Topraklarımızda 10 bini aşkın IŞİD’li!-Mustafa Balbay (Cumhuriyet)
“Yılın son pazartesi gündemini tahmin etmek zor değildi. Ya karaparaya bulanmış uyuşturucu operasyonlarının devamı ya da şikeye ilişkin uluslararası yükümlülüklerimizin de zorunlu kıldığı yeni bir dalga…
Ne yazık ki güne Yalova ile başladık!
Bir süredir IŞİD’in yılbaşı sürecinde eylem yapabileceğine dair olasılıklar nedeniyle özellikle İstanbul’da operasyonlar düzenleniyordu. En son 25 Aralık Perşembe günü İstanbul’da 124 adrese IŞİD baskını düzenlendiği, aranan 137 kişiden 115’inin gözaltına alındığı açıklandı.
Önceki gece 02.00 sıralarında Yalova’da bir evin kapısını çalan güvenlik güçlerimize silah sesiyle karşılık verildi. Operasyonun böylesi ciddi bir örgüte karşı yapıldığı bilinciyle hareket edildiğini düşünüyoruz! 8 saat süren çatışmada şehit düşen polislerimize Allah’tan rahmet diliyoruz. Her şehidimizin yakını 86 milyondur. Bu bağlamda hepimizin başı sağ olsun!
Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) kökenleri 1980’lere kadar giden, içinde “İslam” sözcüğü geçen terör örgütlerinin devamı. ABD 2004, Türkiye ise 2013 yılında resmen terör örgütü olarak tanıdı.
Türkiye’de en çok ses getiren eylemi 10 Ekim 2015 Gar katliamı oldu. O gün 104 yurttaşımız yaşamını yitirmişti. Bu eylem bir saldırıda en çok can kaybı yaşadığımız olay oldu. Ne yazık ki o günlerde IŞİD militanları Türkiye’de çok zorlanmadan yaşıyordu. Sonrasında ne kadar zorlandılar ya da yok edici operasyonlarla karşılaştılar, bilmiyoruz.
Bildiğimiz şu:
Özellikle Suriye’den Türkiye’ye sığınanların arasında IŞİD militanları da vardı. 2010’lu yıllardaki bir araştırmaya göre Suriyelilerin azımsanmayacak bir bölümü IŞİD’i “kahraman” olarak görüyordu.
Örgütün ayrıca 28 Haziran 2016’da İstanbul Atatürk Havaalanı saldırısında 19’u yabancı uyruklu 45 kişinin öldüğünü, 1 Ocak 2017’de Orta Asya uyruklu bir teröristin gece kulübüne saldırısıyla 39 kişinin can verdiğini anımsatmak gerek.
Bugüne gelirsek… ABD’nin Türkiye ile de paylaştığı verilere göre Türkiye’deki IŞİD’li sayısı 10 binin üzerinde. Suriye’deki son gelişmeler gölgesinde IŞİD gibi pek çok terör örgütü değişti, başkalaştı, sindi, radikalleşti. Suriye ve Irak’taki IŞİD’li sayısının da kabaca Türkiye’dekinin üç katı olduğu öngörüsü var. Örgütün bir özelliği de “aile” şeklinde kendini kamufle etmesi.”
Bunun olacağı belliydi-Can Ataklı (Nefes)
“Yalova’da IŞİD’in hücre evi olduğu belirlenen bir eve gece yarısından sonra başlayan operasyon dün saat 09.40 sıralarında sona erdi.
Ne yazık ki üç polisimiz şehit olurken 6 terörist ise öldürüldü.
Son bir ay içinde “yılbaşı gecesi eyleme hazırlandıkları saptanan” eli kanlı IŞİD teröristlerine karşı yapılan operasyonlarda 197 kişi tutuklandı.
Olayı ilk öğrendiğimde aklıma gelen ilk şey “Bu teröristler Türk mü, Türk vatandaşı mı, yoksa sığınmacı statüsünde gelenler mi?” oldu.
İçişleri Bakanı öldürülen 6 teröristin Türk vatandaşı olduğunu açıkladı.
Peki bunlar yerleşik halktan mı yoksa sığınmacılardan Türk vatandaşlığına geçenler mi?
Yıllardır aynı uyarıyı yaptık.
Kontrolsüz biçimde ülkeye sokulan sığınmacıların profilini biliyor muyuz?
Bu kişiler arasında her an kanlı eyleme hazır teröristler var mı?
Bu düzensiz sığınmalar sırasında ülkemize intihar bombacıları, terörde kullanılacak patlayıcılar girdi mi?
Bunların cevabını hiç alamadık.
Ama belli ki milyonlarca sığınmacı arasında terör eylemleri yapabilecek kapasitede çok kişi var.
Son olay bunun kanıtı gibi.”
“2025’in büyük bölümünü, çözüm sürecinin ne anlama geldiğini, nasıl ilerlediğini ya da tökezlediğini, tarafların hangi motivasyonlarla bu sürece girdiğini yorumlamaları için bu köşeye davet ettiğim konuklara benzer sorular sorarak geçirdim. Yılın son ‘Zor Konuşmaları’nda birkaç haftadır partisinin TBMM’deki komisyona sunduğu rapor nedeniyle kendisini eleştiri oklarının hedefinde bulan CHP Grup Başkanvekili Murat Emir var. Kendi arzusuyla eleştirilere yanıt vermek ve partisinin pozisyonuna açıklık getirmek istemiş olması bana kalırsa kayda geçirilmesi gereken bir ayrıntı. Neredeyse tamamen Kürt sorununa ve çözümün parametrelerine odaklandığımız bu söyleşinin dün Yalova’daki IŞİD operasyonundan önce yapıldığını da belirtmem gerekiyor.
Murat Emir’i tartışmaların odağında bırakan partisinin raporunu Meclis Başkanlığı’na teslim ettikten hemen sonra gazetecilerin önünde kurduğu şu cümleler olmuştu: “Bizim raporumuzda ‘Umut Hakkı’na dönük herhangi bir atıf söz konusu değil ve bizim raporumuzda özellikle teröre bulaşmamış veya terör örgütü üyesi olmakla birlikte suç işlememiş terör örgütü üyelerinin Türkiye’ye dönüşü ile ilgili bir öneri de yok.” Yani aslında Emir, CHP’nin 66 sayfalık raporunun manşetini daha bizler okumadan kendiliğinden vermişti. Son bir sene içinde sürecin geldiği yer düşünüldüğünde, CHP’nin bundan sonraki aşamalar için bir söz söylemekten imtina etmiş olması elbette ki dikkat çeken bir konudur. Hele de bir sonraki seçimlerde iktidara geleceğine inanan ve mütemadiyen Kürt sorununun çözümü için aldığı tarihsel sorumluluğa atıf yapan bir parti açısından bu, samimiyetle tartışılması gereken bir ikilemdir.
Murat Emir ise eleştirilere eleştiriyle karşılık veriyor ve “Cumhurbaşkanı Erdoğan mı elini taşın altına koymuş da biz koymamışız?” diye soruyor. Cumhuriyet Halk Partisi’nin seçmeninden gelen aksi yöndeki tazyike rağmen “ilkesel bir suskunluk” içinde süreçle ilgili çalışmalara katılmaya devam ettiğini hatırlatıyor. Çözüm masasını Ekrem İmamoğlu başta olmak üzere tutuklu CHP’lilerin tahliyesi için bir pazarlık masası olarak görmediklerinin ısrarla altını çiziyor. Ancak elbette ülkedeki hukuksuzluk ortamının süreci enfekte ettiğine ve işin inandırıcılığını sarstığına da dikkat çekiyor. Yeni anayasa masasına ancak hangi şartta oturabileceklerini ise şöyle özetliyor; anayasaya uyulur, AYM ve AİHM kararları uygulanırsa. Zira ona göre şu anda Türkiye’nin acil ihtiyacı yeni anayasa masası değil, anayasaya uyan bir hükümet!”
Erdoğan ve Fidan’a Rum daveti-Uğur Ergan (halktv.com.tr)
“Uzun süredir soğuk rüzgarların estiği Türkiye-AB ilişkileri, 1 Ocak 2026’dan itibaren 6 aylığına daha da zorlu bir sürece girecek dersek, yanılmış olmayız.
Bunun nedeni, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) 2004’te tam üye olduktan sonra yeni yılla birlikte ikinci kez AB Dönem Başkanlığı’nı üstlenecek olması.
GKRY, 6 ay boyunca, adada, Brüksel’de, Lüksemburg’da ve Kamerun’da 250’den fazla resmi ve gayri resmi toplantıya başkanlık edecek. Kamerun’daki toplantılarda Dünya Ticaret Örgütü (WTO) Bakanlar Konferansı bağlamında AB’nin küresel ticaret anlaşmalarını ilerletmesi ele alınacak.
Rusya-Ukrayna savaşının ağırlıklı görüşüleceği güvenlik ve savunma konularının yanı sıra, birliğin rekabet gücünü artırma ve dünyaya daha fazla açılma gibi başlıklar GKRY başkanlığının belli başlı ana gündem maddeleri arasında. Toplantılarda “Özgür, demokratik, güçlü, güvenli, rekabetçi ve müreffeh bir Avrupa” teması işlenecek.
AB’de özellikle Doğu ve Kuzey Avrupa ülkelerinin, Ukrayna’yı biran önce üyeliğe taşıma istekleri bulunsa da, Rum kesiminin bu konuda yapabileceğı çok fazla bir şey yok. Dönem sonunda en fazla “Ukrayna ile Avrupa mevzuatının çeşitli alanlarında müzakerelere başlanması için yoğun çaba gösterdik” mealinde bir açıklamayla mesele geçiştirilebilir.
GKRY’nin AB başkanlığı döneminde Türkiye’yi Avrupa’dan daha da uzaklaştırıcı hamleler yapması ise daha mümkün görünüyor. Rum yönetiminin “hiç de iyi niyetli olmayan taktiksel amaçla” Türkiye’yi uzlaşmaz, mızıkçı, Avrupa değerleriyle örtüşmeyen bir ülke gibi gösterme girişimleri çok şaşırtıcı olmaz.
Konuyu biraz daha açalım.
GKRY’nin başkanlık programına göre 23-24 Nisan tarihlerinde Lefkoşa’da AB Devlet ve Hükümet Başkanları’nın gayri resmi toplantısı var. Brüksel kulislerinden sızan bilgilere göre, Rum lider Nikos Hristodulidis’ten, bu toplantıya katılması için Cumhurbaşkanı Erdoğan’a davet gelebilir.
Keza Dışişleri Bakanı Bakanı Konstantinos Kombos’un, 27-28 Mayıs’ta Limasol’da AB Dışişleri Bakanları’nın “Kravatsız toplantı” diye bilinen gayri resmi Gymnich toplantısına Hakan Fidan’ı davet edebileceğini Brüksel’de duymayan yok.”
Yastık altında 705 milyar dolar-Taha Akyol (Karar)
“Fransız Les Echos gazetesi, Türkiye’de finansal sistem dışında, “yastık altında” tutulan altın miktarının 5 bin tona ulaştığını ve bunu yaklaşık 705 milyar dolar olduğunu yazmış.
Doğruysa, bütün milli gelirimizin yarısından fazla.
Kesin bir rakam yok ama kesinlikle çok büyük bir âtıl kaynak.
Başta Erdoğan olmak üze, son olarak da Mehmet Şimşek, yastık altındaki serveti “sisteme sokmak” için çok çağrılar yaptılar… Altın karşılığı tahvil gibi araçlar geliştirdiler. Hâlâ büyük bir servet yastık altında âtıl duruyor.”
Evvela hamasetin bir fayda etmediği görüldü. İktisat tarihi bunun örnekleriyle dolu. 2017’den itibaren Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın defalarca çağrıları olmuştu; dövizlerinizi bozdurun, yastık altından çıkarıp “sisteme koyun” diye?
Siteme koymak ne demek? İktisat terimleriyle ifade edersek tasarruflarını sermaye gibi kullanın, bankaya, kar ortaklığına, tahvile, borsaya yatırın demek.
Galeyana gelip hamasi nutuklar eşliğinde dolarları yere atıp çiğneyenler, hatta yakanlar bile olmuştu.
Tabii bunlar 1 dolarlık banknotlardı; bazılarında yakılanların dolar fotokopisi olduğu görülmüştü.
Elindeki TL eriyen orta halli bir vatandaş, dolar veya altın alıp beklemesin de ne yapsın?
İşte bu iktidarın en büyük hatalarından biri bunu görememekti. “Faiz sebeptir” diyerek emirle faizi yüzde 8.5’a kadar indirince vatandaş çaresiz altın ve dövize sarılmış, dolarizasyon yüzde 72 gibi korkunç bir seviyeye çıkmıştı. (Dünya, 6 Haziran 2022)”
Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
