Cuma, 30 Oca 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Günlük

Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
Son güncelleme: 11 Aralık 2025 19:44
Medya Günlüğü
Paylaş
Paylaş

Ne olduğunu görmüyor musunuz?-Barış Terkoğlu (Cumhuriyet)

“Her “Bak” dediğimizde gözler kapanıyorsa işaret ettiğimizi gösterebilir miyiz?

Geçen günlerde 79 yaşındaki Ermeni bir yurttaşımızın ölüm hikâyesini anlatmıştım. Hatırı sayılır malvarlığı olan Hripsime Sayrin, iki buçuk yıl önce kendi el yazısıyla hazırladığı vasiyetinde, mallarını Ermeni vakıflarına ve yeğenlerine bağışlamıştı. Geçen 24 Mayıs’ta, ambulansla Şile Devlet Hastanesi’ne getirilen Sayrin, birkaç dakika sonra yaşamını yitirdi. Bu ölümün ardından yeni bir vasiyeti çıktı. Buna göre bütün malvarlığını BBP’li siyasetçi Fırat Baran Durmaz’a bağışlıyordu. Üstelik bu vasiyeti ölmeden birkaç saat önce vermişti. Kendisi de yazmamış, Durmaz’ın kayınvalidesine yazdırmış, kendisi sadece imzalamıştı. Sayrin ölmeden bir buçuk ay önce de hesabından büyük miktarda havale yapılmıştı.

Yazıdan sonra telefonum çaldı, Durmaz aradı. Durumu nasıl açıkladığını ben de merak ediyordum. Durmaz, yaşamının son döneminde Sayrin’e baktığını, kendisini oğlu gibi gördüğünü, Sayrin’in minnetle malvarlığını bağışladığını söyledi. Kendisinin de anne tarafından Ermeni kökenli olduğunu keşfettiğini, Sayrin ile uzaktan hısımlık olduğunu fark ettiğini söyledi. Anlattıklarına rağmen bir anda değişen vasiyetname ve aynı gün ölüm havada duruyordu.

Derken önüme çok benzer bir dosya daha düştü. Yine yaşlı bir azınlık vatandaşımız, yine malvarlığı, yine yargıya taşınan olay söz konusuydu.

Şöyle anlatayım…

Vaçek Golba, Kınalıada’da yaşayan 77 yaşında kimya mühendisliğinden emekli bir Polonyalı yurttaşımız. Ağabeyi Leopold ile Polonezköy’de aileden kalma kıymetli bir mülkleri vardı. 2014 yılında satmaya çalıştılar ancak alıcı çıkmayınca vazgeçtiler. Anlattığına göre 2015 yılı sonunda bir telefon aldı. Arayan kişi, Polonezköy’deki komşularından telefonunu aldığını, halen satmaya niyeti varsa mülkle ilgilendiğini söylüyordu. Vaçek ve Leopold Golba Kardeşler, arayan kişiyle İstanbul’da bir AVM’de buluşmak için randevulaştı. Buluşmaya kendilerini arayan Enes Bilgili, ağabeyi olduğunu söylediği bir kişiyle geldi. Pek ciddiye almadılar. Zira Enes Bilgili 1997 doğumlu, henüz yetişkin olmuş bir gençti. Mülk ise milyon dolarlıktı. Anlaşamadılar.

2018 yılı sonunda ağabey Leopold Golba, kanser hastalığı nedeniyle vefat etti. Vaçek Golba ve ölen ağabeyinin çocukları, bir süre sonra Polonezköy’deki gayrimenkulü satmaya karar verdi. 2023 yılında bir emlak şirketi ile anlaştı.

Her şey normal görünüyordu. Ta ki o güne kadar. 7 Ekim 2023’te Golba’nın eline bir icra kâğıdı geldi. Kâğıtta, yıllar önce gördüğü Enes Bilgili’ye 1 milyon 50 bin dolar borçlu olduğu yazıyordu. Bilgili, borcunu ödemesini, ödemezse gayrimenkulüne el konmasını istiyordu.

Elbette Vaçek Golba hem icra dairesine itiraz etti hem de savcılığa “Dolandırılıyorum” diyerek suç duyurusunda bulundu.”

İktidar mahallesinde neler oluyor?-Deniz Zeyrek (Nefes)

“Salı sallanır” derler ya hep.

Bizim medya camiasında salı sallandı.

Gerekçesi Habertürk TV’nin başındaki Mehmet Akif Ersoy’un “uyuşturucu” iddiasıyla gözaltına alınmasıydı.

Bizim mahallede, iktidarın tabiriyle “muhalif medyada”, Mehmet Akif gibi muhafazakâr bir ismin böyle bir iddianın muhatabı olmasına ihtimal verilmediğinden olsa gerek, meslektaşlarımızın ekseriyeti olaya sağduyulu yaklaştı.

Mehmet Akif’i linç etmek yerine, işin aslını astarını öğrenme yolunu seçti. Gelen resmî açıklamalar ve somut verilerden hareket etti.

Mehmet Akif’in lekelenmeme ve masumiyet hakkını savunmaya çalıştı.

Zira artık memlekette bazı operasyonların sorunlu olduğunu hepsi çok iyi biliyordu.

Daha önce de uyuşturucu iddiasıyla gözaltına alınan isimlerin sekizinin temiz çıkması bu yaklaşımın doğruluğunu kanıtlar nitelikteydi.

“Muhalif medya” dedikleri mahallede durum böyle olsa da iktidar mahallesinde tam tersi bir tablo vardı. (Mehmet Akif Ersoy, işinin zirvesindeyken, Habertürk’te karar mercisiyken kendisiyle ilgili hep pozitif tavır sergileyen isimler de dahil olmak üzere) Birçoğu “Nasıl olsa artık geri dönemez, kariyeri bitmiştir, vurun abalıya” düşüncesiyle hareket ediyordu.

Dolayısıyla da “Mehmet Akif hakkında daha neler var neler”, “Biliyorduk ama susuyorduk” cümleleriyle başlayan konuşmalar yapıp mesajlar paylaşıyorlardı.

İktidar medyasında konuyla ilgili konuşanlar, yazanlar bununla da yetinmeyip Mehmet Akif’in iktidardaki iyi ilişkilerine dikkat çekiyordu.

Mehmet Akif’in TMSF kontrolündeki Habertürk’te yükselmesine, o koltukta kalmasına vesile olan AK Partili isimler de “teşhir edilmekle” korkutuluyordu.

Mehmet Akif Ersoy’dan önce Ela Rümeysa Cebeci, Meltem Acet ve Hande Sarıoğlu soruşturma kapsamında ifade vermişti.

Üçü de ifade sonrasında “bilgimize başvuruldu” diye özetleyebileceğim açıklamalar yaptı.

Üçü gözaltındayken, sosyal ve konvansiyonel medyada, yine iktidara yakın gazeteciler tarafından “uyuşturucu soruşturmasının genişleyeceği, medyada yönetici konumda isimlerin de aralarında bulunduğu yeni isimlerin gözaltına alınacağı” bilgisi yayıldı. Hatta bir fenomenin telefonundan elde edilen dijital verilerin önemli bir ağı ortaya çıkardığı iddia edildi.

Bu söylentilerden kısa süre sonra da Mehmet Akif Ersoy ile altı kişi daha gözaltına alındı.

Savcılık açıklamasında soruşturmanın Türk Ceza Kanunu’nun 191. maddesi çerçevesinde olduğu belirtildi. O madde de şöyle diyor:

“Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”

Aynı kanunda bu suçun cezasının yatarı olmadığı (beş yıl erteleneceği, en az iki yıl denetimli serbestlik uygulanacağı) ifade ediliyor.”

Zorba keşke sadece eski bir roman kahramanının adı olsaydı-Mine Söğüt (T24)

“Yunancada “zorbas” kelimesi yaşamdan zevk almasını bilen güçlü erkek anlamına gelir. Kazancakis’in romanından sinemaya aktarılan filmin kahramanı coşkulu, içgüdüsel davranan, özgürlükçü, hayata tutkuyla bağlı bir erkektir. Ama “erkektir.”

Feodal bir dünyada erkeğin bu görece pozitif özellikleri aslında erkekliğin temsil ettiği tüm negatif özelliklerin de başlıca müsebbibidir.

Etimolojik olarak kanıtlanmış bilimsel bir bağ olmasa da Türkçeye Farsçadan geçen zorba kelimesi ile Yunancadaki zorbas kelimesi arasında rastlantısal bir kültürel anlam bağı vardır.

orbalık tüm feodal toplumlarda fiili olarak uygulanan eril şiddetin dilidir. Erkin şuursuz mutluluğu diğerlerinin taammüden mutsuzluğu anlamına gelir.

Tıp çok geç tespit etti ama artık sırf fiili değil psikolojik zorbalığın da tanımı var ve sadece güçlülerle güçsüzler arasında değil eşitler arasında da yaşanabildiği biliniyor. O eşitler bu yöntemi muktedirlerden, otoritelerden, iktidarların kadim dilinden öğreniyor.

İnsanın hayatındaki en küçük ama önemli otorite figürü ailesi, en büyük ve önemli otorite figürü ise devlet. Hayata gözünü açtığı anda ebeveynleri tarafından psikolojik şiddet yöntemleriyle eğitilen çocuk, yetişkinliğe geçtiğinde artık devlet tarafından uygulanan psikolojik şiddetleri olağan olarak görüyor ve hayatta kalmak için gücünü ispat etmekten başka bir yol bilmiyor.

O yüzden hep büyük balık küçük balığı yutuyor. Devletin yuttuğu birey çocuğunu yiyor. Ebeveyni tarafından yiyilen çocuk devletin onu yutmasını kanıksıyor.  Ezenlerin ve ezilenlerin dünyasında fırsatını bulduğu anda kendinden ezik gördüğü bir diğerini ezmeye başlayan insanlık döngüsünde o yüzden zorbalananla zorbalayanı birbirinden ayırmak güçleşiyor.

“Baban duyarsa seni öldürür” ya da “Beni konu komşuya rezil mi edeceksin” ile başlayan cümlelerin, “Yine mi beceremedin” serzenişlerinin, “Sen kendini ne sanıyorsun” tıslamalarının, “Seni herkese rezil ederim” tehditlerinin, bir insanın boyuyla posuyla, fiziksel görünüşüyle, heyecanıyla, heyecansızlığıya, becerikliliğiyle, beceriksizliğiye, aklıyla, akılsızlığıyla ilgili yapılan şaka yollu imaların hepsinin psikolojik bir şiddet olduğunu çok geç fark eden insan tüm uygarlığını zorbalıkla biçimlendirmiş olduğunu itirafta zorlanıyor.

Biriyle alay etmenin, onu aşağılamanın, dışlamanın, küçültmenin, birini tehdit etmenin de şiddet olabileceğini fark edene kadar geçen zaman sürecinde varlığı neredeyse baştan sona şiddet yoluyla edinilen kazanımlarla zenginleştiği için anca yeni yeni yüzleştiği “psikolojik şiddet” kavramıyla baş etmesi güç. Zorbalıkla elde edilen başarılar tadından yenmediğinden olsa gerek zorbalığı hayatından çıkarması da kolay değil.

Çünkü sistem, kendini zorbalığa karşı savunurken bile zorbalaşabilen insana zorbalıkla kazanılan başarıların reklamını yaparak kendini güçlendirmeyi sürdürüyor.”

Feti Yıldız kime sesleniyor?-Ahmet Taşgetiren (Karar)

“Feti Yıldız MHP’nin Hukuk İşlerinden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı. Son dönemde, halk nezdindeki güveni yerlerde sürünen Yargı’ya ilişkin değerlendirmeleri ile öne çıkıyor.

Belli ki sorumluluk duyan bir siyasetçi olarak kamuoyu önünde siyaset yapıyor; dolayısıyla bir şey söylüyorsanız, her sözünüz mevcut bir soruna tekabül ediyor olmalıdır.

Feti Yıldız bu açıklamalarında çok temel hukuk kurallarını anlatıyor. Bunların tamamı aslında hukuk metinlerinde yer alıyor, ama bir politikacı çıkıp bunları yeniden yeniden kamuoyu ile paylaşıyor.

Bir anlamı var kuşkusuz. Hatırlatıyor, ikaz ediyor, en nazik ifadesiyle “sorunlar var bu alanlarda” diyor.

Bir kısmını sosyal medya mesajlarıyla dile getirdi, bir kısmını da son olarak Meclis’te Adalet Bakanlığı bütçesi görüşülürken ifade etti.

Feti Yıldız, Meclis’teki konuşmasında, “Türkiye Cumhuriyeti hukuk devletidir” diye bitirdiği cümleler dizisinin önüne adeta “Şunlar olursa…” şartını koyarcasına şöyle bir sıralama yaptı:

-Bütün yargılama önlemleri gibi tutuklama da geçici niteliktedir. Tutuklama bir ceza değil, maddi gerçeğe ulaşmada ceza davasının yürütülmesinde ya da ileride verilecek bir olası cezanın infazını sağlayan geçici bir araçtır. Kişi özgürlüğü ve güvenliğini sınırladığı için çok dikkatli hareket edilmeli, bin düşünerek bir kere karar verilmelidir.

-Suçsuzluk karinesinin esas alındığı,

-Şüpheden sanığın faydalandığı,

-Bağımsız ve tarafsız mahkemelerde doğal hakimlerin görev yaptığı,

-Davaların makul sürede sonuçlandığı,

-Delillerin vasıtasız olduğu,

-İnsana saygının olduğu,

-Kurucu adaleti kuran,

-Yargı denetimine bağlı olan,

-Özel-aktüel-geçici durum gözetmeyen, soyut şekilde uygulayan,

-Ceza yargılamalarında yanlış delille doğru sonuca varılmasının mümkün olmadığını defalarca söyledim. Delilsiz ispatla bir vaka ancak zan ve tahminden ibaret kalır diye kürsüden altını bir defa daha çizmek istiyorum.

-İnsan onurunu koruyan, ceza hukukunun bir cezalandırma hukuku değil, koruma hukukunu benimseyen devletler hukuk devletidir.“

Enerji oyunları-Fikri Sağlar (BirGün)

“Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 25 Eylül 2025’te yaptığı ABD gezisi, çok gürültü koparmıştı… Ayrıca ABD Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın açıklamaları, gezinin hem içeriğinin bilinmesine hem de Türkiye’nin ABD nezdinde hangi konumda olduğunun öğrenilmesine büyük katkı sağlamıştı…

Bu gezi, ABD’nin Türkiye’deki siyasi yöneticileri hangi kefeye koyduğunu, onlar sayesinde Türkiye’yi ticaretten kendisine nasıl bağladığını, geleceğimizin ABD’nin eline neden bırakıldığını anlama fırsatını da verdi…

ABD’nin stratejik ortağı olmaktan uzaklaştırıldığımız, ancak ülke kaynaklarına çökme adına şirin gözükmeye çalıştıkları, biraz tehdit, biraz pohpohlamayla ülkenin elinde avucunda olanı almaya, bize de kendi çıkarlarına uygun vaatler vermeye devam ettikleri tekraren ortaya çıktı…

Yer altı ve yer üstü değerlerimize bu gezide “çöküldüğünü” CHP Genel Başkanı Özgür Özel açıkladı… Kısaca bu gezi, Erdoğan’ın sabırsızlıkla beklediği Beyaz Saray’da ağırlanma hevesiyle birlikte ABD’nin ülkemiz hakkında (!) ne düşündüğünü anlamak adına önemli bir seyahat oldu!

Barrack’ın açıklamasına göre; “Trump, Erdoğan’ı Beyaz Saraya O’na meşruiyet vermek için çağırmıştı…

Bu arada İki lider, Türkiye’nin F-35 programına dönmesi, S-400 alımı sebebiyle uygulanan yaptırımların kaldırılması, Boeing uçaklarının alımıyla ilgili anlaşma ile Suriye ve Rusya ilişkilerini de görüştü (!) …

Can alıcı noktaysa Eskişehir’de bulunan Nadir Toprak Elementlerinin ABD’ye devrinin konuşulduğu, hatta CHP Genel Başkanı Özel’e göre, “dünyanın 2. Büyük rezervinin ABD’ye verilmek üzere olduğu” iddiası, “Meşruiyet verilmesi” nedeni de gözler önüne serdi…

Bu görüşmeler sonrası Enerji Bakanlığı, 2026 yılından itibaren ABD’den yılda 4 milyar m3 olmak üzere toplam 70 milyar dolar ödeyerek sıvılaştırılmış gaz alımına başlanacağını duyurdu…

Verilen değerlerin yanı sıra ABD’ye milyar dolarlar ödeyerek alınan “Meşruiyet” “ülkemize ağır bedeller ödetiyor(!)…”

Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

EtiketlendiMedya
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Önceki Makale Ha bire Amerika’yı keşfetmek
Sonraki Makale Enver Aysever tutuklandı

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

EditörGünlük

Rus sporculara “yarım izin”

Medya Günlüğü
30 Ocak 2026

Mehmet Şüküroğlu çiziyor

Mehmet Şüküroğlu
30 Ocak 2026
Günlük

Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
30 Ocak 2026
EditörGünlük

Kadınlara Taliban işkencesi

Medya Günlüğü
30 Ocak 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?