenli ücret ya da maaş gelirine sahip gençlerin yüzde 33’ü de ailesinden destek alarak yaşayabiliyor. Aldıkları ücret ya da maaş, geçinmelerine yetmiyor.
10 gençten sadece 2’si birikim yapabiliyor. Yaklaşık 350 bin genç yani.
Birikim yapabilenlerin büyük çoğunluğu, aileden miras kalan varlıklar (ev, araba, kira yükünün olmaması) sayesinde bunu başarabiliyor.
Gerisinin üç kuruş para biriktirip bir otomobil, bir ev almak gibi hayal kurmalarına bile imkân yok.
OECD’nin araştırmasına göre Türkiye, üniversiteden yeni mezunların toplam istihdamında 33 ülke içinde yüzde 63,5 ile en düşük orana sahip.
“İncitici” olan şey bu gerçeğe verilen isim değil, gerçeğin kendisi.
Bu gerçeği düzeltmek de Cumhuriyet tarihinin dörtte birinde iktidar yetkisini tek başına elinde tutan kişinin sorumluluğunda değilse, kimdedir?
Kavramları incitici bulabilirler elbette ama incitici olanı düzeltmek kimin işidir.”
“Bundan sonra neresi?” soranlara cevap olsun diye yazdım-Fehmi Koru (Karar)
“Belgeselleriyle Oscar dahil pek çok ödül kazanmış Amerikalı Michael Moore’un on yıl önce bütün dünyada ilgiyle izlenmiş filminin adı ‘Where to Invade Next’ idi.
Türkçesi “Bundan Sonra Nereyi İşgal edelim” oluyor…
Moore, İtalya, Fransa, Finlandiya, Tunus, Slovenya, Almanya ve Portekiz’e giderek, o ülkelerde gördüğü Amerika’yı sollayacak üstün nitelikleri sergilemekteydi.
Her gittiği ülkeye işgal eder gibi Amerikan bayrağı dikerek…
Nihayet ülkesine Donald Trump başkan olarak seçildi ve Moore’un hiç beklemediğini -işgal- yapmaya başladı…
Şimdi dünyanın dört bir tarafında “Bundan sonra neresi?” sorusuna cevap aranıyor…
Pek çok ülke hedefinde, fakat hazret acaba o listede bulunanların hangisinden işgaline devam edecek?
Merak bu.
“İran” diyen de var, listedeki başka ülkeleri öne çıkartan da…
Dün baktım, Washington Post gazetesi, başyazısından Trump’ı listesindeki bir yer konusunda uyarma ihtiyacı duymuş…
“Başkan henüz bir NATO ülkesini işgale kalkışmadı, fakat ne kadar yapmaz gibi gelse de, bu, teşebbüse kalkışmayacağı anlamına gelmiyor” giriş cümlesiyle başlayan başyazının başlığı şu: “Grönland NATO’yu perişan etmeye değmez…”
İmzasız yazıyı kaleme alanlar, ciddi ciddi, NATO ülkesi Danimarka’ya ait olduğu için, Grönland’ın müttefiklerle didişmeye değmeyecek kadar önemsiz bir toprak parçası olduğuna dikkatini çekerek, Trump’ı uyarmaya çalışmışlar…
Sağda-solda yazılanları okur, elleri sopalıların ekranlarda yorumlarını izlerken, aklıma birden Trump’ın ilk döneminde kendisi gibi psikiyatr olan meslektaşlarını bir araya getirerek, onun akıl sağlığını sorgulayan Dr. Robert Jay Lifton geldi.”
Reel sektör 2026 yılına kur riskiyle giriş yaptı-Naki Bakır (Dünya)
“Türk reel sektör firmaları, küresel ekonomide son yıllarda giderek büyüyen riskler ve belirsizlikleri devralan 2026 yılına, yabancı para net pozisyon açığı ve buna bağlı olarak kur riski büyümüş olarak girdiler.
Merkez Bankası’nın son açıkladığı Ekim 2025 verileri, finans kesimi dışındaki firmaların (reel sektör), geçen yıl döviz yükümlülüklerini döviz varlıklarından üç kat daha fazla artırarak döviz açıklarını hızla büyüttüklerini ortaya koydu. Buna göre geçen yılın ilk on ayında döviz varlıklarını yüzde 11,6 büyüterek 175 milyar 458 milyon dolara çıkaran reel sektör firmalarının yükümlülükleri ise yüzde 17,4 artarak 358 milyar 256,5 milyon dolara ulaştı.
On aylık dönemde varlıklardaki 18 milyar 243,3 milyon dolarlık artışa karşılık, yükümlülükler 53 milyar 161,6 milyon dolar büyüdü. Böylece firmaların net döviz pozisyonu açığı on ayda yüzde 23,6 oranında 34 milyar 918,3 milyon dolar büyüyerek 182 milyar 798,6 milyon dolara ulaştı. Döviz açığındaki hızlı büyüme, şirketlerin baskılı kurun devamını öngörerek dövizle borçlanmada rahat davrandığını ve kur riskini sınırlama refleksi göstermediğine işaret ediyor. Açığın ulaştığı hacim ise “Şirketler hedge etmiyor” seviyesini geçip “makro kırılganlık” seviyesine gelmiş bulunuyor. Bu da şirketleri, 2026 yılında yaşanabilecek kur şoklarına karşı risk altında bırakıyor.
Reel sektörün döviz varlıklarındaki artışın 7 milyar 469 milyon dolarla en büyük bölümü yurt dışına doğrudan sermaye yatırımlarında gerçekleşti. Aynı dönemde reel sektörün yurt içi ve yurt dışı bankalardaki döviz mevduatları 5 milyar 256 milyon, ihracat alacakları 4 milyar 814 milyon, portföylerindeki yabancı para cinsi menkul kıymetleri 692 milyon ve türev varlıkları 13 milyon dolar arttı. Bu artışlarla reel sektörün Ekim 2025 itibarıyla döviz mevduatı 74 milyar 758,5 milyon, ihracat alacakları 54 milyar 121,2 milyon, doğrudan yatırımları 33 milyar 332 milyon, türev varlıkları 10 milyar 758,9 milyon, menkul kıymet portföyü de 2 milyar 477,5 milyon dolar oldu.”
Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
