Cuma, 30 Oca 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Günlük

Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
Son güncelleme: 6 Ocak 2026 19:27
Medya Günlüğü
Paylaş
Paylaş

Dünya söyleniyor, Trump eğleniyor!-Mustafa Balbay (Cumhuriyet)

“ABD’nin Venezüella Devlet Başkanı Maduro’yu eşiyle birlikte New York’a kaldırması, dağa kaldırmaktan daha kaba bir operasyon! Sonrasındaki açıklamaları, sıradaki ülkeleri sıralaması, şu soruları anlamsız kılıyor:

-Uluslararası hukuk nerede?

-Bir ülkenin egemenlik hakkına saldırının bu kadar kanunsuz olması kabul edilebilir mi?

-Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin ABD dışındaki daimi üyelerinin ortak bir tavrı olmayacak mı?

-Bu hukuksuzluk yol olursa arkası nereye varacak?

Başta vurguladığımız gibi bu “anlamsız” soruları bırakalım, karşı karşıya kaldığımız durumu sütuna yatıralım.

ABD’nin Latin Amerika’ya bakışı her zaman şaşı oldu. Türkçeye çevirirsek şöyle:

Ya benimsin ya benimsin!

ABD’nin Latin Amerika’ya yaptığını kimse yapmamıştır. Arjantin’den Bolivya’ya, Uruguay’dan Şili’ye, Nikaragua’dan Peru’ya Orta ve Güney Amerika ülkelerinde 20. yüzyıl boyunca yaşanan darbe ve darbe girişimi sayısı binin üzerinde. Her biri ötekinden vahşi.

ABD büyükelçiliğinden helikopterle ayrılıp devlet başkanlığı sarayına darbeye giden generaller…

Çok uluslu şirketlerle bir olup ülkeyi dara sokan, sonra da darbeye öncülük eden politikacılar…

Biz de 20. yüzyılın sonlarında Brezilya, Arjantin, Şili, Nikaragua, Guatemala ve Meksika’ya sırt çantasıyla dolaşıp yazdık. New York’tan Mexico City’ye otobüsle dura kalka gittik. Dönüşte de Los Angeles’tan New York’a üç gün iki gecede Greyhound otobüsleriyle geldik. Greyhound Türkçe tazı demek. Otobüslerde yer numarası yok. Yolda bir şehirde inip birkaç saat sonra gelen başka bir Greyhound otobüsüne binebiliyorsunuz. Böylece ABD’nin “vahşi batı”sından, “uygar doğu”sunu baştan başa görmüş olduk.”

Lenin’e şapka çıkarmak-Soner Yalçın (Nefes)

“Eee hani, ideolojiler dönemi bitmişti…

Eee hani, emperyalizm dönemi bitmişti…

Eee hani, devlet çekilsin, serbest piyasa çözerdi…

Eee hani, herkes entegre olursa küreselleşme çatışmayı azaltırdı…

Maskeler çıkarıldı: Trump’ın Maduro’ya uyguladığı şiddet, finans kapitalin tıkandığı yerde emperyalist devlet aygıtının doğrudan devreye girdiğini gösterdi.

Çeşitli makyajlar ile saklanan neoliberalizmin/piyasanın zor aygıtını Trump ortaya çıkardı.

Kapitalizm tarihi boyunca yaptığını yine devreye soktu: Sermaye, “gönüllü” giremediği pazara, devlet zoruyla girer! Ki bu, emperyalizmin “çıplaklaşmış” halidir.

Yıllardır yutturmaya çalışsalar da bugün net olarak görülen budur; neoliberalizm, emperyalizmin ideolojik perdesidir.

Kapitalizmin üst aşaması aslında hiç değişmedi bugün salt meşrulaştırma biçimi çöktü.

Bugün gelinen aşama; emperyalizmin artık kendini gizleme ihtiyacı duymuyor…

Bu “yeni bir emperyalizm” değil, emperyalizmin kriz içindeki formu ile yine karşı karşıyayız.

Emperyalizmin kendisi değil, onu gizleyen “barışçıl” anlatı çöktü. İtibarıyla başta dönek solcular olmak üzere liberallerin inandırıcılığı sona erdi. Bu noktada Lenin’in tarihselliğine “şapka çıkarmak” gerekmiyor mu?

-Kapitalizm, kendi krizlerini barışla çözemez. Kriz derinleştikçe zor kaçınılmaz hale gelir…

Evet Lenin haklı çıktı; emperyalizm, kapitalizmin bir tercihi değil, kaçınılmaz sonucudur!”

Ölü toprağında yarı ölüsün zaten!-Umur Talu (T24)

“Rosa Gonzales, yaşlı olmasına yaşlıydı ama belki dua da ederek yeni bir sabahta yine hayata tutunmak üzere uykuya daldığı yatağında böyle öleceğini, öldürüleceğini bilemezdi.

ABD’nin “seçilmiş” başkanı, önce yemin ettiği anayasayı ezdi, sonra da Rosa Gonzales’i yatağında, uykusunda öldürdü.

“Savaş” yoktu, ABD’nin kendini savunma ihtiyacı yoktu ve hele Rosa Gonzales’in hiçbir kötülüğü dokunmamıştı. Rosa Gonzales’i evini basan birtakım maskeli adamlar öldürseydi, “terör” denecekti. Ama sömürgecilik ve emperyalizmden de beslenerek “medeni” olmuş devletler ve adamları ve kadınları, bombardımanla gelen bu “cinayet”i alkışladı.

Rosa Gonzales uykuya yattığı sırada ve rüyasının bir yerinde öldürülürken, ülkesi Venezuela’nın “bir şekilde seçilmiş” başkanı da, onu elleriyle koymuş ve birlikte eğlenmeye gider gibi “saray”ından “zorla ya da ikna ederek” çıkarmış ABD timiyle Washington’a uçuyordu.

Rosa Gonzales öldürülmüştü, “yerel diktatör”ü, “küresel diktatör” tarafından sağ salim alınmıştı. “Halk” ve “diktatörler” arasında bir fark olacaktı. Rosa Gonzales ne daha önce ABD’ye meydan okumuştu, ne de mütevazı evindeki son günlerinde Trump’a göz kırpıp “anlaşabiliriz” diyebilmişti. Sıradan hayatı sıra dışı bir ölümle bitti. Başkanının “sıradan” olmayan hayatı ise “aşırı sıra dışı bir başkan”ın yeni emperyalizminin elinde kelepçeliydi.

Venezuela’da olan biteni neredeyse bir Latin Amerikalı gibi izlediğiniz için, uzun uzun şunlardan bahsetmeyeceğim: Dünyanın en büyük petrol istasyonu, altın dolu bir toprak, ABD-Çin çekişmesinin sahnesi, emperyalizm ve sömürgeciliğin 21’inci Yüzyıl şiddeti, Maduro’nun dikta ve yolsuzlukla kirlenmiş başkanlığı, “uyuşturucu trafiği” bahaneleri, Trump’ın kendi ülkesindeki yoksulları sefalete iterken başka ülkelerin kısırlaşmış zenginliği ile yoksul halklarına saldırması, ABD sermayesinin ve devletinin militer azgınlığı ve “küçük” ülkelerdeki işbirlikçileri…

Ve “Kardeşim Maduro”nun “mağdur” ya da “madara” edilmesi karşısında, Trump korkusuyla üç maymunu oynayan kendi “yiğit” iktidarınız! “Küresel haydut” karşısında sus pus olan “dünya liderliği!..

Benim derdim şu: Öncelikle, kendi ülkelerine saldırılırken bile bölünmüş halklar. İsyan eden Venezuelalıların yanı sıra aşırı sevinenler ve sessizliğe gömülenler. Diktaların, zorbalıkların veya faşizmin kıyısında dolaşan her ortamın, emperyalizmin; halkları kendilerinden ve birbirlerinden koparması.

Sonra, kendi devletleri kendi anayasalarını çiğneyip haydutluk yaparken bunu “normal” bulabilen halklar. Protesto için sokaklara dökülenlerden çok daha kalabalık bir sessizlik, hatta onay, hatta taktir.

Bunun yanında, “uluslararası hukuk” denen şeyin, aynı yakından bildiğimiz “hukuk devleti” palavrası gibi, Gazze’den Karakas’a, nasıl ikiyüzlü bir rezillik olduğu.”

Maduro bahane asıl neden Çin-Uğur Ergan (halktv.com.tr)

“Venezuela’ya yönelik saldırının arkasında ABD’nin bu ülkenin petrol yataklarına ve yeraltı zenginliklerine çökme amacı taşıdığını söylemeyen kalmadı.

Trump da zaten bunu inkar etmiyor.

Tüm yüzsüzlüğü ile dünyanın gözünün içine bakarak, ABD’nin Venezuela’nın petrol endüstrisine çok güçlü şekilde dahil olacağını, Venezuela petrolünün ABD’nin kasasını dolduracak şekilde akmaya başlayacağını söylüyor.

Asıl mesele bundan sonra ne olacağı?

Maduro’nun ne olacağı beni çok ilgilendirmiyor.

Ancak, Venezuela halkının demokrasiye, huzura, refaha kavuşmasının Trump’ın hiç umurunda olmadığının da farkındayım.

Diktatörlük heveslisi Trump’ın, ABD’nin Latin Amerika üzerindeki hegemonyasını vurgulayan ve dış güçlerin bölgeye müdahalesini engelleme politikasını ifade eden “Monroe Doktrini”ni sürekli vurgulamasının en önemli nedeni Çin.

Çin konusunu detaylı şekilde açtığımızda, saldırıyı sadece Venezuela petrolüne bağlamanın doğru olmadığını görebiliriz.

İleri teknoloji hamleleri ve ucuz iş gücüne sahip olması nedeniyle ABD ekonomisini tehdit eden Çin’in, ucuz enerji ve nadir elementlerin bulunduğu bölgelere (Özellikle Afrika) ABD ve Avrupa’ya göre daha atik davranarak girdiği bir gerçek. (Çin, operasyona kadar Venezuela petrolünün de en büyük alıcısıydı.)

Trump’ın iktidara gelir gelmez yarattığı Panama Kanalı krizi de Çin’le ilgiliydi; “Arjantin’deki baş kukla” Javier Milei’ye, geçen yıl ara seçimleri kazansın diye 20’şerden toplam 40 milyar dolarlık iki ekonomik destek paketi sunması da.

Şu artık çok net:

ABD, Çin’in dünyada çok ciddi ekonomik güç haline gelmesinden rahatsızlık duyuyor, yaşamsal tehdit olarak görüyor.”

Trump’ı ilk örnek mi sandınız-Fehmi Koru (Karar)

“Venezuela devlet başkanı Nicolas Maduro’nun yatağından kaldırılarak ABD’ye götürüldüğü operasyon, beklenebileceği gibi, günledir haberlere ve yorumlara konu oluyor.

Nasıl olmasın ki… Egemen bir devletin seçimle iş başına gelmiş lideri, uluslararası kamuoyunun gözleri önünde, bir başka ülkenin askerleri tarafından haremine girilerek kaçırıldı.

ABD Maduro’yu ‘uyuşturucu kaçakçısı’ töhmetiyle yargılayacakmış…

Donald Trump bütün operasyonu baştan sona heyecanla izlemiş; övünerek anlatıyor…

“Bunu ancak ben yapabilirdim” havasında Trump. Uzman olan olmayan yorumcular da, genellikle, Trump’ın kişisel özelliklerini öne çıkartarak operasyonu değerlendiriyor…

Oysa bu yanlış bir yaklaşım.

Evet, Trump eskilerin ‘nev-i şahsına münhasır’ dedikleri türden bir özel olay ve ülkesi tarihini kendisiyle başlatma hevesinde olduğunu hiç saklamıyor; ancak ABD tarihi şimdikine benzer örneklerle bezenmiş durumda.

ABD, kendisine kafa tutan liderlere veya göz dikilecek önemli değerlere sahip ve o değerlerden yararlanmasına izin vermeyen ülkelere, geçmişte de, benzer operasyonlarda bulunmuştu.

[‘Johnson mektubu’ ile Kıbrıs konusunda, daha sonra afyon ekimini yasaklatmada ve tabii darbeler ile darbe girişimlerinde bizim tarihimizde de ‘ABD parmağı’ belirgin değil midir?]

Trump’ın özelliği, eskiden gizleme ihtiyacı duyulan ve suçlanıldığında inkar yoluna sapılan türden eylemleri hiç sakınmadan kendi reklamı için kullanabilmesi…

Yaptığından utanmadığı gibi övünüyor da…

Çok eskilere, Avrupalı devletlere “Burası benim çöplüğüm” edasıyla Latin Amerika konusunda kafa tutulan 1817-1825 arasının ABD başkanı James Monroe dönemine gitmeye gerek yok.

[İmzasını taşıyan ‘ABD Ulusal Strateji Belgesi’nde, Monroe doktrinine Trump’ın ek bir yorum yaptığını ve arka bahçe saydığı ‘Batı Yarımküre’ diye anılan topraklarda gözü olduğunu ifade eden geniş bir bölüm bulunuyor.]

Trump Venezuela’nın petrolünü, doğalgazını ve kıymetli madenlerini ülkesinin kullanımına açmak istiyor.

Kanalında gözü olduğunu belli ettiği Panama’yı 1983-1989 yılları arasında fiillen yöneten Manuel Noriega da, bir gece yarısı operasyonuyla ABD’ye getirilmişti.

ABD’nin o zamanki başkanı George H. W. Bush’tu (1989-1993)…”

Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

EtiketlendiMedya
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Önceki Makale Venezuela operasyonu: Yeni dünya düzeninin ayak sesleri 
Sonraki Makale Mehmet Şüküroğlu çiziyor

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

EditörGünlük

Rus sporculara “yarım izin”

Medya Günlüğü
30 Ocak 2026

Mehmet Şüküroğlu çiziyor

Mehmet Şüküroğlu
30 Ocak 2026
Günlük

Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
30 Ocak 2026
EditörGünlük

Kadınlara Taliban işkencesi

Medya Günlüğü
30 Ocak 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?