Cuma, 30 Oca 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Günlük

Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
Son güncelleme: 2 Ocak 2026 19:33
Medya Günlüğü
Paylaş
Paylaş

Medya iktidarı kurtarır mı?-Sertaç Eş (Cumhuriyet)

“Yazımızın başlığındaki soruya hemen yanıt verelim. Yalnızca medya, hiçbir iktidarı kurtaramaz. Özellikle ekonomik krizin yurttaşı bezdirdiği son dönemde, medyaya Cumhur iktidarını savunması için yüklenen misyon, girilen beklentiler yanlıştı. Tamam, medyanın yüzde doksanı yandaş yapıldı. Cılız seslerin dışında eleştirel medya bırakılmadı. Ama bunun çözüm olmayacağı, acı çeken toplumu uyuşturmaya yetmeyeceği bilinen bir kuraldır. Örneğin aynı şeyler Ecevit hükümeti döneminde denenmiş, olmamıştı. Yalnızca AKP iktidarı tarafından farklı bir içerik ve yöntemle denendi. Yine olmadı. İktidarın medya kurgusuna 24 Ocak 2025 tarihli yazımızda dikkat çekmiştik. Neredeyse bir yıl geçmiş, bilgileri güncellemekte fayda var.

Peki ne yapıldı, niye olmadı?

Şöyle anlatalım. İktidarı savunmak için yeni yeni haber kanalları kuruldu, yeni gazeteci tipi üretildi. Tartışma programları en ince ayrıntısına kadar düşünüldü, yönlendirildi. Programların kamera arkasında çalışması için çok sayıda gazeteci-araştırmacı alındı, büyük ekipler oluşturuldu. Bu ekiplere, iktidarın işine yarayacak her tür bilgi, kaynağından açıldı. Ekrana çıkıp iktidarı savunacak “eğitilmiş-yetiştirilmiş” kişiler için sürekli anlık destekler sağlandı. Ekranda iktidarı savunanlar zora düştüklerinde, kamera arkasındaki ekipler hemen kritik bilgilerle destek sağladı. Zor durumdaki yandaşlara telefonlarla bilgiler aktarıldı. Yetmedi, zayıf kalan yandaşın yanına başka bir yandaş telefonla konuk olarak çıkarıldı. Büyük bütçeler ayrılarak yapıldı bunlar. Kim bilir, kimlere, nerelerden ne harcamalar yapıldı?

Yetinilmedi, programlara “çakma muhalifler” yerleştirildi. Muhalefeti savunur gibi görünenler, kurgu gereği programlarda karşıdakilerine hep yeniliyor ve mahcup oluyorlardı. Verilmek istenen mesaj açıktı: Gördünüz mü, işte muhalefet her zaman her yerde başarısız, yapamıyor.

Sonra? Sonra bilinen o hata yapıldı. İmamoğlu’nun önce diploması iptal edildi, sonra tutuklandı. İşte o saatten sonra insanlar kitleler halinde belli televizyonları izlemekten vazgeçti. Bir sürü üfüren, bağıran, iktidarı cansiperane savunan televizyon, gazeteci anlamsızlaştı. Çünkü izleyicisi kalmadı, tüm proje boşa düştü. Şimdi bazı televizyonlar aktif yayından çekiliyor, bazılarının varlığı unutulmuş durumda.”

Şapka çıkarttırdın Mehmet Şimşek!-Deniz Zeyrek (Nefes)

“Sürekli okuyucularım, izleyicilerim bilir. Youtube’da bir kanalım var ve orada günlük haberleri aktarıp yorum yapıyorum.

Yeni yıla girerken 11 ayı geride bırakmıştım.

O 11 ayda en çok kullandığım sözcüklere baktım. Doğrusunu isterseniz Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in isminin üst sıralarda çıkacağını tahmin etmiştim ama yanılmışım. Mehmet Şimşek 10. sırada çıktı.

Demek ki az çınlatmışım kulaklarını.

O nedenle de 1 Ocak 2026 günü yazdığım, 2 Ocak 2026 günü okuduğunuz bu yazıyı Mehmet Şimşek’i anmadan yazamazdım.

Zira kendisine şapka çıkarıyorum.

Nedenini arz edeyim:

Adam koca Türkiye’nin bütçesini sadece vatandaşlardan topladığı vergi, harç ve cezalarla oluşturdu. Topladığı vergi, ceza ve harçlar yetmiyormuş gibi, bir de kamu hizmetlerine zam yağdırdı. Kamuda zerre tasarruf yapamadı. Kamu ihalelerinde 21B maddesi uygulandığından ve ihaleler yüksek fiyatlara yandaşlara gittiğinden kamu kayıpları hız kesmedi. Türkiye’nin dişinin kovuğunu dolduracak kadar dahi doğrudan yabancı sermaye getirmedi. Tersine, Türk sermayesini ülke dışına kaçırdı.

Bunun yanında millet yüksek faiz, yüksek kur, yüksek enflasyon üçlüsünün karşısında alım gücü dibe vurmuş, aldığı ücretler yoksulluk seviyesinin altında kalmış bir vaziyette perişanken o sağda solda “başarı hikayeleri” yazdı.

İşte böyle bir durumda bize de şapka çıkarmak düşer.”

Süreci İstanbul’dan, Ankara’dan okumak artık yetersiz kalıyor; Diyarbakır çağırıyor, hissediyorum-Tuğçe Tatari (T24)

“Normalde siz bu yazıyı okurken ben Diyarbakır’da olacaktım.

Beş gün boyunca elimden geldiğince “yeni Diyarbakır”ı okumaya çalışacaktım. Şimdilik kar girdi aramıza!

2015’te son bulan “o” barış sürecinin bedelini en ağır, en yıkıcı biçimde yaşayan şehirlerden biri de Diyarbakır’dı.

Yaşananlar hem fiziki hem de toplumsal hafıza adına derin kırılmalar yarattı.

Eski dostlar hemen buhar oldu mesela!

Çoğunluğu Türk ve çoğunluğu tanınan insanlardan oluşan o kalabalık ve “önemli dostlar…”

Amed güzellemeleri, ciğer paylaşımları, geleneksel kıyafetlere merak, herkesin birbirine “heval” diye hitap etme dönemi, Kürtçe kelimeler kullanarak konuşma modası, Kürt siyasetinin tanınmış isimleriyle yakınlık telaşı, etkinliklerde protokolde olma yarışı, “benim de Kürt arkadaşlarım var” dönemi bir anda yerini sessizliğe ve derin bir yalnızlığa bıraktı Kürtler adına.

Özetle, bir karanlık dönemi daha yanlarında kimsecikler olmadan yapayalnız atlattılar.

Dostlar yolda bırakıldı, yazılan-konuşulan o büyük laflar unutuldu, devrimci olduğu iddiasındaki muhabbetler hemen son buldu, Kürt siyaseti eleştirilen, tu kaka edilen hareket oldu.

Çünkü devlet devredeydi ve bu meselenin yaratacağı popülerlik ve saygınlık döneminde yine süresi belli olmayan bir ara dönem yaşanacaktı.

Saygınlık getirmeyecekse doğruya doğru demenin anlamı ne değil mi?

Veya ünlenmeyeceksek, panellere çağrılmayacaksak, ödül almayacaksak yaşanan mağduriyetleri görmenin ne esprisi var değil mi?

Evet turnusol etkili, çok acayip şeyler yaşandı “düşünce insanları” adına, büyük dönüşlere tanıklık edildi.

Elbette o süreçte her manada kayıplar yaşandı.

Her kayıp can yakar ama en büyük kayıp insan hayatı kaybıdır, tartışmasız.

Çok insan öldü o süreçte.

Derin mağduriyetler yaşandı; sanki eskileri unutulmuşcasına yenileri eklendikçe eklendi üst üste.

Tarihi yapılar yıkıldı, şehirler kimliksizleştirildi.

Siyasilerin tutuklanmaları, kayyımlar, tüm diyalog ihtimallerinin kapanması ve acı bir şiddet ortamı.”

IŞİD saldırısında istihbarat ve operasyon zafiyeti mi var?-İsmail Saymaz (halktv.com.tr)

“Yalova’da, üç polisimizin şehit olduğu IŞİD saldırısında evden sağ çıkarılan altı kadın ve beş çocuk ile yaralı polislerin vereceği ifadeler terör eylemini aydınlatacak bilgiler sunabilir.

Saldırıdan sonra gözaltına alınan 150 civarında selefi ve tekfircinin anlatacakları da hayati değerde.

Çünkü bunlar arasında ölü ele geçirilen altı IŞİD’nin hoca diye bağlı olduğu şüpheliler ile aynı mescitte ders alıp namaz kıldıkları örgüt sempatizanları var.

Daha şimdiden kritik bilgilerden söz ediliyor.

Adliye kaynaklarından öğrendiğim kadarıyla evden el bombası ve el yapımı patlayıcı çıktığı iddia ediliyor. Eğer bu bilgi doğruysa, IŞİD’çilerin büyük bir saldırıya hazırlanırken baskın yediği sonucu çıkar.

Bu ihtimali güçlendiren bir iddia daha var: Ölü ele geçirilen altı IŞİD’çinin de yer aldığı WhatsApp grubunda saldırıdan bir gün önce, 28 Aralık’ta, cihada dair paylaşım yapıldığı kaydediliyor.

Aynı gün Yalova’daki IŞİD hücresinden bir kişinin eve giderek içeridekileri eylem düşüncesinden vazgeçirmek için ikna etmeye çalıştığı iddia ediliyor.

Gerçekten, öyle mi?

Altı IŞİD’çi saldırıya hazırlık mı yapıyordu?

Nasıl bir eylem gerçekleştireceklerdi?

Silahları ve patlayıcıları nereden ve kimden temin ettiler?

Gece 2’de arama

Öte yandan, üç polisin şehit verildiği saldırıda bir dizi zafiyet dikkat çekiyor.

Madde madde anlatalım.

-Üç polisin bir arama kararıyla saat 2’de eve gittiği belirtiliyor. Normalde polis saat 2’de aramaya gitmez. Neden günün ışıması beklenmedi de gece karanlığında kapı çalındı? Savcılığı acele etmeye mecbur eden nedir? Hangi gerekçeyle arama kararı alındı? Bu gerekçeler arasında evde silah veya patlayıcı bulundurma ya da silahlı eylem iddiası var mı? Yoksa neden gece 2’de gidildi?

İstihbarat zafiyeti

-Ölü ele geçirilen IŞİD’çiler polis tarafından bilinen ve tanınan kişilerdi. Ev de muhtemelen gözetim altındaydı. Çünkü IŞİD’çilere ait İstikamet Kitabevi, evin bulunduğu İsmetpaşa Mahallesi’nde. Nasıl oldu da IŞİD’çilerin eve silah ve patlayıcı yığdığı fark edilemedi?”

Ertuğrul Özkök’le hasbihal-Ahmet Taşgetiren (Karar)

“2025’in son günü (31 Aralık) Ertuğrul Özkök’ün t24 haber sitesindeki yazısının başlığı şöyleydi: “Her hafta 3-4 i̇mam hati̇pli̇ kız öğrenci̇yi̇ kendi̇ arabamla uyuşturucu tedavi̇si̇ne götürüyorum.”

Özkök bu ifadeyi, Mehmet Ocaktan’ın Karar’da çıkan bir yazısından almıştı. Ocaktan yazısında bir dostunun “İstanbul’daki bir kız Anadolu İmam Hatip Lisesi’nde, tanıdığı bir okul müdürünün her hafta iki-üç kız öğrenciyi kendi arabasıyla uyuşturucu tedavisine götürdüğünü anlattığında dehşete kapıldığını” yazıyordu.

Özkök bununla, Habertürk Genel Yayın yönetmeni Mehmet Akif Ersoy’un muhafazakâr bilinen kimliğine rağmen uyuşturucu kullanmak, kullandırmak suçlarından tutuklanması arasında bağlantı kuruyor, oradan da iktidarın “dindar nesil yetiştirme” projesinin çöktüğü kanaatine ulaşıyordu.

Özkök bunun Ocaktan gibi muhafazakâr kesimden birisi tarafından seslendirilmesini önemsiyor, bu arada bu eleştirel yaklaşımdan söz ederken benim de ismime yer veriyordu.

Özkök’le bu konuyu bir hasbihal çerçevesinde değerlendirmek istedim.

Önce şunu söyleyeyim: Özkök henüz Hürriyet’in genel yayın yönetmeni idi. Bugün’de yazdığım bir yazıda “Milli Eğitim Bakanlığı tarafından bir ortak platform oluşturulmasını, burada İbrahim Betil gibi eğitim gönüllüsü insanlarla birlikte Ertuğrul Özkök gibi medyanın tanınmış simalarını da bir araya getirmenin doğru olacağını” yazdım.

İçinde bulunduğum muhafazakâr camiadan tepki aldım. “Özkök’ün kimliği belli idi, ona milli eğitim için ne danışılacaktı?” Milli Eğitimin onların çocuklarını da eğittiğini, onların, çocuklarına nasıl eğitim verildiğini öğrenme haklarının bulunduğunu anlatmak zordu.

Başörtüsü, din eğitimi, İmam Hatipler konuları keskindi. Taraftarlıklar, karşıtlıklar keskin dille seslendiriliyordu.

İktidar sonraları daha muktedir hale geldi ve itirazlara aldırış etmeksizin eğitimi tanzim etmeye yöneldi. “Dindar nesil” söylemi de, İHL’lerin yaygınlaşması da bu süreçte etkinleşti.”

Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

EtiketlendiMedya
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Önceki Makale Amerikan-Rus “devrimi”
Sonraki Makale Muhafazakârların işi zor

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

EditörGünlük

Rus sporculara “yarım izin”

Medya Günlüğü
30 Ocak 2026

Mehmet Şüküroğlu çiziyor

Mehmet Şüküroğlu
30 Ocak 2026
Günlük

Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
30 Ocak 2026
EditörGünlük

Kadınlara Taliban işkencesi

Medya Günlüğü
30 Ocak 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?