Cuma, 30 Oca 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Günlük

Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
Son güncelleme: 18 Aralık 2025 19:32
Medya Günlüğü
Paylaş
Paylaş

Taht oyunları!-Mustafa Balbay (Cumhuriyet)

“Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan, son günlerde bazen konuşmuyor! En son aya sert iniş yapar gibi, AKP’nin içi dışı her yere daldı.

Şu sözler 14 Aralık Pazar günü oğul Erdoğan tarafından söylendi:

“Biz adeta bu içimizdeki fitnelerle, bu içimizdeki kaypaklarla, bu içimizdeki hainlere verdiğimiz primlerle cumhurbaşkanımızın gücünü, enerjisini azalttık. Bu ülkenin yurtdışındaki gücünü, enerjisini azalttık.”

Bununla yetinmedi, devam etti:

“Ülkemizde kolay yoldan zengin olmuş insanları örnek göstermemek lazım. Kolay yoldan zengin olanları örnek gösterdiğimiz zaman toplumu bozuyoruz.”

Mübarek muhalefet lideri, ilk seçimde iktidara oynuyor!

Son iki seçimdir temel stratejisini, seçeneğini ortadan kaldırmaya ya da parçalamaya oturtan AKP’de ilginç bir süreç söz konusu. Kapalı kapılar ardında Erdoğan sonrası konuşuluyor. Konuşanlar arasında Erdoğan’ın kendisi de var!

Yakın geçmişte damatlardan başlayarak farklı seçenekler söz konusuydu. Güncel durum iki kişi üzerine:

10 yılı aşkın süre MİT’in başında bulunan Fidan, artık fidan değil. Ankara’da kimi çok dar çevrelerde şu tür tekliflerin yapıldığını duyuyoruz:

– Hakan Fidan adına bir kadro kuruyoruz, bize katılır mısınız?

AKP iktidarında dinlemeler başta olmak üzere pek çok takip sadece muhalefeti denetim altında tutmak için yapılmıyor. Aynı zamanda partinin içinde olup biteni öğrenmek, zamanında önlem almak için de yapılıyor!

Flash TV’nin ardından Habertürk operasyonunun da buna dönük bir önleyici hücum olduğunu söylemek abartı olmaz.

Dikkati çeken bir durum daha var:

İktidar medyası yaklaşık bir aydır Hakan Fidan’ın basın toplantısı ve benzer canlı yayın açıklamalarına yer vermiyor!”

Bilal Erdoğan’ın öne çıkmasına gelince… Uzun süre TÜGVA, TÜRGEV gibi yüzde yüz iktidar yapımı kurumlarda staj yapan Bilal Erdoğan, yazının girişinde yaptığı konuşmayla stajının bittiğini ilan etti.”

Özel’in okuması gereken araştırma: İmralı Vapuru-Aytunç Erkin (Nefes)

“CHP lideri Özgür Özel’in, 13 Aralık’ta, İlke TV’de kurduğu şu cümleler tartışılıyor: “DEM Parti’yle ilişkileri bozma lüksümüz yok. Türkiye’nin ortak geleceği; çözüm, barış, demokrasi umudu; bu baskılardan kurtulma; birlikte bir ortak yarına yürümek için DEM ile CHP ayrı düşemez.”

Bu cümlelere itiraz Cumhuriyet yazarı Zülal Kalkandelen’den geldi. Kalkandelen dünkü yazısında, DEM’in Meclis komisyonuna sunduğu 99 sayfalık raporu değerlendirdi ve Özel’e şu soruyu yöneltti: “Lozan Antlaşması ve ulus devlet dengeleri bozdu diyerek ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın yankı odası gibi davrananlarla nasıl yan yana duracaksınız?! Mitinglerde sürekli ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu partisi’, ‘Atatürk’ün partisi’ diyerek cumhuriyetçi kesimin desteğini isteyen Özel, Cumhuriyete yönelik bu açık saldırıdan sonra nasıl DEM ile ayrı düşemeyeceklerini söyleyebiliyor?”

O zaman CHP lideri Özel’in de okuması gereken son araştırmadaki sonuçları masaya yatıralım.

Can Selçuki’nin yönettiği Research İstanbul’un Aralık Türkiye Raporu’nu inceledim. 1-6 Aralık 2025 tarihlerinde Türkiye genelinde 2 bin kişi ile düzenlenen anket çalışmasının “İmralı Vapuru” başlıklı bölümde CHP’nin Öcalan’la görüşmeye gitmemesi de sorulmuş. Selçuki sonuçları şöyle değerlendirmiş:

“Terörsüz Türkiye Süreci ile ilgili her ay yeni bir gelişme yaşanıyor. Geçtiğimiz ayın en önemli gelişmesi MHP ve DEM Parti’nin İmralı’ya Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu üyelerinden oluşan bir heyet gönderme talebiydi. Cumhurbaşkanı Erdoğan konuyu bilfiil sahiplenmek yerine kararın Meclis’e ait olduğunu dile getirdi. CHP’nin ise heyete katılmama kararı oldukça tartışıldı. Son tahlilde Yeni Yol Grubu’nun da heyete katılmama kararı ile İmralı’ya MHP, AK Parti ve DEM Parti temsilcileri gitti. CHP’nin aldığı kararın toplumda nasıl karşılık bulduğunu araştırdık. Kararı destekleyenlerin oranı desteklemeyenlerin üzerinde olmasına rağmen baskın bir görüş ortaya çıkmadı. Diğer taraftan her 4 CHP seçmeninden 3’ünün bu kararı desteklemesi Özgür Özel’in, tabanından destek almaya devam ettiğini gösteriyor.”

Araştırmaya göre; katılımcıların yüzde 44’ü CHP’nin kararını desteklerken yüzde 40’ı yanlış buluyor. Yüzde 16’lık bir kitle ise konu hakkında fikir beyan etmiyor. Ancak… CHP’ye oyunu vereceğini söyleyenlerin yüzde 75’i İmralı’ya gidilmemesini doğru bulduğunu ifade etmiş. Zaten Özgür Özel de 39. Olağan Kurultayı’nın başladığı gün yani 28 Kasım’da Birgün Gazetesi’ne verdiği röportajda “İmralı’ya neden gitmediklerini” şu cümlelerle anlatmıştı:

“Bütün verileri birleştirdik, kararı birlikte verdik. Herkesin fikrini aldık. Sonra da hep birlikte kararı olgunlaştırıp, arkadaşlarımıza bildirdik. Toplumun bütün kesimlerinin, İmralı ziyaretiyle ilgili ne düşündüğüne yönelik çok ayrıntılı anketler yaptırdık. Hatta MHP’nin seçmeninin tutumunun ne olduğunu bilen tek partiyiz. Bütün seçmenlerin kendi parti kırımlarına da baktırdık ve buna göre bir karar verdik.”

Operasyonların nedenleri ve siyasi etkileri: Kim kalacak, kim gidecek?-Gökçer Tahincioğlu (T24)

“Son birkaç aydır, belediyelere yönelik operasyonları değil haber kanallarına, holdinglere, şirketlere yapılan operasyonları izliyoruz.

Bununla birlikte bir de ünlü isimlerin gözaltına alınıp teste sokulmasıyla başlayan “uyuşturucu” başlığı var.

Bu operasyonların neredeyse tamamı, iktidara ya da iktidar ortağı MHP’ye yakın olduğu düşünülen kişi ve şirketlere yönelince doğal olarak, sorular artıyor.

Yanıtlar muhtelif…

Kimi iktidar ortakları arasındaki gerilime işaret ediyor, kimi AKP içindeki kliklerin çarpışmasına…

Kimi yorumlarda da AKP içerisinde Erdoğan sonrası konusunda bir kavga yaşandığı iddiası yer alıyor.

Habertürk, uzun bir süre dokunulmaz görülen kurumlardandı. Ciner Holding’in ani bir kararla Habertürk’ü satması, satın alan Can Holding’in iktidarla yakın ilişkilerine rağmen operasyonla kayyıma devredilmesi, iktidara yakın olduğu söylenen Mehmet Akif Ersoy gibi isimlerin, özel hayatı da deşifre edilerek tutuklanması, medyadaki el değiştirmeler, kurumların kapanması, ani biçimde bütün çalışanları işten çıkartmaları, hepsi birbirini izliyor.

İktidarın asla dokunmayacağı düşünülen kişi ve şirketler operasyonun adresi olunca, iktidara yakın medya da doğal olarak ne yapacağını şaşırıyor.

İlk defa masumiyet karinesini anımsıyor. İnsanları fişlememek, insanların özel hayatına saygılı olmak gerektiğini anımsıyor.

Buna rağmen iktidara yakın farklı gruplar, en ince ayrıntısına kadar operasyonları yazıyor. Öyle ki yatak odasının aynalı olması gibi garip detaylar bile başlıklara taşınıyor.

İstanbul Başsavcılığı, neredeyse tüm bu soruşturmaların ortak adresi. Başsavcılık, hemen her alanda tarihe geçecek operasyonlara imza atıyor.

Ama ne oldu da sadece muhalif belediyeleri hedef aldığı söylenen bu soruşturmalar önce finans alanına, sonra medyaya kaydı?

Nasıl oluyor da dijital platformdan haber kanallarına kadar hemen her kurumun yasa dışı bahisle ilişkisine odaklanılıyor?

Yasa dışı bahisle etkin mücadele gibi ani bir karar mı alındı, taşlar mı yerinden oynadı?

Kulislerde muhtelif senaryolar konuşuluyor.

Her birinde biraz doğruluk payı bulmak mümkün.

Ancak fazla dillendirilmeyen başlıklardan biri ve belki de en önemli gerekçe, iktidarın kendisine sadık bir sermaye istemesi.”

Bilâl’in serzenişi-Ahmet Taşgetiren (Karar)

”Bilâl” bilinen Bilâl. Tabii ki Bilâl Erdoğan. Bizim kaşağın çocuğu yaşında olduğu için soyadı ile birlikte değil küçük ismi ile söylenmesi normal. Medya dilinde de “Bilâl” oluverdi kendiliğinden. Tayyip Erdoğan’a da “Tayyip” dedi mesela medya dünyası…

Bilâl Ak Parti iktidarları döneminde kendisine gençlikle ilişki misyonu biçmiş göründü. “Dindar nesil” misyonu ona emanet edilmiş gibi oldu ya da kendisi o misyonu üstlendi. İmam Hatiplerle ilgilendi, İlim Yayma Cemiyeti ile ilgilendi, kendisi iyi eğitim gördü, vasıflı insan gibi bir vizyonunun olduğu da söylenebilir. Bunlar iyi şeyler ayrıca.

Son zamanlarda da babasından sonra “Halef” olabileceğine dair tahminler sıklaştı. Siyasetin baskın sorusu şöyle çünkü: Erdoğan yeniden aday olacak mı, olabilecek mi, olmayacaksa Ak Parti’deki halefi kim olur?

Biraz “Tayyip’in yerini dolduracak aday” sıkıntısı çekiliyor ve orada acaba “Aileden biri pozitif ayrımcılığa nail olur mu?” sorusu etrafında Bilâl’in ismi öne çıkıyor.

Bugün bu ihtimalleri değerlendirecek değilim. Burada bu hafta gündeme yansıyan “Bilâl’in serzenişi” üzerine yazmak istiyorum.

Bir ortamda “Cumhurbaşkanımızı biraz daha güçlü kılsaydık İsrail soykırım yapamazdı; Cumhurbaşkanımızın gücünü, enerjisini azalttık” gibi bir cümle kurdu. Ama peşinden “Daha ne kadar güç gerekiyordu, Bilâl Erdoğan babası için daha hangi güçleri istiyor?” gibi eleştiriler aldı.

Bu eleştirilere “Benim oradaki kastım milletçe, milletin birliğini temsil eden cumhurbaşkanlığı makamı üzerinden olması gereken asgari destekti. Cumhurbaşkanı dışarıda Türkiye’nin tamamının menfaatini temsil ediyor. Orada cumhurbaşkanının arkasında durmayı özellikle vurguluyorum” şeklinde cevap verdi.

Okuyucularım bu ifadelerdeki “milletin birliğini temsil” konusunu önemsediğimi bilirler. “Partili Cumhurbaşkanı” sistemi bizzat Tayyip Erdoğan’ın ısrarı ile Anayasaya girdi ve kendisi de Cumhurbaşkanlığı süresince, bütün eleştirilere ve yadırgamalara rağmen, “Partili” özelliğini sergileyen tutumdan rahatsız olmuyor. Hem “partili” hem “milletin birliğini temsil” niteliği kolay işlemeyen hatta bizdeki siyasi yarılmalar dikkate alındığında işlemesi mümkün olmayan bir ikilem.”

Kefenin cebi yok ama asıl mesele kefenin cebini doldurmak mı?-Öner Günçavdı (Dünya)

“Geçen hafta asgari ücret tar­tışmalarına ilişki bazı görüş­lerimi yazmıştım. Konu hâlâ ka­muoyunun gündeminde. Bu haf­ta aynı konuya farklı bir açıdan yaklaşmak istiyorum.

Alınan olurlarsa, özür dile­rim. Ama yapacak bir şey yok. Sayın Cumhurbaşkanımızın iş­veren örgütlerini ziyaret etme­sinin ardından tüm dikkatler yi­ne iş dünyasına çevrildi. İddialar o ki, sermaye kesimi asgari ücre­tin %25’in üstünde bir oranla art­tırılmamasını istiyormuş. Sayın Cumhurbaşkanı bu toplantılar­da yaptığı konuşmalarla sermaye kesimini bunun üzerinde bir ar­tışa ikna etmeye çalışmış. Hatta konuşmasından “para kazanıp da ne yapacaksınız” der gibi, “kefe­nin cebi yok” demiş. Bu ifadenin önemli olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden de ne anlam geldiğini bir miktar irdelemek istiyorum.

İstisnaları bir tarafa bırakır­sak, iş dünyasının büyük çoğun­luğunun derdinin “servet biriki­mi” sağlamak olduğunu ima eden bu ifade, kamuoyunda da bir baş­ka kutuplaşmaya kaynaklık etti. Gerçekten iş dünyasının tüm der­di zengin olup, bu zenginliği ko­rumak mıdır, yoksa mevcut işle­rinin devamını sağlamak mıdır?

Daha önceki yazılarımızda da dediğimiz gibi, asgari ücrete %25’in üzerinde bir artışın ge­rekli olduğunu yazmıştık. Ancak bundan çok daha önemlisi as­gari ücretle çalışan sayısının da sistematik bir şekilde azaltacak tedbirlerin alınmasının gerekli­liğini vurgulamıştık. Bunlar an­cak işgücü piyasasının yapısını değiştirmeye yönelik “reformlar­la” mümkün. Sadece ücret artış oranlarına odaklanan bir işgücü politikası olmaz.

Sermaye kesimi açısından bu konuya bakarsak, mesele bizi üretilen katma değerin paylaşı­mına bakmayı gerekli kılar. Hat­ta Sayın Cumhurbaşkanımızın konuşmasını da bu paylaşıma yö­nelik bir temenni olarak görmek daha doğru olacaktır.

Bilindiği gibi Sayın Hazine ve Maliye Bakanımız da iş dünya­sının ürettiği katma değerin dü­şüklüğünden sıklıkla şikâyet ediyor. Bu şekilde sanayimizde­ki katma değer düşüklüğünün de yüksek ücret ödemesinin önünde engel olarak görüyor.

O zaman ücret artışlarına yöne­lik tartışmalar da, bu katma değe­rin düzeyi ile onun nasıl paylaşıl­dığı konusunda düğümleniyor.

Bir sanayi işletmesinin ürettiği katma değer başlıca beş kalem arasında dağıtı­lır. Bunlar sırasıyla faa­liyet kârı, personel üc­reti, amortisman, faiz ve kiradır. Üretilen katma değerin tamamı bu gelir sahiplerinin gelirlerini oluşturur.

Bugün amortisman ağırlıkla mevzuatın be­lirlediği bir ödeme kalemidir. Fa­iz ve kira ödemeleri ise günümüz iktisadi koşullarında en önemli ödeme kalemi oluştururken, son derecede yüksek seviyelere ulaş­mıştır. Personel ödemeleri ise firmaların göreli pazarlık edebil­dikleri yegâne ödeme kalemidir.

Bugün ekonominin geldiği nok­tada ücretler üzerinden de pazar­lık yapabilme olanağı kalmamış­tır. Zira asgari ücret düzeylerinin reel olarak ulaştığı seviyenin ka­bul edilebilir hiçbir yanı yoktur. Genellikle sermaye sahibine ka­lan faaliyet karının net satışlar içindeki payı ise %10’un altında kalmaktadır.”

Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

EtiketlendiMedya
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Önceki Makale Özkök de “götürülecek” mi?
Sonraki Makale Damlaya damlaya göl olur mu?..

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

EditörGünlük

Rus sporculara “yarım izin”

Medya Günlüğü
30 Ocak 2026

Mehmet Şüküroğlu çiziyor

Mehmet Şüküroğlu
30 Ocak 2026
Günlük

Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
30 Ocak 2026
EditörGünlük

Kadınlara Taliban işkencesi

Medya Günlüğü
30 Ocak 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?