Meğer biz neler yaşamışız-Barış Pehlivan (Cumhuriyet)
“Direkt konuya gireceğim: Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA), internet sansürüne dair bir rapor hazırladı. “Habere Sansürün Yeni Adı: Milli Güvenlik” başlıklı o raporda, 2025 yılında gazetecilere ve haberlere yönelik uygulanan erişim engeli kararları belgelendi.
İşte o raporun ışığında, bitirdiğimiz yılın internet sansürü bilançosu:
– 70 farklı mahkeme tarafından verilen 105 kararda, toplam 1306 içerik hakkında 3 bin 330 URL engellendi.
– “Milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması” gerekçesiyle 496 içerik (yüzde 38) erişime engellendi. İkinci sırada, çoğu zaman somut açıklamalar içermeyen “kişilik hakları, marka hakları ve gecikmesinde sakınca bulunan haller” gibi muğlak gerekçeler geldi. Bu gerekçelerle 443 içerik (yüzde 33.9) engellendi. Bunun yanında 41 içerik (yüzde 3.1) için karar metinlerinde nasıl oluyorsa gerekçe belirtilmedi. Özel hayatın gizliliği gerekçesi ise toplamda 29 içerik (yüzde 2.2) için kullanıldı.
– 2025 yılında tüm toplumu etkileyen toplu bant daraltma uygulamaları da yaşandı. En çarpıcı örneklerden biri, 19 Mart 2025’te İstanbul’da Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasının ardından gerçekleşti. Olayı takip eden saatlerde X, YouTube, Instagram, Facebook, TikTok, Twitch, Telegram, Signal ve WhatsApp gibi çok sayıda platforma erişim 42 saat boyunca ciddi şekilde yavaşlatıldı. Bu kesinti, ancak 21 Mart sabahında sona erdi. X, Türkiye’den gelen taleple 700’den hesabı engellediğini açıkladı. Bu süreçte çoğunlukla gençlik örgütleri, kadın örgütleri ve gazeteci hesapları engellendi.
– Erişime engellenen konuların içerik olarak başında, AKP mensuplarıyla ilgili haberler yer alıyordu. AKP’li milletvekillerine ve üyelere yönelik çoğunlukla yolsuzluk iddiaları, mal varlığı tartışmalarına ilişkin haber ve sosyal medya paylaşımlarından oluşan 446 içerik erişime engellendi.
– Bu süreçte engellenen 218 içerik arasında ise İmamoğlu’nun açıklamaları, Saraçhane’de düzenlenen protesto görüntüleri, sürece tepki gösteren sanatçılar ve akademisyenlerin destek mesajları yer aldı. Örneğin, “Saraçhane Direnişi” etiketiyle yapılan birçok paylaşımın yer aldığı X hesapları tamamen kapatıldı. İmamoğlu’na destek mitingine dair paylaşılan videolar da YouTube’dan kaldırıldı.
– 2025’in bir diğer baskın teması, kayyum atamalarıydı. Özellikle Van, Mardin ve Hakkâri gibi illerde seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınıp yerine kayyum atanması, kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Ancak bu tepkiler, dijital alanda uzun süre barınamadı. Toplam 174 içerik bu tema altında sansürlendi.”
Türkiye’ye İran ve Afganistan estetiği mi reva görülüyor?-Memduh Bayraktaroğlu (Nefes)
“Üç polisimiz şehit edildi…
Katillerin tamamı Türk, tamamı Müslüman ve IŞİD adlı bir terör örgütünün mensubu…
Bu gerçeği söylemekten kaçınmak, ölenlerin hatırasına saygı değil aksine, suç ortaklığıdır…
Bir kez daha açıkça ifade edeyim: Siyasal İslâm, elbette doğrudan terör yaratmıyor ama; siyasal İslâm, terör örgütlerinin beslendiği, büyüdüğü, meşruluk devşirdiği iklimdir…
IŞİD’in silâhı, bombası, hücresi tabii ki siyasal İslâmcı partilerin eseri değildir ancak; o hücrelere insan taşıyan zihinsel altyapı, o şiddeti “dava”, o cinayeti “cihad”, o ölümü “şehadet” olarak pazarlayan dil: siyasal İslâm’ın ürettiği dildir…
Ve burada çok daha acı bir çelişkiyle karşı karşıyayız…
Zengin Arap Müslüman ülkeleri, yılbaşı için milyonlarca insanı ülkelerine davet ediyor…
Dünyevî/seküler konserler… Işıklar… Kutlamalar… Oteller ve eğlence zirve yapıyor/yapacak…
Yani… Hz. Muhammed’in doğduğu coğrafyanın bugünkü yöneticileri dini:
Devlet ideolojisi yapmadan…
Hayatı yasaklamadan…
İnsanların neye inanıp neye inanmayacağına karışmadan yaşıyor…
Atatürk Türkiye’si ne yapıyor?..
Söyleyeyim:
O Büyük İnsanın, o muhteşem Kurucu Önder’in “Hayat hakkı” olarak emanet ettiği laiklik ilkesi, günümüz okullarında:
Yılbaşı kutlaması yasakları…
Toplumsal aşağılamalar…
“Ahlâksız olup çıktınız” ithamları ile aşındırılıyor…
Arap Müslüman dünyasının bir bölümü modernleşirken…
Türkiye’ye İran ve Afganistan estetiği reva görülüyor…
Canlarım: Buradaki sorun yılsonu/yılbaşı değildir…
Buradaki sorun içkili ya da içkisiz eğlence de değildir…
Buradaki sorun şudur:
Devletin, vatandaşın hayat tarzını terbiye etmeye kalkması…”
Küresel moda zihniyetinin merkezinden bildiriyorum!-Mehmet Y. Yılmaz (T24)
“Cumhurbaşkanı’nın çocuklarının ciddi bir giysi sorunu varmış, son açıklamalarından bunu öğrenmiş olduk.
İlk açıklama Bilal Erdoğan’dan gelmişti.
Bilal Bey, “Batı’dan aldığımız ceket ve kravat benim kültürüm değil, şalvar giymek isterim” demişti.
Küçük kardeşi Sümeyye Erdoğan – Albayrak daha da açık konuştu:
“Benim özellikle kamusal alana çıkarken giydiklerim ne tesettür olarak ne rahatlık olarak benim isteklerime cevap vermiyor. Bir çoğumuz için de böyle olabilir. Tam olarak beni yansıtmıyor. Ama tabii özel hayatım daha farklı olabilir. Şalvarımı rahat rahat giyebilirim, ki muhteşem tasarım bana göre. Bir gün kıymeti anlaşılacak diye düşünüyorum. Ama işte nedir, toplumsal kabul görme, belli bir küresel zihniyetle yönlendirilen moda anlayışı. Bunlar bizim rahatlık ya da değerlerimizden gelen tercihlerimizin bile önüne geçebilir halde bizim hayatımızı yönlendiriyor.”
Bu sözlerden anlıyorum ki siyasal İslamcı cenahta ciddi bir giysi baskısı var.
Oysa yakın zamana kadar “isteyen istediğini giysin kardeşim” diyenler, toplumumuzun o kesiminden çıkıyordu.
Tabii isteyen istediğini giyecek demişlerdi diye mini etek, şort filan serbest zannetmeyin.
Bunları giyenlere karışmak serbest olmalı ki karışanın başına bir şey gelmiyor.
Bilal Bey kardeşimiz neden şalvar giymek istediği halde kendisini pantolon cekete mecbur hissediyor?
Bu sorunun yanıtı bende yok.
Kim onu şalvar giydi diye eleştirebilir ki?
Sadece Arapların giydiği türden savb (beyaz, entariye benzer bir erkek giysisi) giymesinde sıkıntı olabilir.
O da giymesi ayıp olduğu için değil, bizim memleket Arap yarımadasına göre daha soğuk olduğu için rahatsız olabilir.
“İnsan rahat ediyor” diye Türkiye’de İskoç kilti giymeyi de kimseye önermiyorum. Kıllı kıllı erkek bacakları pek hoş bir görüntü değil oysa İskoçya’da giymiştim, gerçekten çok ferah bir giysi!
Bana soracak olursanız bu rahatlık konusunda Adana poturunu hiçbir şeye değişmem.
Yerli ve milli olmakla kalmıyor hem ferah feza bir alanın yarattığı rahatlık var hem de alttan soğuk alıp üşütmek söz konusu olmuyor.
Lafı uzattım galiba ama diyeceğim o ki Bilal Bey gönlünce giyinebilir gibi geliyor bana.
Ayrıca yan gözle bakanı “halkın bir kesimini diğer kesimine düşman etmekten” içeri atmak da mümkün nasıl olsa.”
Okudukça yoksullaşan bir ülkeyiz-İbrahim Kahveci (Karar)
“Dün TÜİK “Yoksulluk ve Yaşam Koşulları -2025” verisini açıkladı.
Önce güzel haberleri verelim. Yoksulluk oranı ülkemizde yüzde 13,6’dan 13,0’e geriledi. 11 milyon 457 bin olan yoksul sayımız 10 milyon 930 bine düştü. Bir yılda 528 bin kişi yoksulluktan kurtuldu.
Gerçi aklınıza şöyle bir soru gelebilir: Kişi başına gelirimiz 2022’de 10.715 $’ iken şimdi 17.924 $ oldu. Böylece ülkemiz zenginler sınıfına girmek üzere… İyi de yoksul sayımız bir türlü 11-12 milyon aralığından kurtulamıyor.
Hatta şöyle soralım: 2006 yılında kişi başına gelirimiz 8.000 $ iken yoksul sayımız 12.548 bin kişiydi. Şimdi kişi başına gelirimiz 18 bin dolara dayandı ama yoksul sayımız sadece 1.618 bin kişi azalmış.
Bu ülkede büyüme refah getirmiyor diye söylediğimizin tam delilidir.
Bir başka ilginç veri daha paylaşayım.
2006 yılında 24 bin üniversite mezunu yoksulumuz varmış. Şimdi bu sayı 344 bine yükselmiş. Hatta daha da ileri gidelim: Bir okul bitirmemiş yoksul sayısı 1.190 bin kişi azalırken lise ve dengi okul mezunlarında yoksul sayısı 676 bin kişi artış göstermiş.
Okudukça yoksulluğu artan bir ülke olmuşuz.
Türkiye’de ev sahipliği oranı 2013 sonrası hızla geriledi. Aynı dönemde kiracılık oranı ise yüzde 20,9’dan yüzde 28,0’e kadar yükseldi. Bu demektir ki 2013 sonrası kurulan her 100 hanenin yarısı kiracı oldu.
Ama bu yıl bir şeyler değişti. Kiracılık oranı %28,0’den 27,0’ye geriledi.
Muazzam bir şey.
TÜİK kurumsal nüfusu 84.138 bin kişi olarak açıkladı. Buna göre 22.743 bin kişi kiracı durumunda. Bu sayı geçen yıl 23.582 bin kişiydi. Yani son bir yılda 839 bin kişi kiracılıktan kurtuldu.
Burada ilginç olan durum şu: Bir önceki yıl kiracı olan alt gelir grubundan 645 bin kişi kiracılıktan kurtulmuş. Lakin bunlardan sadece 287 bini ev sahibi olabilmiş. Çünkü 461 bin kişi bir üst gelir grubuna katılmış ve orta sınıftan ev sahibi olanların sayısı 591 bin olarak artıya geçmiş.
En ilginç verilerden biri de şu olmalı: Toplumun en üst gelir grubunda kiracılık oranı yüzde 24,4’den 24,5’e yükselmiş. Yani burada 76 bin kişi kiracı konumuna geçmiş.
Bu oranların ortalama hane sayısına bölünmesi bize şunu gösteriyor. Geçen yıl 271 bin hane kiracı konumundan çıkmış; 292 bin hane ise ev sahibi olmuş.
İlginç…”
Para transferlerinde kafalar karışık-Talha Apak (Dünya)
“Finansal kuruluşlar aracılığıyla gerçekleştirilen eft, havale ve nakit işlemlerde şeffaflığı arttırmak, kayıt dışılığı önlemek ve finansal sistemin güvenliğini güçlendirmek amacıyla hazırlanan MASAK tebliği 1 Ocak 2026’da yürürlüğe girmeden önce Maliye Bakanlığı’ndan değişikliğe gidileceğine ilişkin yeni bir açıklamanın gelmesiyle kafalarda birçok soru işareti yarattı.
MASAK tarafından hazırlanan, Mali Suçları Araştırma Kurulu Genel Tebliği (Sıra No: 30) taslak olarak 01/08/2025 tarihinde MASAK’ın internet sayfasında yayımlanmış olup, 18/08/2025 tarihine kadar kamuoyunun görüş ve önerilerine sunulmuştu. Konuyla ilgili detaylı bilgilendirmeye 13/08/2025 tarihli Dünya gazetesindeki yazımda yer vermiştim.
Resmi Gazete’de yayımlanarak 01/01/2026’da yürürlüğe girmesi gereken tebliğ bugüne kadar yayımlanmadığı gibi, son üç gündür çeşitli gazete ve medya kuruluşu tarafından yürürlüğe girmiş gibi “son dakika” haberler yapıldı. Bunun üzerine iki gün önce Maliye Bakanlığına dayandırılarak DÜNYA gazetesinde çıkan haberde ise; “Havale ve EFT’de değişim kademeli olacak” haberi ise konuyu farklı bir boyuta taşımış oldu.
MASAK; Hazine ve Maliye Bakanlığı’na bağlı mali suçları araştırma kurumudur. Amacı, suç gelirlerinin aklanması ve terörün finansmanıyla etkili bir şekilde mücadele etmektir. Faaliyetleri sayesinde etkin bir ekonomi ve güvenli bir toplum oluşmasına katkıda bulunmaktadır.
Mali Suçları Araştırma Kurulu Genel Tebliği; Suç Gelirlerinin Aklanmasının ve Terörün Finansmanının Önlenmesine İlişkin Yükümlülüklere Uyum Programı Hakkında Yönetmeliğine dayanılarak hazırlanmış olup, ülkemizin FATF (Financial Action Task Force) standartlarına uyumunun güçlendirilmesi ve ulusal/uluslararası yükümlülüklere etkin şekilde riayet edilmesi hedefi doğrultusunda, suç gelirlerinin tespit edilmesi, yurt dışına kaçırılması ve aklanmasının önlenmesi ile kayıt dışı ekonomiyle mücadele amacıyla EFT, havale ve nakit işlemlerinin izlenmesine yönelik olarak FATF üyesi ülkelerde uygulanan yaklaşımlar da dikkate alınarak bir Genel Tebliğ Taslağı hazırlanmıştır.
Bankalar ile ödeme ve elektronik para kuruluşları, elektronik transfer işlemleri ve havalelerde müşteriye işlemin mahiyetinin beyanı için en sık kullanılan işlem türlerini seçenek olarak sunar. Ancak elektronik transfer işlemleri ve havalelerde, işlemin mahiyetinin beyanı için sunulacak seçeneklerde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasınca elektronik transferler için belirlenen başlıklar haricinde asgari olarak; gayrimenkul alım ödemesi, motorlu taşıt alım ödemesi, borç verme/borç ödeme, hediye/ bağış/yardım, vergi/resim/harç ödemesi, tazminat/sigorta ödemesi, avukatlık/ danışmanlık/ müşavirlik ödemesi, sağlık ödemesi, kripto/dijital varlık, şans oyunları/bahis ödemesi, eğlence/sosyal medya ödemesi başlıklarının yer alması zorunludur.”
Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
