Cuma, 30 Oca 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Günlük

Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
Son güncelleme: 12 Aralık 2025 19:33
Medya Günlüğü
Paylaş
Paylaş

Açık ve gizli süren ilişkiler!-Zülal Kalkandelen (Cumhuriyet)

“Kürdistan Demokrat Partisi Başkanı Mesud Barzani’nin 29 Kasım’da bir sempozyuma katılma bahanesiyle uzun namlulu silahlı korumalarıyla Cizre’ye gelmesi, aklıma Uğur Mumcu’nun 7 Ocak 1993 tarihli gazetemizdeki yazısını getirdi. Mumcu, MOSSAD ve CIA’nın Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin kurucusu Molla Mustafa Barzani ile ilişkisini anlatırken şu satırları yazmış:

“Baba Molla Mustafa Barzani ile kurulan ilişkiler, şimdi de oğul Mesud Barzani ile sürüyor. MOSSAD, Barzani’ye Avrupa kahvelerinde çekler vererek bu desteği sürdürüyor. Bu ilişkiler sürüyor ve öyle anlaşılıyor ki daha da sürecek. Gizli yollarla sürecek, açık yollarla sürecek…

Ortadoğu, çokuluslu çıkarların şaşırtıcı ‘ittifaklara’ yol açtığı bir kaygan ortamdır. Bu kaygan ortamda savaşlara yol açan ana neden, petrol kaynaklarıdır. Ortadoğu’ya yıllarca yön veren, vermek isteyen Batılı hükümetler ile petrol şirketleridir. Belirleyici olan ‘petro-dolar’dır. Halkları birbirine düşman eden de işte bu petro-dolardır.”

Öcalan’la görüşmek için İmralı’ya giden heyetin “Petrol gelirleri ne olacak?” diye sormasının nedeni de budur.

Aynı Mesud Barzani, 3 Aralık’ta ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Michael Rigas ile Erbil’de bir araya geldi. Irak Kürt Bölgesel Yönetimi başbakanı olan oğlu Mesrur Barzani, ABD’nin Ortadoğu’daki en büyük konsolosluğunu Erbil’de açmasını “Kürdistan Bölgesi ile Vaşington arasındaki stratejik ortaklığın güçlü bir göstergesi” olarak niteledi.

Kuzey Irak yönetiminde ve Irak merkezi hükümetinde resmi bir görevi olmayan Barzani’nin peşmergeler ve silahlı korumalarla Türkiye’de şov yapması, SDG komutanı Mazlum Abdi’nin de Türkiye’ye gelmesi için bir provadır. Nitekim DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, “Sayın Neçirvan Barzani, sayın Mesut Barzani Türkiye’de ağırlandığı gibi sayın Mazlum Abdi de Türkiye’de ağırlansa güzel olmaz mı?” diyerek bu niyeti ortaya koydu.

Kimdir Mazlum Abdi? Trump’ın teşekkür ettiği, PKK kamplarında yetiştirilen, Esad’ın devrilişinin birinci yılında İsrail basınına “Başkan Trump, Suriye’yi yeniden harika yapmak istiyor. Bunu yaparken SDG’yi desteklemeli” diyen, Öcalan’ın “manevi oğlu” olarak görülen ve Erdoğan’ın 2019’da “ABD’den iadesini isteyeceğiz” dediği terörist!”

Hafızamız silinirken-Deniz Zeyrek (Nefes)

“Geçen hafta pazar günü Kars’a gitmeyi planlıyordum.

Gitmeden önce 6 Aralık Cuma günü yazdığım yazıda, babam yaşarken Kars’la en güçlü bağımın geleceğe dair Kars hayallerim olduğunu ama babam öldükten sonra tuhaf bir şekilde ne zaman Kars’ı düşünsem geçmişe saplanıp kaldığımı anlatmaya çalışmıştım.

Yazım sizlerden büyük ilgi gördü.

Yüzlerce mesaj aldım.

Yazılanlardan, yaşadığım duygu konusunda yalnız olmadığımı gördüm.

Meğer ne çok insan varmış geçmişi, mahalle kültürünü, ailelerin bir araya geldiği büyük yemek masaları özleyen…

Meğer ne çok insan varmış, “yoksulduk ama mutluyduk, neşeliydik” hissini yaşayan.

Ne yazık ki milli havayolu şirketimiz hava muhalefeti nedeniyle uçuşları iptal etti ve gidemedim.

Ben Kars’a gidemedim ama kar yağışı ve beyaza bürünmüş Kars görüntüleri bana geldi.

O görüntülere bakarken de ruhumun zamanda yolculuğa çıktığını hissettim.

Kendimi bir aralık sabahı bütün kışı maaile geçirdiğimiz odada, soba başında buldum.

Dışarıda buz gibi bir hava vardı ama bembeyaz karda çoğalan gün ışığı, soğuğu geçirmesin diye pencereye kapladığımız naylonu dahi aşarak gözlerimizi kamaştırıyordu.

Sımsıcak salonumuzda bir insan kalabalığı vardı.

Annemin sancıları sıklaşmış, doğum başlamıştı.

Sobanın üzerinde iki büyük tencerede su ısıtılmıştı.

Soba borusuna tutturulmuş askılardaki kuru havluları kadınlar elden ele geçiriyordu.

Şamama Nenem sürekli komutlar veriyordu ama asıl işi küçük kız kardeşi Nazime Hala yapıyordu. Biz kendisine Nezme Hala diyorduk.

Büyük bir sağduyuyla herkesi organize ediyordu. Odadaki herkes büyük bir ciddiyetle onun komutlarına uyuyordu.

Biz çocuklar sobanın arkasında toplaşıp olup biteni merak ediyor ama o tarafa bakmaya da cesaret edemiyorduk.

Ali Rıza Dedem, soğuğa rağmen dışarıda pencerenin önünde bir sağa bir sola volta atıyordu. Babam ise gerilime dayanamayıp evden uzaklaşmıştı.”

Bütçedeki kaynak işi: Zorunluluk değil tercih-Çiğdem Toker (T24)

“2026 yılına ilişkin bütçe kanunu teklifi görüşmeleri, iktidar açısından kamu kaynaklarının dağıtımını belirleyen temel motivasyonun, zorunluluk değil tercih olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.

Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) modeliyle yaptırılan ulaştırma projeleri için, 2017-2025 yılları arasında 272 milyar lira bütçe kaynağı aktarıldı. Önümüzdeki yıl ve 2027 ile 2028 yıllarını içine alan üç yıllık dönemde de yine Bakanlık bütçesinden yaklaşık 375 milyar lira ödenek ayrılacağı, bütçe görüşmelerinde gündeme geldi.

Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nın bütçesi, TBMM genel kurulunda görüşülerek kabul edildi. KÖİ projeleri için devlet bütçesinden müteahhit şirketlere verilen garantiler, gizlenen Uygulama Sözleşmelerinde yine gizli olarak yapılan; süresi uzatıp garantileri arttıran değişiklikler, bu sene de yine muhalefet partileri milletvekilleri tarafından dile getirildi ve sorgulandı. Söz konusu ödenek verilerini CHP’li Ömer Vehbi Bakırlıoğlu ifade etti.

KMO’nun (Kuzey Marmara Otoyolu) Odayeri-Paşaköy kesimi için daha önceki ilk Uygulama Sözleşmesi’nde öngörülen sürenin, 2028 yılına kadar uzatılarak şirkete fazladan 4,8 milyar dolar sağlandığını da CHP Milletvekili Ulaş Karasu hatırlattı. Yanı sıra Ulaştırma Bakanlığı’nın bu yıl 596 milyar lira kamu alımı yaptığını, bu tutarın 321,7 milyar lirasinin ihalesiz olduğunu aktaran Karasu, 21-b usulüyle yapılan kamu ihaleleri tutarınin de yaklaşık 547 milyar liraya ulaştığını açıkladi. 

Karasu, “Yani 868 milyar TL kapalı kapılar arkasında dağıtıldı” dedi.

Tutanaklara göre, Yap İşlet Devret modeliyle yaptırılan (Cengiz -Limak-Kolin) Ankara Yüksek Hızlı Tren Garı için 46 milyon yolcu garantisi verilmesine rağmen 16 milyon yolcunun girdiğini ve 30 milyon yolcunun bedelinin de devlet tarafından ödendiğini CHP Grubu adına Ankara Milletvekili Adnan Beker söyledi. Beker ayrıca 14 milyon araç geçiş garantisi verilen Aydın-Denizli Otoyolu’ndan (AKP Milletvekili Ferhat Nasıroğlu’nun kurduğu şirket olan Fernas işletiyor) 3 milyon aracın geçtiği, farkı oluşturan 11 milyon aracın garanti bedelinin devletçe ödendiğini söyleyerek, “Yazık günah değil mi bu millete?” diye sordu.”

ABD-İngiltere: Büyük uzlaşma bozuluyor! Trump’a aşırı sağcı suçlaması-Mustafa K. Erdemol

“Ukrayna Devlet Başkanı Volodomir Zelenskiy’in Beyaz Saray’da, Başkan Donald Trump ile Yardımcısı JD Vance’ın “sözel” saldırısına uğradığı ABD ziyaretinden kısa bir süre sonra ABD’ye giden İngiltere Başbakanı Keir Starmer’in Trump’ın yanında neredeyse “süt dökmüş kedi” gibi durduğunu anımsamayan yoktur herhalde. Pek de unutulacak bir görüntü değildi doğrusu.

Starmer’in o halinden ötürü hayli utandıklarını okuduğum İngilizleri o “mahcubiyetten” milletvekilleri kurtaracağa benziyor. Çünkü parlamentoda çok sayıda milletvekili Trump konusunda “kral çıplak” demeye başladılar şu sıralar. Aslında “solcu” iddiasındaki Starmer’den beklenen tutum buydu.

Malum, Trump uzun süredir gerginlik yaşadığı Avrupa’nın siyasetine de doğrudan müdahalede bulunuyor. “Medeniyetinin yok olmakla karşı karşıya olduğunu” iddia ettiği Avrupa’nın siyasal sistemi için büyük tehlikeler barındıran grupları, partileri desteklediğini açıkça belirtiyor, yardımcısı Vance ile birlikte. Yaşlı kıtanın “mevcut gidişatını” düzeltmesini beklediği o grup ya da partilerden “vatansever Avrupa partileri” olarak söz etmesi yanıltmasın. Sözünü ettiği partiler düpedüz faşist çeteler çünkü.

İşte bu yüzden İngiltere Parlamentosu’nun kimi milletvekilleri 1930’ları anımsatan “aşırı sağcı söylemler” kullanmakla suçladıkları, Rusya’yı desteklemekle eleştirdikleri Trump’ı uyarmasını bekliyorlar Starmer’den. Çünkü, örneğin İşçi Partisi milletvekili, aynı zamanda hükümetin Ulusal Güvenlik Stratejisi Ortak Komitesi Başkanı Matt Western Trump’ın söylemleri yüzünden “İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Batı dünyasına öncülük eden ABD konsensüsünün parçalanmış göründüğünü” ileri sürüyor. Anlamı şu; Trump’ın Rusya’yı hiçbir konuda hiç kınamamış oluşu İngiltere’yi de savunmasız bırakıyor, göç konusundaki sözleri de çokkültürlülüğü hedef alıyor. Demek istediği bu Western’in.

Bir başka İşçi Partisi milletvekili (aynı zamanda İş Dünyası Seçici Komitesi Başkanı) Liam Byrne de Trump’ın söylemlerinin “1930’lara kadar uzanan bazı aşırı sağcı söylemlerle benzerlikler taşıdığını görmek zor değil” diyerek, Avrupa ile daha yakın savunma işbirliği çağrısında bulunuyor.”

AK Partili bir okurla sohbet-Taha Akyol (Karar)

“Okuyucu yorumlarını, ülkenin kültür sosyolojisine dair veriler olarak gördüğümü biliyorsunuz. Bugün de AK Parti iklimini yansıtan bir okurumla gıyaben sohbet edeceğim.

Kişi başı gelirin son on iki yılda 12 bin küsur dolardan 17 bin küsur dolara çıkmasının başarı olmadığını yazmıştım.

Bir okurum şöyle diyordu: “Gezi Kalkışması, Genelkurmay bildirisi, kapatma davası, 15 Temmuz olayı gibi olaylar olmasa idi demek ki 30bin dolar da olurdu. Bunları da yazmanız gerekmez mi?”

Şimdi bunu tahlil edelim.

Öncelikle olayları doğru tahlil etmek için “kronoloji”yi gözden kaçırmamak lazım.

Sayın okurumun bahsettiği olaylardan “e-muhtıra” denilen Genelkurmay bildirisinin tarihi 27 Nisan 2007’dir. “Parti kapatma davası” ise 2008 yılı içinde açılmış ve hazine yardımının yarısının kesilmesiyle sonuçlanmıştı.

Bu iki olay, iktidarın Avrupa Birliği kıstasları yönünde reformlar yaptığı, ülkeye büyük çapta yatırımlar geldiği dönemdedir. Bu dönemde Erdoğan kuvvetler ayrılığını, Merkez Bankası bağımsızlığı, kendi ifadesiyle “evrensel hukuk normlarını” savunuyordu, politikaları bu yöndeydi… Kemal Derviş’in reforme ettiği sağlam bir ekonomik yapıyı da devralmıştı.

3 bin dolardan 12 bin dolara bu ilk on yılda çıktık.

Gezi olayları ekonomiyi nasıl etkilemişti? Bu sorunun cevabını iktidarın ya da muhalefetin konuşmalarına bakarak bulamayız. Ekonomik verilere bakmak lazım. Mesela TÜİK rakamlarına…

Hatırlayalım, Gezi olayları 2013 Mayıs-Temmuz aylarındaydı.

Ekonomimiz, TUİK’e göre 2012’de yüzde 2.2 büyümüştü. (BloombergHT, 1 Nisan 2013)

Gezi olaylarının yaşandığı 2013 yılında ise, Türkiye’nin büyüme oranı yüzde 4 olmuştu. (BloombergHT, 3 Mart 2014)

Hatta 2013’ün ikinci yarısında büyüme oranımız, ilk yarıdan yüksekti!

Bizzat Başbakan Erdoğan da “Türkiye’nin ekonomik büyümesinin devam ettiğini” belirtmişti. (17 Eylül 2014)

Gezi olaylarıyla ekonomi arasında kuvvetli bir etkileşim olmadığı açık. Sonraki yıllarda ekonomi politikalarındaki yanlışları örtmek üzere, Gezi olayları ekonomik felaket yaratmış gibi gösterildi.

15 Temmuz darbe teşebbüsünün başarısı Türkiye için Cumhuriyet tarihinde görülmedik bir felaket olurdu. Ordu ve Emniyet’in rejime sadakati ve halkın da darbeye kitleler halinde tepki göstermesi darbeyi bastırdı. 16 Temmuz sabahı, demokrasi güçlenmişti. Ardından gelecek CB sistemi ayrı konu…

Başbakan Binali Yıldırım, on gün sonra Bloomberg’e şöyle diyordu:

“Darbe işi tamamen bizim devletimizin, milletimizin dirayetiyle 8-10 saatte def ettiğimiz bir meseledir… Ekonomiyi altüst edecek, bütün değerleri altüst edecek bir değişim yaşanmadı. Hafif borsada düşüş, kurda hafif bir yukarıya doğru hareketlenme var. Faizde de politika faizinde de çok hafif bir kıpırdanma var. Ama bunlar geçici.” (26 Temmuz 2016)”

Yılın son PPK toplantısı-Prof. Dr. İbrahim Ünalmış

“2025 yılının son PPK toplantısı yapıldı ve politika faizi %39.5’ten %38’e dü­şürüldü. Toplantı öncesinde medyan bek­lenti 150bp seviyesindeydi. Bununla bir­likte 100bp indirim ihtimali de masada bulunuyordu. Son açıklanan enflasyon ve­risi ve TCMB tarafından yapılan iletişim piyasaları 100bp indirimi “şahin” 150bp indirimi “güvercin” bir yaklaşım olarak algılama eğilimine soktu. Oysa 50bp’lik bir farkın reel ekonomi açısından ihmal edilebilir bir etkisi olacağını söylemek yanlış olmaz. Fakat 50bp’lik fark gelecek dönemde TCMB’nin ne kadar sıkı dura­cağı konusunda bir sinyal etkisi yaratacak fikri ortaya çıktı. Biz bu yaklaşımın doğru olmadığını düşünüyoruz.

Mevcut para politikası sıkılığına cari politika faizi ve enflasyon farkı olarak ba­karsak 7 puanlık bir fark çıkıyor. Mevcut politika faizine bileşik olarak bakıp on iki aylık enflasyon beklentisi ile karşılaştır­dığımızda 20 puan civarında bir fark çı­kıyor. Her iki gösterge de bize göre para politikasının sıkı olduğunu gösteriyor. Bu farkların 50bp’lik bir fark ile çok değişme­yeceğini düşünürsek son dönemdeki 100 ya da 150bp’lik indirim tartışmalarının çok önemli olmadığını daha net görebili­riz. Bir başka deyişle, TCMB önümüzdeki dönemde de sıkı para politikası uygulama­ya devam edecek.

Para politikasının sıkılığını kalibre ederken muhakkak enflasyon birinci gös­terge. Fakat aşağıdaki belirttiğimiz konu­ların da bu süreçte göz önünde tutulması gerektiğini düşünüyoruz.

Para politikası açısından temel zorluk­lar ekonomide oluşan heterojen talep ve büyüme yapısı ile yapısal sorunlar. Hete­rojen büyüme yapısı derken şunu kaste­diyoruz. 2021 yılından günümüze sanayi kesimi %6 civarında büyürken hizmetler sektörünün büyüme oranı %30. Bu açın­dan bakıldığında para politikası hangi­sine göre kalibre edilmeli? Hangisi çıktı açığını daha çok etkiliyor? Daha önemlisi özellikle hizmetler sektöründeki büyüme­yi doğru ölçüyor muyuz ki buna göre çıktı açığı hesaplıyoruz?

Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

EtiketlendiMedya
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Önceki Makale Para sanal düş kırıklığı gerçek
Sonraki Makale TGC Kadın Gazeteciler Komisyonu açıklaması

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

Mehmet Şüküroğlu çiziyor

Mehmet Şüküroğlu
30 Ocak 2026
EditörGünlük

Rus sporculara “yarım izin”

Medya Günlüğü
30 Ocak 2026
Günlük

Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
30 Ocak 2026
EditörGünlük

Kadınlara Taliban işkencesi

Medya Günlüğü
30 Ocak 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?